MERCEK

  • Seçime hazırlık kampanyaları ya da çalışmalarının “herkesin görebileceği” biçimde öne çıkarılanı, “doğal olarak” sermaye partilerinin riyakarlık, istismar ve yalan üzerine oturan “halkla buluşma” çabalarıdır.


    Seçime hazırlık kampanyaları ya da çalışmalarının “herkesin görebileceği” biçimde öne çıkarılanı, “doğal olarak” sermaye partilerinin riyakarlık, istismar ve yalan üzerine oturan “halkla buluşma” çabalarıdır. Onların tümü de sermayenin “ulusal” ve uluslararası çıkarlarının sözcüleri olmalarına ve IMF-Dünya Bankası-TÜSİAD tarafından savunulması istenen sosyal ekonomik politikaları küçük nüans farklılıklarıyla uygulamaya aday olduklarını açıklamalarına karşın, aralarındaki “kaşıkçı dövüşü”nün ilgi çekici olması için yüz milyarları bulan harcamalar yaparak, şatafat ve gürültüyle halk kitlelerinin ilgisini çekmeye ve yönlendirmeye çalışıyorlar. Burjuvazi ve gericiliğin sınıf çıkarlarının hizmetinde oldukları için, tekelci burjuvazinin elinde ve denetimindeki devlet bütçesinden aldıkları paralarla bayrak ve din sömürüsünü en düşkün ve düşürülmüş biçimlerde sürdürüyor, Amerikan emperyalistleri başta olmak üzere emperyalistlere ve mali sermayenin uluslararası politikalarına yedeklenmiş politikalarını, “milliyetçilik” ve sözüm ona “ülke çıkarı” yalanıyla etkili hale getirmek istiyorlar.
    Hükümette olanı ve sözde muhalefettekileriyle burjuva partilerinin politikası, işçi sınıfı ve emekçiler için aslında bilinmedik-tanınmadık, denenmedik bir politika değil. On yıllardır ülkenin yönetilmesinde şu ya da bu biçimde rol oynayan partilerin, ya doğrudan devamıdırlar ya da onların “türemiş” yeni nesil varyantları! Başlıca sermayeleri, zaman zaman bir ölçüde geri çekilmekle birlikte din ve milliyetçilik sömürüsü olagelmiş. Hiçbiri, lafazanlıkları bir yana bırakılırsa ne bağımsızlıkçı olmuş, ne de demokrat. Fransız-İngiliz-Alman ve Amerikan emperyalistlerinin uluslararası alanda ve Türkiye’deki etkilerinin düzeyine bağlı olarak onlardan yana politikalar izlemeyi marifet saymış; emperyalist gericiliğin ve faşizmin uluslararası alanda işçi sınıfına, emekçilere ve ezilen halklara karşı saldırılarının ağırlaşmasına bağlı olarak içeride şovenizm, siyasal gericilik ve faşizmin “bayraktarlığı” için birbirleriyle yarışmaktan geri durmayan bir geleneğin temsilcisidirler bunlar. Bugünkü politikaları da içerik olarak antidemokratik, şoven hatta ırkçı ve emperyalizm yanlısıdır. “En dincisi” ya da öyle görüneni bile-gerçeğe uygun olarak- “sermayenin dini, imanı ve vatanı yoktur” diyerek kendi politikalarıyla sermayenin uluslararası çıkarları arasındaki ilişkinin kaçınılamazlığını açığa vuruyor. Bu kadar “dobra olması”nın önemli nedenlerinden birinin, işçi hareketi ve emekçilerin mücadelesinin uluslararası alandaki geri düzeyi olduğu doğrudur, ama “en milliyetçisi” de, “en dincisi”de “serbest piyasa ekonomisinin kuralları”na göre hareket ettiklerini, edeceklerini söylerlerken izledikleri sınıf siyasetindeki kararlılıklarını da ortaya koymuş oluyorlar. Ötesinde ve halk kitlelerini yedeklemek ve sürüklemek için söyledikleriyse, yalandan ibaret olanları bir yana, sistemin sürdürülmesi için kaçınılmaz olan “iyileştirme vaatleri”nden öteye gitmiyor.
    Durum böyle olunca, hem bu pratik-somut ve sisteme ilişkin gerçek durumu görmenin, hem de kendi sınıf çıkarlarının; yaşamını iyileştirme ve sömürü ve baskıdan kurtulmanın yolunu bulmanın, işçiler ve kent ve kır yoksulları için hayati önemi daha da artıyor. İşçi ve emekçiler üstelik kendi partilerine de sahipler. Henüz geniş kesimleri kendi çıkarları ve kurtuluşlarının bilinciyle ve sermaye partilerine karşı kendi partilerinde bir araya gelmeyi başaramamış olsalar da, ileri kesimlerinin devrimci sınıf politikasıyla ülke sorunlarına ve uluslararası bağlantılarına müdahale etmeye çalıştıkları bir ortam ve dönemde, kendi hak ve talepleri için ve burjuva partilerine karşı daha bilinçli bir tutum alma olanaklarına sahipler. Günlük yaşamda, kapitalistlerle (ve temsilcileriyle) işçilerin -ve öteki emekçilerin- ilişkilerinin hemen her görünümünde açığa vurulan bir huzursuzluk ve karşıtlık vardır. Seçim ortamı da farklı bir duruma işaret etmiyor. İşçiler-direnişte olanlar daha açıktan-, işsizler, kent ve kır yoksullarıyla küçük üreticiler sermaye partilerinin politikalarını eleştiriyor, güvensizliklerini ortaya koyuyor ve fakat bir kez daha deneme”ci bir tutumu da sürdürüyorlar.
    Sınıf çıkarlarının bilincine ulaşmış işçi için bu durum, sınıfının geniş kesimleriyle ve kurtuluşu işçilerin kurtuluşuna bağlanmış; yaşam koşullarının iyileşmesi de yine işçilerle birlikte mücadeleye bağlı olan emekçilerin en geniş kitlesiyle birleşme, bunun için kapitalizme, emperyalist gericiliğe ve işbirlikçi büyük burjuvaziye karşı mücadeleyi büyütmeye hizmet eden bir çizgide yoğunlaşmayı, en önemli sorumluluk haline getiriyor. Devrimci işçi, partisinin bu çalışmasıyla ülkenin içinde bulunduğu bugünkü koşulların dayattığı demokratik-antiemperyalist güç birliği arasındaki bağı anlayacağı gibi, bu bağın kuvvetlendirilmesiyle ülkenin başta Kürt sorunu olmak üzere başlıca en önemli sorunlarının çözümü yolunda adım atılması arasındaki zorunlu bağı da görecektir. Bu ise her işletme ve fabrikanın, büyük sanayi sitelerindeki işçilerin, milyonlarca işsizin, geleceği belirsiz milyonlarca gencin, yaşamlarını nasıl sürdüreceklerine dair kaygı içindeki on milyonlarca kent ve kır yoksuluyla küçük üreticinin ileri-sınıf bilinçli işçi ve sınıfın çıkarlarına bağlanmış ilerici aydın tarafından savunulan politikayla daha dolaysız, daha sık, yoğun ve yaygın biçimde yüz yüze gelmesini-tanışmasını gerektiriyor. Bizim sorunumuz bu görevin, bu sorumluluğun ne derecede yerine getirildiğidir. Bizim öncelikli görevimiz çünkü, kapitalizmin sektörlere ve burjuva devletiyle kapitalist parti fraksiyonları tarafından “ülke ve ulus çıkarları”; “pazarda etkili olma ve işletmenin rekabet gücü” vb. birçok gerekçeyle ve mezhep ve milliyet kökeni farklılıkları da istismar edilerek yedeklenmiş; birbirleriyle rekabete sürüklenen ve örneğin Kürt-Türk olarak önyargıyla birbirine güvensizleştirilmeye çalışılan işçi ve emekçileri sermaye ve gericiliğe karşı demokrasi, bağımsızlık ve sosyalizm mücadelesinde birleştirmektir. Seçim çalışmalarının “başarısı” da, geleceğin kazanılması yönünde adım atılması da bu esas hedefe bağlanmıştır.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net