08 Temmuz 2007 00:00

Santral değil rafting…

Kaçkar dağlarının Karadeniz’e bakan yamaçlarındaki derelerin birleşmesi ile oluşmuş, gürül gürül akan bir dere.

Paylaş

Kaçkar dağlarının Karadeniz’e bakan yamaçlarındaki derelerin birleşmesi ile oluşmuş, gürül gürül akan bir dere. Suyunun akış hızı kadar, adı da ürkütücü; Fırtına… Fırtına Deresi’nde rafting yapmanın ayrı bir heyecanı olacağı muhakkak. Fırtına Deresi’nin çay bahçeleri içerisinden geçen, üzerindeki kemer köprülerle süslü parkurunda rafting heyecanının yanı sıra doğal güzelliklere ve yeşile tanık olmak da mümkün.
Rize’nin ilçelerinde süren Yeşil Yayla Festivali düzenleyicileri bu güzellik ve heyecanı katılımcılarına yaşattı. Etkinlik Doğu Karadeniz Dağcılık Klubü’nün (DOKADAK) öncülüğünde gerçekleşti. Festivalin bu etkinliğine katılmak isteyenler önceden rezervasyonlarını yaptırmışlardı. DOKADAK Eğitim Merkezi’nin önünde toplanıldı. Rafting ekipmanları giyildi. Kulüp üyelerinden Mustafa Duyan, çoğu hayatlarında ilk kez bu sporu yapacak olan katılımcılara taktikleri vermeye başladı: “Bottan düşerseniz, sırt üstü yatın. Kalkmaya çalışmayın, aksi halde dizlerinizi taşlara vurursunuz”. Bir başka kulüp üyesi ekip ruhuyla hareket etmenin önemini anlatarak komutları bildiriyor: ”Hey diye bağırdığımda, hep birlikte ‘hop’ deyip küreklerinizi suya daldıracaksınız. Küreklerinizin açısı gösterdiğim gibi olacak…”
İbadet gibi…
Botlar azgın Fırtına’nın suyuna inilmeden önce yine tulum şişiyor. Ve izleyici, raftinge katılacak olanlar başlıyorlar horana. Bir teze göre Karadenizliler, önemli işlerinden (Ekini biçmek, denize açılmak vb.) önce tulum eşliğinde saatlerce oynarlarmış. Bir ayin aleti işlevi görürmüş tulum. Rivayet odur ki, o yüzden tuluma uzun süre, “gavur çalgısıdır” denilip itibar edilmemiş. O tulum ki, şimdi Doğu Karadeniz’in en doğusundakilerin vazgeçilmezi… Festivalin her etkinliğinde bu vazgeçilmezlik hayata geçiriliyor. Hiç fark etmiyor karikatür sergisi ya da rafting. Şişiyor tulum başlıyor horon, “ibadet” eder gibi…
“İbadet” bitiyor. İniyor botlar, acemiler gözetilerek, Fırtına’nın nispeten durgun yerinden veriliyor start. Yaşları 7 ile 70 arasında değişen takım elemanlarından yükseliyor sesler, “hey- hop”, “hey- hop.”
Yaşama elektrik vermeyelim
Basın olarak araçlarla varış noktasına botlardan önce varıyoruz. İlk kez böyle bir deneyim yaşanlardan birine, Necla İret’e soruyoruz yaşadıklarını… “İstanbul’dan geldim. Birçok arkadaşım ‘Fırtına korkunçtur, boğulanlar olmuş. Gitme, deli misin gibi’ laflar etti. Ama ben İstanbul’dan arayıp rezervasyon yaptırdım. İyi ki de gelmişim. Müthiş heyecan verici bir duygu… Fırtınanın daha hızlı aktığı dönemde ya da daha akıntılı parkurunda yeniden bu heyecanı yaşamak istiyorum.”
Fırtına Derisi üzerine elektrik santrali yapılmak istenmesine oldukça öfkeli olan İret, “Bu güzel doğanın dengesini korumak lazım. Burada insanlar yaşamın güzel yönlerini doğasıyla sporuyla yaşamalı. Bu dereye elektrik santrali yapmak yaşama elektrik verilmesidir. Yaşamımıza işkencedir. Daha çok geleceğiz. Daha çok rafting ve doğa sporları yapacağız” diyor. Kendisi de yörenin çocuğu olan, Arhavili Üniversite öğrencisi Nihal Aksoy, “Bölgeden biri olmama rağmen ben bile böylesine güzel bir vadinin olduğundan haberdar değildim. Beni bile hayrete düşüren bu yerler katledilmemeli özellikle korunmalı” diyor.
Bota binmeden önce korktuğunu söyleyen ve heyecanını yatıştırmak için işi şakaya vurup arkadaşlarıyla “helalleşen” Emre Pehlivanlar ise bundan sonra arkadaşlarına buraları tavsiye edip gelmelerini sağlayacağını söylüyor.
Küçük raftingçilerden Esin Kaymak aslında özetliyor işi: “Ben üçüncü kez yapıyorum bu işi yaptıkça daha çok hevesleniyorum. Babam iyi ki İstanbul’dan beni buraya getirdi. Ben elektrik istemiyorum. Burada tatil yapmak istiyorum.”
2003’ten beri faaliyet sürdüren DOKADAK Başkanı Hasan Önder, Kaçkarlarda sporlarının ve ekolojik turizmin geliştirmesi için hizmet verdiklerini, bölge ekonomisine katkı sunduklarını söyleyerek, santral yapmayı düşünen yetkililerden bölgenin ekolojik potansiyelini ve güzelliğini düşünerek duyarlılık beklediklerini belirtiyor.
Atölye çalışmaları
Doğu Karadeniz Bölgesi sözlü kültür geleneği açısından zengin bir bölge olması nedeniyle festival komitesi etkinliklere sözlü tarih çalışması eklemiş. Sözlü tarih çalışması yapmak isteyenlere bu işin nasıl yapılabileceğini Tarih Vakfı’ndan Gülay Kayacan anlattı. Sözlü tarihin, tarih çalışmalarının demokratikleşmesine katkı sunduğunu iktidar tarih ilişkisindeki egemenliği kırdığını söyleyen Kayacan, gençlere öykü, yemek, türkü yönelik çalışmalarının sözlü tarih sayılabilmesi için kullanmaları gereken teknik hakkında bilgiler verdi.
Bülent Falakaoğlu
ÖNCEKİ HABER

Londra’da coşkulu festival

SONRAKİ HABER

‘Birleşik Krallık yeni bir anlaşma istiyorsa Brexit'i ertelemeli’

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa