AKP’nin kültürü 1

AKP’nin kültürü 1

Fotoğraf: Mehmet Çetin/AA

Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı Kemal Sevgisunar, AKP iktidarının kültür ve sanat alanında yaptıklarını “züccaciye dükkanına fillerin girmesine” benzetti.


Kültür Sanat-Sen Genel Başkanı Kemal Sevgisunar, AKP Hükümeti’nin, dört buçuk yılda kültür sanat alanına hiçbir şey katmadığını, plansız-programsız, çalışanlarıyla karşı karşıya gelen bir yönetim yarattığını dile getirdi. Sevgisunar, bu dönemin tek olumlu yanının, hükümetin uygulamaları neticesinde, çalışanların birbirlerine kenetlenerek bakanlığa sahip çıkmaları olduğunu söyledi. Sendikal sürecin de tamamen hükümetin uygulamalarının bakanlığa ve çalışanlara verdiği zararları telafi etmekle geçtiğine değinen Sevgisunar, “Züccaciye dükkanına fillerin girmesi gibi... Bakanlığa girdiler, bu hale getirdiler. Şu anda bakanlık bir beklenti içerisinde. Bir nebze belki düzeltilebilir, yeniden toparlanabilir gelecek dönemlerde diye” dedi..
Sevgisunar’a sorduğumuz sorular ve yanıtları şöyle:

AKP’nin dört buçuk yılını, kültür sanat ve bu alanda çalışan insanlar açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP’nin, seçim öncesi bu alana çok bir vaadi zaten yoktu. Kurumların gözden geçirileceği, düzenleneceği yönündeydi vaatler. AKP’nin bu alandaki uygulamaları genel politikası ile çelişmedi. Çelik, var olan sistemi değerlendiriyordu, Erkan Mumcu 4848 sayılı Yasa ile “Türkiye’yi bu konuda rahatlatacağını, tasarruf meydana getireceğini” söyleyerek iki bakanlığı birleştirdi. Bakanlıkların birleştirilmesi ile birlikte kendi çalışacağı adamları atamaya başladı. Personel ile arasında yeni yeni huzursuzluklar başladı. Müsteşardan il müdür yardımcısına kadar birçok yöneticiyi havuza atarak bu kadroları boşa çıkarttı. Sonra bu kadroların önemli kısmını tasviye etti, emekliliğe zorladı, bakanlıktan ayrılmaya zorladı. Bu konuyla ilgili açılan davalar hâlâ sürüyor.
Bu sırada meslek gruplarına dönük saldırılar da oldu. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Kütüphane ve Yayımlar Genel Müdürlüğü gibi kurumlara, alan dışı insanlar atandı. Halk Kültürlerini Geliştirme Genel Müdürlüğü ortadan kaldırıldı. 1990’lı yıllarda bütçenin binde 5’ini bile kurumlar kabul etmezken bütçe binde birlere, hatta yarımlara düştü.
Çalışanlar açısından ise bunların dönemi tamamen üzüntü, stres. Son dönemlerde de giderek sürgüne dönüşen bir yönetim anlayışı. Çalışanların başarıları bile olumsuzluk olarak geri döndü.
Dönemin müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İsen ise şimdi milletvekili adayı olarak karşımıza çıkıyor. Çok hukuksuz, hiçbir hukuki prosedüre uymayan yöneticilik anlayışı sergilediler. Kanuni yollarla da tespit edildi. Bu kişiyi, uygulamalarında yasal olmayan birçok yöntem olmasına rağmen milletvekili yaparak kaçırmak istiyorlar.

AKP’nin bu alandaki yararı, zararı ne oldu?
AKP’nin verdiği en büyük zararın aslında bakanlık çalışanlarına ve bakanlığın etkisi altında bulunan alanlara olduğunu görüyoruz. Personelde ciddi bir azalma söz konusu. Herhangi bir sorumluluğu olmayan kadrolardaki insanlara önemli işler teslim edildi. Telif haklarıyla, sinemayla ilgili birçok çalışma önce çok gündeme getirildi, sonra geri çekildi.
Yetkili sendika olarak bakanlıkla ilgili birim arasında Kurum İdari Kurulu imzalanıyor. Bu bakanlıkla hiç imzalanmadı. Çalışanlara dönük beklentilerimizi, olumlu çalışma şartlarını tartışma konusu yaptılar, hep laf ürettiler. Olumlu hiçbir sonuç alamadık.
Kısacası plansız ve programsız bir dönem. Çalışanlarıyla karşı karşıya gelen yönetimler. Bakanlık çalışanları; sanatçılar, teknik kadro, idari çalışanlar, araştırmacılar gibi bunların altında çok başlıklı meslek gruplarından oluşuyor. Çok parçalı özellikler gösteriliyor. Züccaciye dükkanına fillerin girmesi gibi... Bakanlığa girdiler, bu hale getirdiler. Şu anda bakanlık bir beklenti içerisinde. Bir nebze belki düzeltilebilir, yeniden toparlanabilir gelecek dönemlerde diye.

Peki Atilla Koç?
Atilla Koç; bu bakanlığın neden kurulduğunu bile doğru düzgün bilmeyen, kendisine göre bir politikası olan ve bu politkayı çalışanlar üzerinden şekillendirip, onları devre dışı bırakıp Türkiye’nin kendi açısından gördüğü kültür değerlerini tutup bakanlığı o tarafa doğru yöneltmeye çalışan bir yönetim tarzı sergiledi. Onun dışında yapılanları dikkate almadı. Kamuoyunu ilgisiz konularla meşgul etti.

Sendikal süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Türkiye’nin bu kadar hoşgörüsüz, sıkıntılı, milliyetçi bir döneme sürüklendiği, demokrasinin rafa kaldırıldığı bir süreçte, kültür ve sanatın merkezi olarak bakanlığa çok iş düşüyordu. Bakanlık, çok sesli bir tartışma ortamının kapılarını açabilirdi. Ama tamamen tek sesli bir anlayış benimsendi.
Sendikal sürecimiz de tamamen, bu hükümetin uygulamalarının bakanlığa ve çalışanlara verdiği zararları telafi etmekle geçti. Tartışmalarda ne bir taraf olabildik, ne de yeni bir ortam yaratabildik.
Son olarak Türkiye’nin evrensel, kültürel motiflere bu dönem katkısı ne oldu derseniz; geriye dönüp baktığımızda çok bir şey göreceğimizi sanmıyorum.
Türkiye’nin renkliliği, kültürel beslenmesi açsından rutine eklenen olumlu hiçbir şey yoktur.
Hatta mevcut rutinden bile ciddi kayıplar söz konusu. Bir olumlu yanı herhalde; bakanlığa, çalışanların bugüne kadar sahip çıkmadığı kadar sahip çıkmasını sağlayan bir bakış açısı kazandırdılar. (Ankara/EVRENSEL)
Müge Tuzcuoğlu

İLGİLİ HABERLER

18 Haziran 2018 02:57
Altkat Sanat Tiyatrosu’ndan Nevzat Süs, Bakırköy Şehir Tiyatrosu’ndan Ali Rıza Kubilay ve Altından Sonra Tiyatro’dan Gülhan Kadim sezonu değerlendirdi
18 Haziran 2018 02:50
Gazeteci Mahmut Oral yazdı: Kürt seçmenin tercihi, tabir yerinde ise 'kantarın topuzu' kadar belirleyici.
18 Haziran 2018 02:25
'Bayramların kendi ritüelleri içinde barışa işaret ettiği öngörülür. Ancak savaş koşullarında gazete sayfaları yine barışa değil, savaşa yöneltir. '
18 Haziran 2018 02:17
Gebze OSB'de çalışan bir işçiden mektup var: İşçi sınıfı, köylü, esnaf, memur, öğrenci, kadınlar kendi temsilcilerini seçmedikçe esaretten kurtulamaz

DİĞER HABERLER

Toplam Query: 43