09 Temmuz 2007 00:00

EMEK DÜNYASI

Hükümet, seçim telaşı, işçilerin karşı eylemi, sendikaların baskısı, “seçim zamanı bunu yaparsam oy kaybederim”e takılmadan, yerli ve yabancı büyük sermayeye ve IMF-TÜSİAD programına her şart altında sadakat göstereceğini kanıtlarcasına, büyük bir gözü karalıkla PETKİM’in yüzde 51 çoğunluk hissesini Kazak-Rus ortaklığı olan TransCentralAsia’ya sattı

Paylaş

Hükümet, seçim telaşı, işçilerin karşı eylemi, sendikaların baskısı, “seçim zamanı bunu yaparsam oy kaybederim”e takılmadan, yerli ve yabancı büyük sermayeye ve IMF-TÜSİAD programına her şart altında sadakat göstereceğini kanıtlarcasına, büyük bir gözü karalıkla PETKİM’in yüzde 51 çoğunluk hissesini Kazak-Rus ortaklığı olan TransCentralAsia’ya sattı. Bu satış, piyasalar tarafından ve patron camiası tarafından sevinçle karşılandı. Borsa “50 bin”e vurarak kepini havaya attı.
Ama gel gör ki pek çok başka yerli özelleştirme patronu gibi, bunların da sermayelerin kaynağı karanlıktı. ‘90’lı yıllarda özelleştirmenin yıldızları Hayyam Garipoğlu, Uzanlar, Evciller gibi PETKİM’i alanların da milyar dolarla anılan servetlerini nereden elde ettikleri görünmüyordu. Bu firmanın ortaklarından eski Kazakistan Enerji Bakanı da bizde enerji bakanlığı yapmış her zatın Yüce Divan’da yargılanıyor olması gibi, yargılanmış ve cezalandırılmıştı!
Milliyetçi odaklar ve medya; özelleştirmenin “ulusalcı” savunucuları, özelleştirmeye değil ama pek hoşlarına giden böyle milliyetçi yanı öne çıkararak ihalenin “araştırılmadan yapılmasına” karşı çıkıyorlar. “Efendim Rus denilen ortak aslında Ermeniymiş; Ermeni Diasporası’nın önemli adamlarındanmış! Kazak denilen aslında Amerika’daki Yahudi lobisinin finansörlerinden bir Yahudiymiş, Hatta bazı ortaklar Rum çıkmış; üstelik Kıbrıs Rumu!” Yani “konsept”teki düşmanların tam olması için bir Barzani’nin kasası denecek Kürt eksik!
Sen, ülke ekonomisinin kilit sektörlerinden petrokimyada tekel olan bir kuruluşu yabancı bir konsorsiyuma satacaksın; bu satışı “ekonominin gereği”, “dünya ekonomisine entegrasyon”, “büyük ekonomik başarı” olarak propaganda edeceksin, sora da adamlar Ermeniymiş, Rummuş, Yahudiymiş diye vatandaşın ırkçı-milliyetçi bir çizgiden kafasını karıştıracaksın! Ya da aslında uluslararası tekellerin, rantiye karakterli; kaynaklarının karanlık, şu ya da bu lobinin, şu ya da bu politikanın arkasındaki güç (finansör) olduğu gerçeğini karartıp, sadece bu Ermeni+Rum+Yahudi konsorsiyumunun böyle kötü, değerlerinin “iyi olduğu” konusunda hayaller yayıp gerçeğin üstünü milliyetçilik ve ırkçılık gösterisiyle örtemeye çalışacaksın!
Olmaz böyle şey!
Çünkü burada esas olan, satılan kurumu alan firmanın ülkesi, sermaye sahiplerinin özgeçmişleri değildir. Hatta burada önemli olan, hangi ülkenin firmasından öte alıcının “yerli sermaye mi” “yabancı sermaye mi” olup almaması da değildir. Asıl olan özelleştirmeye karşı çıkmaktır. Çünkü uluslararası sermaye güçleri, dünya egemenliği stratejilerinin koçbaşı olarak özelleştirmeyi kullanmaktadırlar ve özelleştirmeye karşı çıkış noktası da bu olduğu ölçüde karşı çıkmak önem taşımaktadır. Aksi halde; “yabancılar” hele “Türk düşmanı yabancılar”a karşı çıkarken, Türk firmalarına yapılan özelleştirmeleri desteklemek (ehveni şer görmek) ya da “Türk düşmanı olmayan yabancılar”a yapılan özelleştirmelere tepki göstermemek, sadece milliyetçilerin değirmenine su taşır. Dahası bu yol, özelleştirmeyi de engelleyen değil teşvik eden, ona karşı mücadele eden güçleri kendi içinde bölen bir dayanak olarak rol oynar. Bunun en yakın örneği Oyak’tır. “Oyak milli sermaye ordumuzun firması diye Erdemir’i Oyak’a verme kampanyası açanlar, Oyak Bank’ın bir gecede Hollanda firmasına satılmasıyla kıç üstü oturmuşlardır. Bu bir talihsiz rastlantı değildir. Ve Oyak yöneticilerinin bu iktisat cahili milliyetçi takımına verdiği; “Oyak kârına bakan bir sermaye kuruluşudur. Sizin takıntılarınızla bir ilgisi yoktur” dersi de yanlış kişiler vermiş olsa da doğru bir derstir.
Bugün de özelleştirmeye karşı mücadele eden antiemperyalist güçlerin, sendikaların, emek örgütlerinin çıkış noktası, özelleştirmeye katılan firmaların ülkeleri, “iyi hal kağıtları”nın olup olmaması ya da sahiplerini “Türkiye ve Türk dostluğu”, “yerliliği”, “yabancılığı” değil kime yapılıyor olursa olsun özelleştirmenin her biçimine karşı çıkmayı başarmaktır. Bunu yaparken en önemli dikkat noktalarından birisi de halkları birbirine düşman ederek (PETKİM’de Ermeniler, Yahudiler, Rumlar “Türk düşmanı” olarak gösterilmiştir, gösterilmektedir) Türkiye’nin en gerici güç odaklarına malzeme sağlayan milliyetçiliğin oyununa düşmemektir. Bu yüzdendir ki PETKİM’i alan firmanın menşei ve sahiplerinin etnik kökeni (Ermeni, Rum ya da Yahudi olması) önemli değildir. Önemli olan, özelleştirmenin emperyalizmin dünya egemenliği stratejisinin işçi sınıfının kazanımlarına, halklara, ülkelerin ulusal ekonomilerine yönelttiği bir saldırı olmasıdır ve bu saldırıya karşı çıkmaktır. En az bunun kadar önemli olan bir diğer yan da, bu mücadele içinde işçi sınıfının ve emekçilerin; kapitalist sistem, tekellerin stratejisi, işçi sınıfının kendi dünyasını kurma mücadelesi ve özelleştirmeye karşı mücadele gibi konularda doğru bilinçlenmesi için gereken hassasiyeti göstermektir. Bu da sınıfın ileri unsurlarına, sınıftan yana sendikacılara ve sınıf partisine düşen bir görevdir.
İhsan Çaralan
ÖNCEKİ HABER

Avcı: Sadece DTP’nin adayı değilim

SONRAKİ HABER

Yüzlerce geyik öldüren avcıya hapis ve ayda 1 kez Bambi izleme cezası

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa