EKONOMİ ve POLİTİKA

  • Küreselleşme politikalarının doğal sonucu olarak tüm çevresel konumlu ekonomiler ve bu arada Türkiye üzerinde de çok tehlikeli oyunlar sergilenmektedir.


    Küreselleşme politikalarının doğal sonucu olarak tüm çevresel konumlu ekonomiler ve bu arada Türkiye üzerinde de çok tehlikeli oyunlar sergilenmektedir. Oynanan “oyun”un ne olduğunu şöylece açıklayabiliriz: Küreselleşmeye mutlak uyum sağlama yolunda ilerleyen Türkiye’de kürsel sömürgeci politikaların kesintisiz bir şekilde uygulanması zorunlu görülmektedir. Bu politikaların toplum üzerindeki etkisi yoksullaştırma şeklinde olduğundan, söz konusu sömürgeci politikalar uygulanırken, bu politikaların halk üzerindeki yoksullaştırıcı etkilerinin giderilmesi gerekmektedir. Bu amaçla devreye sokulması gereken cemaatçi ve siyasal dincilik politikalarına en yatkın parti ise AKP’dir. Hal böyle olunca, dış sömürgeciler ve içeride burjuvazi AKP’nin hiç değilse bir dönem daha iktidarda kalmasını arzulamaktadır.
    2007 seçimleri Türkiye üzerinde Batılıların projesinin uygulanması için çok önemli tarihsel bir fırsat sunmaktadır. Tarihin Batılılara sunduğu bu fırsat, aynı zamanda, halkımız içinde yeni bir “Kurtuluş Savaşı” zorunluluğu oluşturmaktadır. Türkiye’de uzun yıllardan beri alt-yapısı oluşturulan cemaatçilik ve ılımlı İslam akımlarının güçlendiği, IMF’nin ekonomiyi sıkı bir denetim altına aldığı, tüm bu politikaların hem burjuvazi hem de muhafazakar taban tarafından desteklendiği ve âdeta ülkede siyasî alternatifsizliğin oluşturulduğu böyle bir dönem, dış sömürgeciler ve burjuvazi için iç siyaset yoluyla Türkiye’ye hakim olmada inanılmaz bir tarihsel fırsat sunmaktadır.
    Bu fırsatın değerlendirilmesi bağlamında yapılacak tek şey AKP iktidarının devamını sağlamak, bunu garantilemek için de olası karşıt oyları olabildiğince parçalamak, böylece açığa çıkan oyları AKP’ye boca ederek, partinin parlamentodaki sandalye sayısını olabildiğince yüksek tutmak ve muhalefeti de olabildiğince parçalamaktır.
    Bağımsızları siyasete sokan projeye göre, bu adaylar sol adına Meclis’e giriyorlar. Bu sav iki açıdan tartışılmaya açılmalıdır. Bu adaylar toplumun karşısına çıkıp sol kavram ve ideolojisinden ne anladıklarını açıklamalıdırlar. Sol ideoloji kimsenin kafasına göre değişik yorumlara tabi olamayacağı gibi, sadece lafla yetinenlerin ağzında sakız olma düzeyine de çekilemez. Sol bir sistemdir ve kapitalizmden farklı mülkiyet ilişkisi üzerinden yürür. Bu nedenle, yerleşik kapitalist ilişkilere dokunmadan sol politikaları tartışmak olası olmadığı gibi, doğru da değildir! Doğrusu, şimdiye kadar hiçbir bağımsız adaydan mülkiyet ilişkisi ile ilgili bir tek cümle duymadık. Açıkça görülüyor ki, bu projenin bir amacı da sol ideoloji ve politikanın içini boşaltmak ve parlamentoda uğrayacağı yenilgiyi de “sol”a fatura ederek, “sol”u halkımızın gözünde değersizleştirmektir! Böylece, Batı’nın sadık siyasetçisi AKP’ye de büyük bir hizmet sunulmuş olur!
    Bağımsız adaylarla ilgili bir başka nokta da, söz konusu adayların Kürt sorunu ya da azınlıklar sorununda demokratik açılım getirecekleri söylemidir. Keşke böyle bir şans olabilse idi! Tüm bu sorunlar üzerinde tabiatıyla söylenecek çok şey ve yapılacak tonla iş olabilir, ama kapitalist sistem içinde ve her iki tarafta da mikro milliyetçiliğin çılgınca yükseltildiği böyle bir ortamda bu pek olası gözükmüyor. Doğu ve Güneydoğu’ya şimdiye kadar yatırım yapılmamış olması salt siyasal bir basiretsizlik midir, yoksa batıya yerleşmiş burjuvazinin tercihi midir!
    Eğer, bu sorunun yanıtı görece ikinci konuya bağlı ise, bundan sonra burjuvazi o bölgelere yatırım yapmayı mı, yoksa, biraz sıkılarak ve sinsi tavırlarla da olsa, federatif sistemi mi tercih edeceği daha güçlü bir olasılıktır! Eğer Türkiye’nin federatif sisteme geçmesi ABD’nin ve Batının tercihi ise, “milli”(!) burjuvazi batının ağzına mı bakacaktır, yoksa sol ideolojide birleşip, kaderde-kıvançta bir halklar topluluğu oluşturarak bu bölgeden emperyalistleri kovma savaşına mı gönül verecektir. Ne hazindir ki, batılıların bağımsızlara, kendi çıkarı doğrultusunda çözdüreceğini planladığı Kürt ve/veya azınlıklar sorununa(!), halkımız kadar Kürt halkı da gerçek özgürlük ve çözüm olarak bakabilecektir!
    Ne sol konusu ne de azınlıkların hakkı ve gerçek anlamda demokrasi ve özgürlükler sorunu bu çerçevede ve böylesi yaklaşımlarla çözülebilir. Söz konusu sorunlar kapitalizmin doğal sonucu olarak, şimdiye dek çözülemedikleri gibi, bu sistem devam ettiği ve hızlı kalkınmanın yapılamadığı sürece salt konuşma ile çözülebilecek konular da değildir. Böylesi sosyetik sözde çözümler tüm halkları aldatır, onlara zaman kaybettirir, fakat tam da böylesi oyunlar üzerinde politika oluşturan batılı sömürgecilere ve onların içerideki işbirlikçilerine zaman ve manevra alanı kazandırır. Bakalım, oyuncular rollerini ne kadar başaracaklar ve bunu vicdanlarına nasıl yedirecekler!
    İzzettin Önder
    www.evrensel.net