AVRUPA GERÇEĞİ

  • Bugün Berlin’de Başbakan Angela Merkel’in ev sahipliğinde, ülkedeki göçmenleri ilgilendiren “ilginç” bir toplantı yapılıyor. “İlginçlik” göçmenlerin uyum sorunlarına çözüm getirme iddiasıyla “Uyum Zirvesi” adı altında ...


    Bugün Berlin’de Başbakan Angela Merkel’in ev sahipliğinde, ülkedeki göçmenleri ilgilendiren “ilginç” bir toplantı yapılıyor. “İlginçlik” göçmenlerin uyum sorunlarına çözüm getirme iddiasıyla “Uyum Zirvesi” adı altında gerçekleştirilecek toplantının birçok göçmen örgütü tarafından protesto edilmesi dolayısıyla, neredeyse göçmensiz yapılıyor olmasında... İçerik bir yana, şekilsel olarak bile fiyasko.
    Bugün “uyum” adına karşılıklı sorumluluk ve çabaya dair güzel sözler sarf edecek devlet yetkilileri, göçmenlerin toplum içinde uyumsuz bir şekilde yaşamasını sağlamak için ne gerekiyorsa yapıyor. Bu bakımdan söylenenlerle yapılanlar arasındaki açık fark, güzel ve sevimli görünmek için yapılan rollerin tümü, “Uyum Zirvesi”nin bir oyundan ibaret olduğunu gösteriyor.
    Doğrusunu sorarsanız, Avrupa’nın en çok göçmen bulunduran ülkesinde bu oyun yıllardan beri sürüp gidiyor. Federal İstatistik Dairesi’nin verilerine göre ülkede 15.3 milyon göçmen kökenli insan yaşamasına rağmen, Hıristiyan Demokratlar daha geçen yıla kadar bir “göç ülkesi” gerçeğini kabul etmiyordu. Ama bu gerçeği daha fazla inkâr edemeyeceklerini, ettiklerinde inandırıcılıklarını yitireceklerini bildiklerinden lafta da olsa, geçen yıl tam şu günlerde toplanan Uyum Zirvesi’nde Almanya’nın bir göç ülkesi olduğu en üst düzey ağızlar tarafından kabul edildi.
    Kabul edildi de ne oldu?..
    Bir realitenin kabulünün, genel olarak yerli ve göçmenler arasındaki ilişkilerde bir yakınlaşmaya yol açacağı, göçmenlerin kendilerini, içinde yaşadıkları çoğunluk topluma ait hissetmelerine vesile olacağı, büyük bir beklenti olarak sıralanmıştı o zaman. Olması gereken de buydu.
    Ne var ki aradan geçen bir yıl içerisinde yaşananlar, hükümetin kendisine yakın ve seçmece olmasına rağmen bazı göçmen örgütler ve şahsiyetlerle bir araya gelerek uyum sorunlarını konuşmasının özünde, göçmenleri izlenen politikalara alet etmek, yedeklenmek istenmesinden başka bir şey olmadığı bugün açık bir şekilde görülüyor.
    Son bir yıl içerisinde izlenen politikalar, geçen hafta Federal Konsey (Bundesrat) tarafından onaylanan, 15 Temmuz’dan itibaren yürürlüğe girmesi gereken Göç Yasası’nda somutluk kazanıyor. Ülkede doğup büyüyen göçmen gençlerin Alman vatandaşlığına geçişini zorlaştıran, sınır dışıları kolaylaştıran, uyum kurslarına gitmeyenleri cezalandıran ve evlik yoluyla Almanya’ya gelmek isteyenlere kendi ülkelerinde Almanca öğrenmesini dayatan yasa, açıktır ki bugüne kadar göçmenlere karşı yürütülen gerici uygulamaları bir adım daha ileriye götürüyor.
    Göçmenleri ekonomik-sosyal konumlarına göre “işe yarayan” ve “yaramayanlar” diye ayıran ve işe yaramayanlara istenmedikleri duygusunu veren yeni yasanın, uyum sürecine büyük darbe indireceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok. Ama buna rağmen hükümetin göçten sorumlu politikacıları, sanki karşılarında çocuk varmış gibi konuşup yasanın uyum konusundaki eksiklikleri gidermeyi içerdiğini bir nakarat gibi tekrarlayıp duruyorlar.
    Burada, Göç Yasası’nın sertleştirilmiş halini sürekli “Türk karşıtı yasa”/Anti-Türk Yasası” diye tanımlayarak Türkiye kökenli göçmenler arasında korkuları büyüten Türkiye kökenli gerici çevreler ve onların borazanı durumundaki basınına da birkaç şey söylememiz gerekiyor. Almanya’da göçmenleri ilgilendiren bütün yasalar, elbette en çok Türkiye kökenlileri etkileyecektir. Bunda bir gariplik yok, çünkü bu ülkede Türkiye kökenliler 2.7 milyon ile en büyük göçmen grubunu oluşturuyor. Ama bu sözünü ettiğimiz dinci, milliyetçi, lobici vb. çevreler, ısrarla Göç Yasası’nın sertleştirilmiş halini “Türk karşıtı yasa” şeklinde tanımlayarak Almanya’nın artık Türkleri istemediğini günlerce gazete sayfalarında, televizyon ekranlarında işlediler. Bu kampanya Türkiye kökenli göçmenler arasında, Alman toplumu tarafından istenmediği yönündeki duygusu geliştirilerek, önyargıları alabildiğince körüklediler.
    Yıllardır bu köşede, göçmenlere karşı gerici yasalar çıkaran Alman politikacılar ile Türkiye kökenliler arasında dinci ve milliyetçi temelde faaliyet yürüten örgütlerin ve medyanın aynı korkular üzerinden beslendiğine dikkat çekiyoruz. Ve son Göç Yasası üzerinden sürdürülen tartışmalar, alınan tavırlar, Alman gericiliği ile Türk milliyetçiliğinin gelip farklı uluslardan emekçiler arasında önyargıları körüklemek üzerinde buluştuğunu bir kez daha gösteriyor.
    Gelinen aşamada, uyum ve göç ülkesi adı altında yürütülen tartışmaların yerli ve göçmen emekçiler arasındaki önyargıları giderme yerine güçlendirdiğini, yasaları sertleştirdiğini, uyum zirvelerinin ise bu politikalar için kalkan olarak kullanıldığını gösteriyor.
    Olup bitenler, Türkiye kökenli göçmenler ile Alman emekçiler arasındaki uyum ve birlikte yaşam sürecini yukarıdan tesis edilemeyeceğini bir kez daha göstermiş, asıl belirleyici olanın günlük yaşam içerisinde aynı fabrikalarda, işyerlerinde, okulda, semtte birlikte olanların, ortak sorunlar etrafında bir araya gelerek haksızlıklara karşı mücadele etmeleriyle uyum sorunlarının çözüleceğini gösteriyor. Çünkü sosyal sorunlardan koparılmış uyum politikalarının hiçbiri gerçeği ifade etmiyor.
    Yücel Özdemir
    www.evrensel.net