MERCEK

MERCEK

  • PETKİM’in yüzde 51’lik hissesinin iki milyar elli milyon dolara satılmasını sermaye gazeteleri “rekor fiyat” başlıklarıyla selamladılar ve ihale fiyatının ...


    PETKİM’in yüzde 51’lik hissesinin iki milyar elli milyon dolara satılmasını sermaye gazeteleri “rekor fiyat” başlıklarıyla selamladılar ve ihale fiyatının “piyasa değerini üçe katladığını” belirterek bunu büyük bir başarı olarak gösterdiler. Bunu borsanın bu ihale nedeniyle “patlama yaparak 50 bin sınırına dayandığı” haberleri izledi ve Başbakan Erdoğan bunu miting meydanlarından büyük bir övünmeyle hükümetlerinin başarısı olarak duyurdu. PETKİM’in satılmasını (özelleştirilmesini) ülke kaynaklarının emperyalistlere, uluslararası tekellere ve işbirlikçi holdinglere peşkeş çekilmesi ve kendilerinin mücadeleyle kazanılmış ekonomik-sosyal haklarının gaspı olarak değerlendiren PETKİM işçileri ise, üyesi oldukları Petrol-İş’in yönetiminde buna karşı mücadeleyi sürdüreceklerini açıkladılar. İşçiler, daha önce de seçimlere katılan ve bin türlü yalanla yurttaşlardan oy isteyen sermaye partilerine,” özelleştirme politikalarının ne olduğunu açıklama” çağrısı yaparak, tüm partilerin politikalarını bu açıdan irdeleyerek oy kullanacaklarını dile getirmişlerdi.
    Petrol-İş üyesi PETKİM işçilerinin bu açıklaması, ileri işçinin kapitalistler ve partileriyle işçiler arasındaki çıkar çatışmasının sermaye partileri ve onların bugün hükümet olarak işbaşında olanının politikalarını belirlediğini; işçilerin bu partilerin politikalarını kendi hakları, çıkar ve talepleri bakımından değerlendirerek tutum almaları gerektiği gibi bir uyarıyı da içeriyordu. Bu uyarı ve çağrı, sınıfının çıkarları üzerine sorumluluk taşıyan ileri işçinin tutumunu ifade ediyordu.
    Çeşitli işkollarında direniş halindeki işçi kesimlerinin AKP Hükümeti’nin işçi düşmanı politikalarına dikkat çektiği ve seçimlere katılan diğer sermaye partilerinin de hükümet partisinden farklı içerikte politikalara esasen sahip olmadıklarına işaret ederek bunlara oy verilmemesini istedikleri günlerde, DİSK yönetimi, “CHP’yi destekleme kararı”nı açıkladı. Bir yanda, özelleştirmeye direnen işçilerin, asgari ücretle açlık sınırı altında yaşamaya mahkum edilmekle kalmayan, hiçbir sosyal hakkı da tanınmayan ve hak ettikleri ücretleri dahi ödenmeyen işçilerin sermaye partilerine karşı mücadele çağrısı vardı. Öte yanda kendilerine bir de “devrimci” sıfatını uygun gören sendika üst bürokrasisinin şoven ve ırkçı karakteri son dönemlerde daha da belirgin hale gelen sistem partilerinden birine destek kararı! Bir yanda, bizzat yaşayarak ve sınıf kardeşlerinin yaşadıklarını görerek özelleştirmenin işsizlik, sosyal hak kaybı, çalışma koşullarının kuralsızlaştırılmasından soyutlanarak değerlendirilemeyeceğini ve çalışma ve yaşama koşulları; ekonomik-sosyal haklar bakımından örgütlü mücadeleyle elde ettikleri kazanımlarının bir darbeyle ortadan kaldırılması gibi bir saldırıyla karşı karşıya olduklarını düşünen işçilerin tutumu vardı; öte yanda IMF-Dünya Bankası ve TÜSİAD tarafından dayatılan ve sadece hükümet partisinin değil CHP’nin ve öteki tüm sermaye partilerinin de sürdüreceklerini esas olarak taahhüt ettikleri politika ve programlara destek kararı.
    Kuşkusuz Türk-İş başta olmak üzere sendika üst bürokrasisinin sermaye partilerine yedeklenen politikası biliniyordu. Hak-İş zaten hükümet partisinin yedeğindeydi. Sendika patronları, burjuvazi yararına bir sınıf politikası sürdürüyorlardı ve işçileri de bu politika doğrultusunda mücadeleden sadece alıkoymuyor, eğitiyor ve kazanmaya çalışıyorlardı. Bunda hayli başarılı oldukları da bir gerçekti. Burjuva sendikacılığının hükümetler, devlet ve sermaye partileriyle işbirliği içinde sürdürdükleri bu politikanın sonuçlarından biri de sendikal örgütlerin güç kaybının “doğal bir durum” sayılmasıydı vb.
    Ancak, DİSK yönetiminin ırkçı-şoven bir partiyi, üyesi işçilere “seçenek” olarak göstermesi, ve diğer sendika üst yönetimlerinin de AKP-MHP-DP gibi demokrasi karşıtı, emperyalizm ve işbirlikçi burjuvazi yanlısı şoven milliyetçi partileri desteklemeye devam etmeleri, işçi sınıfının -tüm kesimleriyle- karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi daha iyi görmesi için bir uyarı görevi de görebilir. Bunun için toplumun tüm sınıflarının birbirleriyle, tüm partilerle ve devletle ilişkilerinin sergilenmesini de içeren devrimci teşhir ve ajitasyonun seçim ortamından da yararlanılarak yoğunlaştırılması ve yaygınca sürdürülmesi gereklidir. İzmir’de belediye işçilerinin talep ettikleri üzere, fabrika, işletme, sanayi kompleksi, organize sanayi bölgeleri, işçi-emekçi semtleri; kısaca kent ve kır yoksullarının tüm kesimleri içinde gerçeklerin açıklanmasını içeren bir faaliyete ihtiyaç vardır. İşçi sınıfı ve emekçilerin talepleri karşısında sermaye partilerinin ikiyüzlü istismarı ve gerçekte izlediği düşmanca tutumun en geniş kesimler tarafından anlaşılacağına hizmet eden bir çalışma. Seçim çalışmasının en önemli kazanımlarından biri bu olacaktır.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net