09 Temmuz 2007 00:00

AKP emekçi için sağlık istemiyor

AKP, iktidara geldiği günden bugüne sağlık alanında büyük dönüşümlere yol açan politikaları hayata geçirdi. IMF destekli sağlıkta dönüşüm programı ile sağlık sektörünü ticarileştiren hükümet döneminde, özel hastanelerin sayısı eskisine göre onlarca kat arttı

Paylaş

AKP, iktidara geldiği günden bugüne sağlık alanında büyük dönüşümlere yol açan politikaları hayata geçirdi. IMF destekli sağlıkta dönüşüm programı ile sağlık sektörünü ticarileştiren hükümet döneminde, özel hastanelerin sayısı eskisine göre onlarca kat arttı. Hazırladığı, ancak yasalaştıramadığı Genel Sağlık Sigortası (GSS) ile de emekçi halkın sağlık hizmetlerinden yararlanmasını engellemeyi amaçlıyor.
İstanbul Tabip Odası (İTO) Sağlık Politikaları Komisyonu Üyesi Osman Öztürk ile 4.5 yıllık iktidarı döneminde AKP’nin sağlık alanındaki uygulamalarını konuştuk:

AKP iktidara gelmeden önce Türkiye’de sağlık alanı nasıl işliyordu? Neler değişti?

Sağlık alanı AKP iktidara gelmeden önce de çok problemli bir alandı. 12 Eylül darbesinden sonra sağlıkta bir dönüşüm harekatı başladı. İktidara gelen bütün siyasi partiler, sağlık alanının piyasaya açılması için çalışmalar yapıyordu ancak çok yavaş ilerliyordu. Bu konuda ilk radikal adım, 1992’de DYP-SHP iktidarı döneminde atıldı. Genel Sağlık Sigortası, Aile Hekimliği, hastanelerin ticarileştirilmesi gibi reform paketleri hazırlandı. Ancak bu partilerin ömrü, bu reformları yasalaştırmaya yetmedi. Ondan sonra gelen hükümetlerin programlarında da vardı ama hayata geçiremediler. Aile hekimliği ile ilgili birkaç pilot bölge seçildi ama uygulamaya geçmedi. Fakat bu süreçte kamu hastaneleri döner sermaye üzerinden iş yapmaya başladı, hükümetlerin yatırımları kesilmişti.
AKP iktidarında sağlıktaki neoliberel politikalar hızlandı. Önceki hükümetler parça parça yapmaya çalışıyorlardı. AKP 2002’de iktidara geldi, 2003’te Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı hazırladı. Ve bunları hayata geçirmek için yasa tasarıları yaptı.
AKP bunları hayata geçirmek için SSK hastanelerini sattı, aile hekimliği ile ilgili 11 pilot il seçti. Hastanelerde performansa dayalı bir ücret sistemi getirdi, özel hastaneleri teşvik etti. Yapmaya çalıştığı uygulamaları tam anlamı ile yapamadı. Onlar açısından en başarılı olanı SSK hastanelerinin satılması oldu. Aile hekimliği konusunda pilot bölgeleri belirledi. Düzce’de 2 ay denedi başarılı olamadı, kaldırdı. Aile hekimliğinin olmazsa olmazı olan sevk sistemini hâlâ kuramadı. GSS’yi 2008 Ocağı’na erteledi.

SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi halka nasıl yansıdı?

SSK’lar devredilirken hükümetin propaganda malzemeleri nelerdi bunlara bakmak lazım. Vatandaşa “SSK’lılar sadece kendi hastanelerine gittikleri için tedavi olmakta zorlanıyorlar. Bütün hastanelere gideceksiniz” dediler. SSK’lar sıkıştırılmışlardı, açılınca diğer kamu hastanelerinin de durumunun çok farklı olmadığını gördük. Özellikle hastane kuyruklarında bir azalma oldu. Çünkü önceden sadece SSK Okmeydanı’na gidilirdi, şimdi her yere gidiyorlar. Bir de telefonla randevu sistemi başladı. İnsanlar randevu alamadıkları için uzun kuyruklar oluşturmuyorlar. Önceden gelip kuyrukta bekliyordu, şimdi hiç gelmiyor. İlaç bulma konusunda bir rahatlama oldu. SSK’lıların bütün eczanelerde ilaç almaları sağlandı. Bu olay daha önce ise şöyleydi: SSK’lar, ülke nüfusunun yüzde 50’sine hizmet verirken, eczanelerin sadece yüzde 8’i SSK’lılara hizmet veriyordu. Ancak Eczacılar Birliği bu oranı yukarıya çekmek için Sağlık Bakanlığı ile bir protokol imzalamıştı. Zaten bu sayı artacaktı.
Orada SSK’lılar çok zararlı çıktı. Evet daha kolay ilaç alıyorlar ama çok daha fazla katkı payı ödüyorlar. Mesela aynı ilaçtan piyasada 10 tane var, en ucuzu diyelim ki 10 YTL, en fazlası 20 YTL. SSK’nın anlaşması gereğince bu ilacın yüzde 10’unu ödüyordu, şimdi 10 YTL’in üzerindeki ilaca yüzde 22.5 katkı payı ödüyor. Önceden ne kadar olursa olsun aldığı ilacın yüzde 10’unu ödüyordu. Şimdi fiyata göre ödediği katkı payı da değişiyor. İlaca kolay ulaşıyorlar ama daha fazla ücret ödüyorlar.

Sağlıkta Dönüşüm Programı ile AKP neyi amaçlıyordu?

Onlar sağlık hizmetlerini düzeltmeyi amaçladıklarını söylüyorlardı. Kendileri açısından en güzel göstergesini bugünlerde yaşıyoruz; SSK’lılar ve Bağ-Kur’lular üniversite hastanelerine gidebilecekler. Onların hazırladığı sisteme göre birinci basamak aile hekimliği, ikinci basamak devlet hastaneleri ve son olarak da üniversite hastanelerine gidebilmeleriydi. Dünyanın neresinde olursa olsun, isterseniz birinci basamağı aile hekimliği, ikinci basamağı devlet hastaneleri, üçüncü basamağı üniversite ya da özel hastane yapın, ama sevk sistemini oluşturmadan bunlar uygulanamaz.
Bu bile gösteriyorki sağlık hizmetini 4.5 yıl öncekinden daha kolay, ulaşılabilir bir hale getirmedi. Ama ne oldu, sağlık harcamaları çok arttı. 2002’de 11 milyar dolar iken 2004’te 14 milyar dolara çıktı sağlık harcamaları. SSK’ların devri ile birlikte harcamalar daha da arttı. Bu kadar harcamalarda artış olmasına rağmen hizmette bir düzelme olmadı. Hastanelerde acil ve poliklinik hizmetleri sağlık hizmetinin geneli açısından çok önemli bir yere sahiptir. Sağlık hizmetlerinin düzelip düzelmediğini görmek için buralara bakmak yeterli olacaktır. Acili iyi işliyorsa hastane de iyi işliyordur. Şimdi giriyorsun acil servislere, eskiden daha kötü. Sonuçta toplam hastane sayısında bir artış olmadı, personelde artış olmadı. Aynı sıkıntılar sürüyor. Ama bu arada özel sağlık müthiş büyüdü. İsim vermekte sakınca görmüyorum. Mesela AKP’li bir politikacı Gaziosmanpaşa’da Sultan Hastanesi’nin ortaklarından biriydi. Oranın yatak kapasitesini üçe dörde katladı, Bahçelievler’de hastane açtı, Bursa’da açtı. Hedefinin ilk olarak 30 hastane açmak, daha sonra 81 ile gitmek olduğunu söyledi. 200-300 milyon YTL’lik cirolar yapmaya başladı özel hastaneler. 1980’e kadar İstanbul’da özel hastane sayısı çok azdı. Hatta Amerikan Hastanesi gibi azınlık hastaneleri vardı. AKP döneminde kamudan özele müthiş paralar aktı. Özel hastaneler hem vatandaştan hem de devletten para alıyorlar. Özel hastaneler bu kadar kıymetli hale gelince yönetici transferleri de gündeme oturmaya başladı. O onu kaptı, bu bunu kaptı.
AKP döneminde koruyucu tedavi hizmetleri geliştirilmediği gibi daha da geri gitti. Türkiye’de 15 bin hasta tespit edildi bu kapsamda. Dünyanın birçok ülkesinde koruyucu sağlık hizmetleri ile 100 binlere kadar hastanın tespit edildiği yerde, Türkiye’de bu rakamın 15 bin çıkması, burada hasta olmadığı değil tespit edilemediği gerçeğini gösterir. Çünkü baksanıza, Manisa’da çocuk ölümleri oldu. Malatya’da çocuklar sudan zehirlendi, kırım-kango hastalığından insanlar öldü. Bu yaşananlar bulaşıcı hastalıkların tespitinin yapılamadığının göstergesidir. Yoğun bakım ünitelerindeki sorunu çözemediler. Yoğun bakım hastanız olmaya görsün. Paranız da olsa sosyal güvenceniz de olsa yoğun bakımları kullanamıyorsunuz. Sağlık sektörünü piyasaya tam olarak açamadılar, ama çok büyük adımlar attılar. Hem özel hastaneleri çoğalttılar, hem de kamu hastanelerini göçerttiler.

Genel Sağlık Sigortası halk açısından neler getirecek?

GSS, pirim gün sayısını 9 bin güne çıkartıyor, sağlık hizmetlerini ticarileştiriyor, emekliliği hayal hale getiriyor. Anayasa Mahkemesi bu yasayı geri gönderdi. Anayasa Mahkemesi kararını vermeden önce okudu, memurlarla ilgili kısmını durdurdu, diğer çalışanlar açısından uygun gördü. 18 yaş altı ve 45 yas üstü hastalar giderlerin yüzde 50’sini ödeyecek, kalp, kanser gibi hastalıkları Sosyal Sigortalar Kurumu ödemeyecekti. GSS gerçekte asgari sağlık sigortasıdır.
Hükümet niyet mektubunda söz vermişti, ‘katkı paylarını artıracağız’ diye. Yasa kabul edilmeden önce katkı paylarını artıracaklar. Eğer GSS yürürlüğe girecek olursa, devletin yürüttüğü sosyal güvenlik kurumlarının her türlü hastalığı gündemden çıkartabileceği, katkı paylarını artırabileceği bir sistem kurulacak. Yoksul olan, kayıt dışı çalışan insanların yararlanamadığı, aylık geliri 135 YTL’nin üstünde olanların kullanamayacağı bir sistem getiriliyor. Sınırlı hizmet veren, katkı paylarını artıran bir sistem oluşturuluyor.

Sağlık hakkı için işçilerin tavrı ne olmalı?

AKP oy isterken 27 Nisan muhtırası nedeniyle mağdur olduğunu ve desteklenmesi gerektiğini söyleyecek. Evet doğrudur, askerlerin siyasete müdahalesi kabul edilmemeli ama başka bir şey daha var: AKP, 4.5 yıldır halkın yüzde 45’inin Meclis’e yansımadığı bir iktidar kurdu. 4.5 yıl boyunca baktığınız zaman, kendisi gibi düşünmeyen partilere, siyasi güçlere, sendikalara ve emekçilere yönelik bu gücü pervasızca kullandı. Hak hukuk, adalet gibi hiçbir şey yapmadı. Biz bunu sağlıkta çok iyi yaşadık. Daha önce de şikayet ederdik, ama ilk kez bu dönemde söyledik; kamu sağlık kurumlarında kadrolaşma işgale dönüştü. Kimsenin aklından bile geçirmediği ölçüde, mahkeme kararları olmasına rağmen işgale dönüştü. Kimseyi dinlemeden hepsini yaptı. Karşı çıkanları cezalandırdı, şimdi kendisi tokat yiyince mağdur olduğunu söyleyerek oy istiyor. Başkasının hakkına, hukukuna saygı göstermeyenlerin, kendi haklarına saldırı olunca da destek istemeye hakları yoktur. Üç gün önce muhtıra yemiş bir hükümet, 1 Mayıs’ta panzerlerle saldırdı emekçilerin üzerine. Bunu görmek gerekiyor. İnsanları yoksullaştıran, gelir dağılımını eşit yapmayan bir program uyguladı. Bu programı uygulamaya devam edecek bir partiye oy vermemek gerekiyor. 4.5 yılda sağlık alanında çok değişiklik yaptılar ve eğer iktidara gelirlerse bu değişikleri tamamlayacaklar ve halkın sağlık hizmetinden yararlanamayacağı bir sistem kuracaklar. Bu nedenle oy vermemek gerekiyor! (İstanbul/EVRENSEL)
Gökhan Durmuş
ÖNCEKİ HABER

YAŞADIKÇA

SONRAKİ HABER

Bursa'da mahallelinin arsenikli su tepkisi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa