RAMP IŞIKLARI

  • Türkiye seçime gidiyor, halkın büyük çoğunluğunun umurunda değil seçimler, en azından sokaktaki yansıması böyle. İnsanlar seçimlerin de kendi yaşamlarında çok fazla bir şeyin değişmeyeceğinin umutsuzluğu ve karamsarlığı ile yaşıyor.


    Türkiye seçime gidiyor, halkın büyük çoğunluğunun umurunda değil seçimler, en azından sokaktaki yansıması böyle. İnsanlar seçimlerin de kendi yaşamlarında çok fazla bir şeyin değişmeyeceğinin umutsuzluğu ve karamsarlığı ile yaşıyor. Ülkenin büyük bir bölümü 40 dereceye varan sıcaklarla boğuşuyor. Bu kızgın sıcaklarda insanlar, seçimleri ve seçim sonuçlarını cumhurbaşkanlığı seçimindeki belirsizliği konuşmak yerine içinde bulunduğu geçim sıkıntısını, çocuğunun okul kayıt masraflarını, asgari ücretteki yüzde dörtlük artışı konuşmayı tercih ediyor.
    Diğer yandan siyasi parti liderleri ve onun uzantısı olan tuzu kuru, siyaseti kendine ve çevresine dönük bir rant kapısı olarak algılayan, çalışmalarını bu saikle yürüten adaylar, bol keseden, gerçekleşmesi rasyonel olarak mümkün olmayan vaatlerde bulunarak halka kendilerinin tercih edilmesi yönünde telkinde bulunuyorlar. Ama bu vaatlerin arasında demokratik hayatın, geniş halk kesimlerinin gereksinimleri de göz önünde bulundurularak iyileştirilmesi, insan hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi, çalışma yaşamının ve ücretlerin insanca yaşam için yeniden düzenlenmesi gibi yaşamsal sorunlar yok. Bunların yanında, sağlık hizmetlerindeki belirsizlik ve yeşil kartlı ve paralı hizmetlerdeki ayrımcılığın ve hizmet kalitesindeki eşitsizliğin giderilmesine dönük bir programın olmaması, spor alanındaki şiddet kültürünün yok edilmesi ve fanatizmin önüne geçilmesi gibi konularda kimse sesini çıkarmıyor.
    Söylenenler sadece şoven bir bezeme ile dile getirilen ‘terör’ün sonunu nasıl getirecekleri ve Türkün her koşulda dünyaya meydan okuması üzerine kurgulanan hamaset edebiyatı. Muhafazakarı da liberal geçineni de sosyal demokrat ve halkçı geçineni de dincisi de faşisti de merkezdeki de hep aynı söylemin etrafında siyasal geleceklerini biçimlendirme ve iktidar oyununda yer almak istiyorlar. Bu konu üzerinde kendi aralarında tam bir konsensus sağlanmış durumda. Ama örneğin hiçbirisi işsizliğin vardığı boyutu görüp bu sorunu nasıl çözeceğine ilişkin bir program ortaya koyamıyor.
    Burjuva partilerinin teğet geçtikleri bir başka sosyal yaşam alanı da kültür ve sanat cephesi. Seçime giren mevcut partilerin, bu alana ilişkin halka söyleyecek bir sözleri yok anlaşılan, çünkü hiçbir parti kültür ve sanat yaşamının durumuna ilişkin bir iyileştirme ve yeniden düzenlemeden bahsetmiyor ya da gerek duymuyor. Onlara göre kalkınmış bir toplumun tek göstergesi iktisadi veriler ve sanayi yatırımları, hayatın diğer alanlarındaki veriler bu partiler için sadece soğuk bir rakam olarak görülüyor. Hiçbir partinin iktidara geldiğinde şu kadar tiyatro binası inşa edeceğim, şu kadar sinema salonu açacağım kültür ve sanat etkinliklerini yasal çerçevede destekleyerek ülkenin bütün alanlarına yayacağım gibi bir söylemi, projesi yok.
    Oysa kalkınmış bir toplum ve ülke olmanın ölçütü sadece iktisadi rakamlara indirgenemez, o ülkede yaşayan insanların eğitim ve sağlık hizmetlerinden ayrımsız ve eşit olarak yararlanması, nitelikli bir ulaşım olanağı elde etmesi, kitap ve gazete okuyucularının sayısal olarak artması ve sinema ve tiyatro yapan ve bu üretimlerini geniş halk kesimlerine götürme olanağının nesnel olarak yaratılması da kalkınmanın bir göstergesi olarak algılanır çağdaş toplumlarda.
    Metin Boran
    www.evrensel.net