10 Temmuz 2007 00:00

GERÇEĞİN GÖZÜYLE

Kitaplığımı karıştırırken 1995 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmış, medya üzerine ilginç analizler içeren Belçikalı akademisyen ve iletişimci Armand Matterlart’ın“Beyin İğfal Şebekesi” adlı yapıtı gözüme çarptı.

Paylaş

Kitaplığımı karıştırırken 1995 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan çıkmış, medya üzerine ilginç analizler içeren Belçikalı akademisyen ve iletişimci Armand Matterlart’ın“Beyin İğfal Şebekesi” adlı yapıtı gözüme çarptı. O yıllarda elimden düşürmediğim, katıldığım toplantılarda sıkça üzerinde durduğum ve alıntılar yaptığım bir çalışmaydı. Sonraları nedense başka okumalar arasında başvurma gereği duymamışım. Şimdi yeniden sayfalarını çevirdikçe kitapta anlatılanların tam da günümüz medyası ile örtüştüğünü görerek biraz şaşkınlığa düştüm. Ya bizim toplumda ilerleme bir arpa boyu yol almakla ölçülüyor ya da çok uluslu sermayenin batılı ülkelerde yıllar önce başlattığı okuru, izleyiciyi sıradanlaştırma programları ülkemize gecikmeyle yansıyor. Şöyle bir düşündüğümde her iki olasılık da aykırı gelmedi pek.
Matterlart, yükselen değerlerin gözde mesleği reklamcılığı öne çıkarıyor çalışmasında. Bireyleri standart beyinler haline getirme yolunda reklam sektörü ile gazeteler ve televizyonların ortak çabalarına, bu alana harcanan büyük bütçelere değiniyor. Sektörün bireyci seçkin girişimcilerinin gazete haberlerini sulandırmada, magazinleştirmede, örtülü reklam kullandırmadaki maharetlerini göz önüne sererken; televizyonlarda sayıları her gün biraz daha artan pembe dizilere, marka ile özdeşleştirilen ayrıcalıklı olma temalarına, niteliksiz yarışma programlarına dikkatimizi çekiyor. Beylik deyimle ‘reklam arası haber ve programları’ bir kez daha anımsatıyor bize. Kısaca reklam sektörünün önlenemez yükselişinin bu sektörü siyasi bir erk haline getirdiğini vurguluyor. Matterlart görüşlerini; Amerika Birleşik Devletleri’nde 1980’li yıllarda ortaya atılan, tüm ülkelere özellikle de üçüncü dünya ülkelerine yutturulmaya çalışılan “İktisadi Aklın Rönesansı” doktrinini baz alarak “Siyasi erk” kavramına açıklık getiriyor. Doktrinin ünlü “eşitlik yerine özgürlük” sloganından yola çıkarak şunları söylüyor. Özetleyerek aktarıyorum:
“ . . . Şirket değerlerinin fiilen yükselişi ile birlikte özel sektör aktörleri anayasaya ‘Ticari İfade Özgürlüğü’nü sokmaya çalıştılar, yani bu kavramı doğrudan ifade özgürlüğünün içine sokmaya çalıştılar. ‘Ticari ifade özgürlüğü de en az gazetecilikteki ya da siyasetteki ifade özgürlüğü kadar önemlidir’ sözleri giderek daha sık işitilmektedir. Bu ise günümüzde reklamcılığın boyutlarını ve burada olan biteni, sanayi ve ticaret sınırları içinde tutmanın olanaksızlığını ortaya koymaktadır. Yeni reklamcılık uzamı, yeni kamusal uzamın içine gerilimli olarak dahil olmaktadır. Reklamcılık uzamının aktörleri kendi dünya görüşlerini en arzulanır dünya görüşü olarak uygulamaya çabalayan politik aktörler haline gelmişlerdir.”
Şunu hemen söylemeliyim, Matterlart’ın kitabı bilimsel bir çalışma olmasına, çeviriden kaynaklanan kimi zorlamalara karşın kolay okunan akıcı bir üsluba sahip. Okuru medya konusunda bilgilendirirken; onları reklamsız medya varolamaz gerçeğine secde eden televizyonlar ve gazetelerin saldırganlığından korumayı, okudukları, izledikleri ve dinledikleri üzerinde kuşkucu, irdeleyici düşünce biçimi edinmelerini sağlamaya özen gösteriyor.
Kitabın arka kapağından bir tümce ile bitirelim;
“ . . . Hayatı yükselen değerlerin cazibesinden uzak durarak anlamak isteyenler, ilanların, kliplerin, reklam filmlerinin sahte parıltısından başka kaygılar taşıyanlar ve beyinlerinin nasıl, niçin ve kimler tarafından iğfal edildiğini merak edenler için vazgeçilmez bir kitap”
Eh bu kadarı da bizim yaptığımız bir reklam olsun. Ne dersiniz?
(Meraklısı için: Beyin İğfal Şebekesi, Armand Mattherlart.
Fransızcadan çeviren: Işın Gürbüz
Ayrıntı Yayınları 1. baskı 1995)
Turgay Olcayto
ÖNCEKİ HABER

Evvel Temmuz Festivali başlıyor

SONRAKİ HABER

Bursa’da KESK üyeleri, İstanbul bölge mitingine çağrı yaptı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa