10 Temmuz 2007 00:00

DURUM

Bin Umut Adayları seçimlere bağımsız olarak giriyorlar. Ama bağımsız olarak girseler de gerçekte farklı partilere -EMEP, DTP, SDP, diğer bir parti ÖDP ise nerede duracağı konusunda karışmış kafası ile ilkesiz ve oportünist bir...

Paylaş

Bin Umut Adayları seçimlere bağımsız olarak giriyorlar. Ama bağımsız olarak girseler de gerçekte farklı partilere -EMEP, DTP, SDP, diğer bir parti ÖDP ise nerede duracağı konusunda karışmış kafası ile ilkesiz ve oportünist bir yaklaşım içinde- mensuplar. Bu partiler ortak bir platformda -ülkenin demokratikleşmesi, Kürt sorununun demokratik, barışçı çözümü vb.- anlaştılar ve seçimlere seçilme şansı yüksek yerlerde bağımsız adaylar ile girme kararı aldılar. Bağımsız adaylarla girme nedeni ise asgari vicdan ve akla sahip hemen hemen herkesin anlayabileceği gibi yüzde 10 gibi hemen hemen dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde olmayan seçim barajıdır. Bağımsız adayların çıkarılmadığı yerlerde ise EMEP çatı partisi ve diğer partiler EMEP’i destekliyorlar.
Ülkenin demokratikleşmesi için mücadele edenlerin, 22 Temmuz seçimlerine bu taktikle girmeleri anlaşılamayacak bir şey midir? Bizce ortada anlaşılamayacak ve bulanık bir şey yok. Ama bugün Bin Umut Adayları çok yönlü bir ateş altındalar. Başta AKP olmak üzere işbirlikçi düzen ve sermaye partileri bağımsız adaylara oy verilmemesi çağrısında bulunuyorlar. CHP Kürt halkını bütünüyle düşman görüyor ve şoven bir milliyetçilik politikası izliyor. MHP’nin faşist platformu ise çok belirgin ve görmek isteyen hemen hemen herkes tarafından görülebilecek durumda. Bu işbirlikçi sermaye ve düzen partilerinin bağımsız adaylara düşmanlığında anlaşılmayacak bir şey yok.
Ama diğer taraftan “sol” adına hareket ettiğini söyleyen bazı parti, kişi ve gruplar da bağımsız adaylara karşı düşmanca bir politika izlemekten kaçınmıyor. Gerekçeleri ise bu adayların “sol” olmaması! Hatta aralarında “bağımsız adaylar projesini”, “küreselleşme politikalarının doğal sonucu” olarak görecek ve onları “işbirlikçi” ilan edecek kadar pusulayı yitirmiş olanlar da var. Bunlara göre, ülke için demokrasi, ezilen Kürtler için eşitlikçi, demokratik bir çözüm istemek büyük emperyalist devletlerin işbirlikçiliğine soyunmaktır!
Şu bir gerçektir; nerede çözülmemiş bir ulusal sorun varsa, bunun nedeni hem emperyalist müdahaledir hem de emperyalist devletler bu sorunu sürekli kullanabilecekleri bir koz olarak el altında bulundururlar. Emperyalist ve gerici politika ve oyunları boşa çıkaracak tek yol ise, ezen ve ezilen uluslardan halkların ortak tutum alabilmesi, ezenin, ezilenin tüm haklarını kayıtsız şartsız savunmasıdır. Bunun başarılabildiği durumlarda bağımsızlık dış müdahale ve oyunlara karşı savunulabildiği gibi, ülke içinde de demokratikleşmenin ve kardeşleşmenin yolu açılır. Bin Umut Adaylarının yapmaya çalıştıkları da budur.
Bunun aksi bir tutum, halkların özgürlüğüne ve kardeşleşmesine karşı çıkmak anlamına gelmektedir. Gerici şoven cephe bölünme korkusunu sürekli pompalamakta, ülkenin politik ortamını sürekli zehirlemekte, kendilerini “ilerici ve solcu” sayan birtakım çevreleri de peşine takmaktadır. Devlet ve statüko savunucusu faşistlerin ve şovenistlerin ağızlarından salyalar saçarak, tehditler savurarak savundukları “dış güçlere karşı” ülkenin “birlik ve beraberliğini”, bu “solcu” çevreler “emperyalizme ve işbirlikçiliğe” karşı solcu bir literatürle şekere bezeyerek savunmaktadırlar. Ancak kullanılan bu sol literatür milliyetçiliği ve şovenizmi savunmanın üstünü örtememektedir. Üstelik bu milliyetçilik, diğer bir halka düşmanlık ve onun haklarını gasp etme üzerinde yükseldiği için en gerici milliyetçilik türü olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu tür milliyetçiliğin ülkede maalesef bir tarihi ve geleneği vardır. Bu geleneğin beslendiği ana akımlardan birisi TKP geleneğidir ve bu gerici gelenek “Türk solcusunun” kafasını sürekli bulandırmaktadır. Bu gelenekte Kürtler haklarını arıyorlarsa bu “işbirlikçilik”, hatta “irticadır”. Bu gelenekten beslenen solculuk düzen ve devlet savunucularının “bölücülük ve irtica tehlikesine” karşı mücadele çağrısına katılmaya her zaman hazırdır. Bugünlerde de benzer bir durum var ve bu solculuk “bölünme ve dinci tehlikeye karşı” Genelkurmayın ve diğer düzen kurumlarının peşinden koşturuyor. Bağımsız adaylar ve onları destekleyen partiler ise ülkenin demokratikleşmesini savundukları gibi, dış müdahalelerin de yolunu kesen bir platforma da sahipler. Bunu görmek için kafayı o kadar kuma sokmaktan herhalde vazgeçmek, biraz da vicdan sahibi olmak gerekiyor. Çok fazla şey mi istiyoruz?
Ahmet Yaşaroğlu
ÖNCEKİ HABER

Iğdır’ın tercihi Bin Umut!

SONRAKİ HABER

Keşan'da eğitime kar engeli

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa