UZUN MESAFE

  • Bir taraftan güvenlik güçlerine sonsuz yetkiler sunmayı amaçlayan yasa ve taslakları, öte yandan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve hastalığın bulaştırıcısı keneler, kapatılan sağlık ocakları, aile hekimliği aldatmacası ...


    Bir taraftan güvenlik güçlerine sonsuz yetkiler sunmayı amaçlayan yasa ve taslakları, öte yandan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve hastalığın bulaştırıcısı keneler, kapatılan sağlık ocakları, aile hekimliği aldatmacası ve İzmir'in aile evleri... Ne ilgisi var derseniz sizleri geçmişe kısa bir yolculuğa davet etmek isterim. Bundan 65 yıl önce İzmir Valiliği halkı ihbara davet etmiştir. Yeni Asır gazetesi de bunu "Bitliler Suç İşleyenler Gibi Polise İhbar Edilecek" başlığı ile haberleştirmiştir. Gelin birlikte okuyalım:
    "Valilik, İzmir'de tifüs olaylarının görülmeye devam etmesi üzerine halktan, üzerlerinde bit görülenlerin, 'suçlular gibi' polise ihbar edilmesini istemiştir. Bunun gibi iş yerleri de bitli personellerini ilgililere bildirecek, aksine davrananlar cezalandırılacaktır. Böyleleri, tıraş ettirilip halk hamamlarında yıkanacak, elbiseleri etüvden geçirilirken kendilerine yeni çamaşır da verilecektir. Bu kimselerin evleri dezenfekte edilirken yakınları da kontrolden geçirilecektir. İlgililer ayrıca aile evleri, kahve, han, sinema, ve otelleri her gün denetleyecektir."
    Günümüze dönecek olursak AKP'ce topluma Sağlıkta Dönüşüm olarak sunulan programın tahribatının bol olduğunu görüyoruz. Bunun polisiye yansımalarıyla ilk sonuçlarından birisi 2005 yılında yaşanmıştı. Hürriyet gazetesine ilk sayfadan sekiz sütun giren haberde tedaviye dirençli olup çevresi için bulaştırıcı olabilecek bir verem hastası, Cumhuriyet tarihinde ilk kez savcılık kararıyla yakalandı deniyordu. Tam da verem hastalıklarının tedavisi için kurulmuş olan sanatoryumların kapatılmaya, bu alanda hizmet veren göğüs hastanelerinde ticari getirisi daha fazla olan branşların yatak sayısının artırılıp kârlı olamayan bir hastalık olarak algılanan verem yataklarının görece azaltılmaya başlandığı bir dönemdir bu. Şimdi benzer ön sinyal, sağlık ocakları kapatılıp aile hekimliğine geçilen illerde önlenebilir bulaşıcı hastalıklar üzerinden geliyor. Yani 65 yıl sonra koruyucu sağlık hizmetlerinde ülke, yeniden polisiye tedbirlere gebe.
    ...
    Yalanın kuyruğu & hasta sevkleri
    Hafta sonu Sayın Başbakan İzmir'deydi. Konuşmasında İzmir'e 26 yeni sağlık ocağı açmakla övünüyordu. Oysa İzmir'de aile hekimliği uygulamasına geçilince tümü iki ay önce kapatılmıştı. Eleştirilerini CHP, MHP, GP üzerinde yoğunlaştırdığı konuşmasında diğer partilerin "yalan üzerine" politika kurduğunu söylüyordu.
    Sayın Başbakan, hükümetinin "İsteyen tüm hastalar sevk almadan üniversite hastanelerine gidebilecek" yönündeki son icraatını anlattı mı bilemiyorum. Ama ben sizler adına hastane sevklerinin öyküsünü çıkardım.
    AKP Hükümeti’nin iktidarının ilk yılıydı. SSK hastalarının, sağlık ocaklarından sevk almak kaydıyla Sağlık Bakanlığı'na bağlı devlet hastanelerine gidebileceğini açıkladılar. Üzerinden henüz altı ay geçmemişti ki sevk zorunluluğunu kaldırdılar. Bu iki uygulama arasında adını "sağlıkkondu" koyabileceğimiz ilginç bir gelişme yaşandı İzmir'de. Bir hastane bahçesine bir gecede sağlık ocağı açılıverdi ve altı ay sonra kapatıldı. Oysa bırakalım İzmir'i, belki tüm ülkede aynı otobüs durağından ulaşılabilen en fazla hastanenin bulunduğu muhitti orası. Çoğu eğitim hastanesi özelliği de taşıyan tam altı hastane: Çocuk, kadın-doğum, belediye, diyabet, göğüs ve ayrıca tam teşekküllü bir eğitim hastanesi... Aynı tarihlerde SSK Yönetim Kurulu üyeleri "Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerin gerçeğin üç katı fatura çıkarttığı" yönünde açıklamalar yapıyorlardı. Bu açıklama, sadece sevk zorunluluğu olan bir dönemde açılıp kapatılan sağlık ocağının işlevini görünür kılıyordu adeta. Oysa Başbakanımız bu kentte aç-kapa sağlık ocaklarından hiç bahsetmemişti.
    Yine geçen hafta Pratisyen Hekimlik Derneği İzmir Şubesi’nce düzenlenen bir etkinlikte, partileri adına katılan milletvekilleri adayları yanı sıra 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı A. Levent Tüzel sağlığa bakışlarını anlattılar. DYP adına katılan hekim arkadaşımız, tüm adaylara dönerek samimi bir itirafta bulundu: "Bağımsız aday dışında CHP dahil hiçbir parti GSS konusunda farklı cümle kullanamaz." Bu bana Sayın Başbakan’ın "Partiler yalan üzerine politika yapıyorlar" sözünü hatırlattı. DYP'li aday yalanda bir doğruyu yakalamıştı: "Bağımsız aday!"
    Bu aynı zamanda İzmir'in yalanıydı. 2006 yılında ülke genelinde bir eğilim yoklaması olarak TTB, KESK ve DİSK tarafından düzenlenen referanduma halk yoğun ilgi göstermiş, en fazla katılım gösteren kent olarak 500 bin kişi "Aile Hekimliği ve GSS'ye Hayır" demişti. DYP'li adaya referandumda oy kullanıp kullanmadığını sordum ve ekledim: "DYP, ANAP, CHP ve DSP il örgütlerinin de emek cephesinin GSS ve aile hekimliği karşıtı İzmir afişlerinde yer aldığını hatırlıyor musunuz?"
    Konuyu sevkin öyküsü ve yalanla açmıştık, devam edelim. Anayasa Mahkemesi tarafından bazı maddeleri iptal edilip sonrasında halkın tepkisinden ürkerek AKP tarafından seçim sonrasına ertelenmeseydi, şu an GSS yaşamımıza yasal olarak girmiş olacaktı. Peki GSS sevk konusunda ne diyor biliyor musunuz? Sevksiz hastaneye gidenler ücretin bir kısmını ceplerinden öderler. Aynen aile hekimliği'nde olduğu gibi. Seçim rüşveti olarak aile hekimliğine geçilen illerde zorunlu olan sevk kararının ve hekimlere konan hasta sevki kotalarının uygulanmadığını ise sizler bizlere aktarıyorsunuz.
    ...
    Aile evinden aile hekimliğine İzmir
    "Şimdilik bir aile evine yerleştiler."
    "Şimdilik bir aile hekimine bağlandılar."
    Bahçe kapısında "aile evi" diye yazardı, ilk anda bilmeyene güven verircesine. Oysa ortak avluya açılan odalardan tekine çoluk çocuk ya da bekar sığınmış, anonim tuvalet ve banyosu ile ne kadar da yoksulluk kokardı o sığınaklar. Sanırım isimlendirme İzmir'e özgüydü. Tarık Dursun K, "Gavur İzmir Güzel İzmir" adlı anı kitabında bizleri o günlere götürür: "Evet burası Kestelli Yokuşu'dur. Aşağılara doğru yumuşacık inişli, Kemeraltı'nı şırp diye bitiren Kestelli Yokuşu. Yangın Yokuşu'na varana dek bütün arka sokakları aile evleridir. Oda oda, bağımsız ve kiralık. Bir odada herkeslerin herkesle yaşadığı evler."
    Yeni nesil ve sonradan yerleşenlerin bilmediği bir eski kent dokusudur bu aile evleri İzmir'de. Ve kim bilir kaç aileyi yutmuştur yoksulluğunda! Bugüne benzerliği ise adında saklı: "Aile hekimliği" ve her ikisi de Gavur İzmir'le anılıyor. Öyle ki Başbakan'ın meşhur gafıyla ortalık karıştığında aile hekimliğine itirazı "Güzel İzmir Sağlık Ocaklarını Vermeyecek" diye özetlemişti halk.
    Şimdi İzmir'in mahalle aralarındaki tüm sağlık ocakları kapatıldı. Her bir sağlık ocağı kendi içinde "aile evi" misali odalara ayrılıp yazar kasaya uyumlu hale getirildi ve her birisi daha iki ay öncesinin devlet memuruyken şimdinin sözleşmeli küçük işletmecisi kılınmış hekimlerine kiraya verildi. Aynen Tarık Dursun K'nın yıllar öncesinde aile evleri için söylediği, bugün kapatılan sağlık ocaklarında yaşanıyor: "Oda oda, bağımsız ve kiralık."
    Toplumu yanıltmak adına sağlık ocağı tabelaları sökülmüyor. Oysa diğer şehirleri bilmem ama "aile evi" tabelası ne de denk düşer İzmir için! Veya toplumu daha da yanıltmak istiyorlarsa "aile ocağı" tabelası asabilirler; öyle ya, hem aile hem de ocak sözcüğünden olmayan güveni pompalamış olurlar. Aslında aile evlerinde bir başka gelenek özel isimle anılmasıdır. Tarık Dursun K'nın ilk romanına adını veren "Rıza Bey Aile Evi" bize bunun ipuçlarını verir. Buradan hareketle gün olup sağlık müdürlükleri gazetelere, örneğin "Recep Bey Aile Ocağı’nda" kiralık odalar ilanı verirse sakın şaşırmayalım!
    Dr. Zeki Gül
    www.evrensel.net