Meclis’e Kars’tan bir yazar:Mahmut Alınak

İki kez milletvekilliği yaptı, ayrıca halen de avukatlık yapıyor Mahmut Alınak. Ama benim için yazarlığı ağır basıyor. “Parlamentodan 9. Koğuşa” başlıklı kitabı (Tila Yayınları, 1994) benim başucu kitaplarımdan biri.


Eski zamanlarda da girmiş yazarlar, ozanlar Meclislerimize. Ama inanın, birkaçının dışında kimsenin adı aklımda kalmadı. Örneğin bir Çetin Altan, bir Yusuf Ziya Bahadınlı, bir Kemal Anadol, bir Zülfü Livaneli… O kadar…
22 Temmuz 2007’de, yapıtlarını severek okuduğum Şükrü Erbaş girecek Meclis’e. Bu ozan kardeşimin yanında, ta Kars’tan bir yazar da Meclis’te olacak: Mahmut Alınak…
İki kez milletvekilliği yaptı, ayrıca halen de avukatlık yapıyor Mahmut Alınak. Ama benim için yazarlığı ağır basıyor. “Parlamentodan 9. Koğuşa” başlıklı kitabı (Tila Yayınları, 1994) benim başucu kitaplarımdan biri. 67 bölümden oluşan bir anı kitabı. Bir dönemin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki günlerini anlatıyor Mahmut Alınak. Bizi yönetenlerin toplandığı çatının altındaki “demokrasi komedyası”nı ya da “demokrasi trajedisi”ni rahatlıkla görüyorsunuz.
Shakespeare şimdi yeniden dünyaya gelse; “Af edersiniz, ben Hamlet’i, Kral Lear’ı, Makbet’i, Otello’yu geri çekiyorum, Türkiye’yi yazacağım” derdi eminim.
Mahmut Alınak, 12 Eylül cuntasına ilk başkaldıranlardan biri. Şöyle diyor kitabında: “Milletvekili seçildikten kısa bir süre sonra demokrasinin öncelikli sorunlarına yöneldim. Bu konudaki çabalarım devlet gücünü ellerinde tutan çevreleri çok rahatsız ediyordu. Bu çalışmalarımdan rahatsız olanlardan biri de 12 Eylül darbesini gerçekleştiren askeri cuntanın lideri Cumhurbaşkanı Kenan Evren’di.”
Tabii Kenan Evren’in ve cuntasının rahatsız olması olağandı. Çünkü zorbalıkla onaylatılan Anayasa’nın bir geçici 15. maddesi vardı ki apoletli padişahlara ömür boyu dokunulmazlık zırhını giydiriyordu. Eğer Mahmut Alınak’ın 12 Eylül’cülerin yarattığı tahribatla ilgili bir genel görüşme açılması önerisini kabul etseydi birileri, bugün Türkiye’nin, darbecilerden hesap soran bir Şili gibi, bir Yunanistan gibi, bir Arjantin gibi dünya üzerinde saygınlığı olurdu. Ve ne acıdır ki Türkiye hâlâ cuntacıların yerleştirdiklerini yaşıyor. Ülkenin içerideki perişan hali, ülkenin dışındaki, yani tüm dünyadaki saygınlık çizgisi bunu doğruluyor.
Neyse… İç tüzüğe uyarak SHP grubuna veriyor önergesini Mahmut Alınak. Ama cuntacıların gölgesinden bile korkan “Aslan Sosyal Demokrat” Erdal İnönü ve Grup Başkan Vekili Hikmet Çetin engelliyorlar. Aferin onlara, yakışmış… Ve Kenan Evren’le diğer cuntacıların rahatsızlıkları bitmiş. Tabii başka bitenler de var; örneğin “Aslan Sosyal Demokratizm” gibi.
Mahmut Alınak yine demokrasiyi, insan haklarını, barışı, kardeşliği savunmak için yeniden gidiyor Ankara’ya. Bu kez Kars bağımsız adayı. Yalnız bu kez işi daha zor. Çünkü Kars’ın sorunları da var.
Geçenlerde bir söyleşisinde şöyle diyordu Kars insanlarının yaşadıkları üzerine: “Bakın, gazetenizin okurlarına doğduğum ilçe Digor’dan çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. İlçeme bağlı sekiz köy yıllardır lağım suyu içiyor, lağım suyuyla yıkanıyor, ihtiyaçlarını gideriyor. Verilen onlarca dilekçe, başvuru ilgililer tarafından karşılık bulamıyor.” (Evrensel, 4.7.2007)
Egemen sınıfların, yani “Beyaz Türkler”in yaşadığı bölgelerde, örneğin yabancı isimli sosyetik bir İstanbul “Residence Sitesi”nde olsaydı böylesi bir olay, daha aynı gün yer yerinden oynar, milliyetçi / mukaddesatçı medya yeri-göğü oynatır ve arkasından asil / necip / mutena / müstesna Büyük Türk Büyükleri de gerekeni yaparlardı. Ama sevgili kardeşim Mahmut Alınak, anlattığın olay Doğu’da, “Zencilerin mahallesi”nde geçiyor. Ama yine de bir eşitlikten söz edeyim: “Beyaz Türkler” de günde üç öğün, lağımlı bir ürünü midelerine indiriyor. Ne mi bu? Türkiye’nin tuzunu karşılayan Tuz Gölü’ne Konya’nın lağımı akıyormuş. Afiyet olsun “Beyaz Türkler”e…
Evet, Mahmut Alınak da Meclis’e gidiyor eminim. Bin Umut çoğalacak, binlerce umudumuz olacak; buna da eminim…
Bülent Habora
www.evrensel.net