TABLO

  • Burjuva siyaset tarzının temel özelliği, halkı aldatmak üzerine yoğun stratejiler geliştirmektir. Bu kapsamda siyaset yapan sermaye partileri iktidar olduğunda halkı yoksullaştıran sömürü politikalarını acımasızca uygularken...


    Burjuva siyaset tarzının temel özelliği, halkı aldatmak üzerine yoğun stratejiler geliştirmektir. Bu kapsamda siyaset yapan sermaye partileri iktidar olduğunda halkı yoksullaştıran sömürü politikalarını acımasızca uygularken, bir sonraki seçim yaklaştığında umudun kendilerinde olduğunu pişkince ifade edebilmektedirler.
    CHP, MHP, SP, DP, GP vd. burjuva partilerinin popülizm kokan seçim vaatlerinde bulunmasının hiçbir inandırıcılığı olmadığı aşikardır.Ya iktidar partisi AKP’ye ne demeli?
    Beş yıldır “iktidarda” bulunan AKP Hükümeti, her açıklamasında; “ seçim yatırımı yapmayacağız” açıklamasında bulunmasına rağmen aldatıcı açıklamalarda bulunmaktan geri kalmamıştır.Açıklama diyorum, çünkü bir çok açıklaması sonuç alıcı kararlar niteliğinde bile değildir.Bir kaç örneği ele alalım:
    1) Bir hak olan sağlık hizmetini tamamen ticarileştiren uygulamaları başlatan AKP Hükümeti, haziran ayı sonunda “1 Temmuz’dan itibaren herkes sağlık ocaklarında ücretsiz muayene olabilecektir” açıklamasında bulunurken, gerçeğin böyle olmadığı ortaya çıktı.Sağlık ocaklarına başvuran hastalardan muayene ücreti alınmaya devam edildiği gibi, ücretsiz muayene yapan sağlık emekçisi hekimler hakkında soruşturmalar açıldığı haberleri gelmektedir.Bu rezilliğin nedeni Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a sorulduğunda kaçamak cevaplar vererek işin içinden sıyrılmaya çalışmıştır.
    2) Bir başka seçim yatırımı açıklaması da Konut Fonu ile ilgili yapıldı.Yıllarca çalışan emekçilerin ücretlerinden Konut Fonu adı altında kesilen ücretlerin ödenmesine ilişkin açıklamalar yapıldı, ama açıklamayla kaldı.Ödendi, ödenecek…derken seçim sonrasına kaldı.Tam bir seçim popülizmi.
    3) AKP Hükümeti’nin uyguladığı özelleştirme politikaları ile işinden edilen binlerce emekçinin durumu ortadayken, iktidara gelir gelmez ilk icraatlarından bir olan;köleci çalışma koşulları ve iş güvencesini ortadan kaldıran 4857 Sayılı İş Kanunu’nun çıkarmak olduğunu unutturmak istercesine, seçim öncesi geçici işçilerin kadroya alınması için kanun çıkarması seçim popülizmi değil de nedir.Elbette bütün çalışan emekçilerin kadro kapsamına alınması ve iş güvencesine kavuşturulması bizim de savunduğumuz bir uygulamadır.Ancak tekelci sermaye temsilcisi bir iktidarın bu uygulaması göz boyamaktan öte olmadığı, bugüne kadar altına imza attığı icraatları kanıtlamaktadır.AKP, seçim sonrası kendisi iktidar olursa şayet, ilk işi emekçilere saldırmak olacaktır.
    R.Tayyip Erdoğan’ın 2003 yılının ilk aylarında katıldığı bir işçi sendikası genel kurulunda, (bir işçi sendikası toplantısına katılması ilk ve son oldu) açız diyen bir işçiyi azarlayarak, dışarıda milyonlarca işsiz var yanıtı vermesi unutulmuş olamaz.
    Yine Mersinli bir çiftçinin; “ uyguladığınız tarım politikası ile ürünümüz tarlada kaldı, anamızı ağlattınız” isyanına karşılık Erdoğan’ın büyük tepki uyandıran ; “Ananı da al git” sözü hala tartışılmaktadır.
    4) Dört yıldır tartışılan KDV indirimi konusunda hiçbir adım atılmazken seçim kararı alındıktan sonra hemen harekete geçilerek birçok gıda maddesinde KDV indirimi için Bakanlar Kurulu Kararı alınması seçim yatırımı değil de nedir?
    5) En önemli tartışma konusu olan fındık konusunda sarf edilen sözleri hatırladığımızda; “burjuva siyaset tarzı bu olsa gerek” dedirten türden!
    Bundan önceki yıllarda ağırlıklı olarak ağustos aylarında açıklanan fındık fiyatı, bu yıl 9 Temmuz’da 5,15 YTL olarak açıklandı ve ilk defa fındık fiyatı temmuz ayında açıklanmış oldu. Çünkü seçim endişesi var ve Karadeniz’de AKP’ye yüksek bir tepki oluşmuş durumdadır. Geçen yıl fındık fiyatı tartışmasında AKP Hükümeti’nin Fiskobirlik’i devre dışı bırakma çabaları unutulmadı.Fındık üreticisine, “Ben sizin muhatabınız değilim, Fiskobirlik’e gidin” sözleri hafızalardadır.
    18 Haziran 2006 tarihinde fındık parası isteyen üreticilere ; “…Karakterimin, inancımın gereği şudur: Bilsem ki her şeyi kaybedeceğim doğru ne ise onu söylemeye mecburum.Ben milletime söz verdim:İktidara geldiğimde ne aldanan olacağım, ne de aldatan.Ben şimdi tüyü bitmemiş yetimin hakkını nasıl yedirir, yedirtirim, buna hakkım var mı? Buna hakkım yok.Bunu yapamam.” diyen R.Tayyip Erdoğan bir yıl sonra seçim öncesi bütün söylediklerini unutarak seçim yatırımı olarak halkı aldatma maksatlı fındık fiyatı açıklamaktadır.Halk “yerse” tabi.Sormazlar mı adama , bir yıl önce; “ Sizi tanımıyorum,Fiskobirlik’e gidin,fındık fiyatı açıklamak bizim işimiz değil” dediğin üreticiye, bu yıl alın size 5.15 YTL ne demek oluyor? Fındık üreticisi ,bu sözleri yutmak hangi karakterin gereğidir diye soruyordur! Neresinden tutsan elde kalan bu sözlere göre; bu yıl fındığa fiyat verildiği için tüyü bitmemiş yetimin hakkı yenmiş mi oluyor?Veya bu durumda, “kim aldandı, kim aldattı?” diye bir soru da sorulacaktır. Geçen yıl üreticiye meydan okuyan, tarımı çökerten bu IMF’ci takım elbette 22 Temmuz’da gerekli yanıtı alacaktır.
    Bu uygulamaları ile elbette AKP gereken yanıtı alacaktır.Ancak bu demek değildir ki, AKP dışındaki CHP,MHP,SP,DP ve GP gibi burjuva partilerine umut bağlanmalıdır.İktidar olmaları durumunda onların da benzer politikaları uygulayacağı tartışmasızdır.Çünkü hepsi IMF patentli ortak tekelci sermaye programlarına sahiptir.
    Bu durumda yapılacak iş;halkı temsil edebilecek , emek,barış ve demokrasi bloku olarak seçimlere bağımsız giren “bin umut adaylarına” oy vererek,bu saldırı ve utanmazlıkların hesabının sorulmasına kapı aralamaktır.
    Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    www.evrensel.net