GERÇEK

GERÇEK

  • Seçim meydanlarında “Mazot 1 YTL olacak”, “Cumhurbaşkanı hangi burjuva fraksiyondan gelecek?”


    Seçim meydanlarında “Mazot 1 YTL olacak”, “Cumhurbaşkanı hangi burjuva fraksiyondan gelecek?” gibi gerçeklikle ilgili olmayan konularla toz dumana katılırken patronlar ve hükümet, emekçilere yönelik saldırılarına hiç ara vermiyorlar. “Sendikalaşmaya kalktı”, “Aylardır çalışmasının karşılığı olan ücretini almak için direnişe geçti”, “Yasal hakkı olan greve çıktı”... diye patronlar, işçileri kapı önüne koymayı sürdürüyorlar. Öte yandan hükümet, kamu işçileri için Türk-İş’le yapılan sözleşmeye bile rahmet okutacak bir zalimlikle, memurlara ve emeklilere yüzde 3.87 gibi bir ücret zammını reva görerek milyonlarca memur ve emeklinin gönlünü kazanmayı değil patronlara selam çakmayı tercih etmeye devam ediyor.
    Madalyonun bu yüzü çok karanlık, ama öbür yüzünde aydınlanma alametlerini gösteren “kıvılcımlar” çoğalıyor.
    Asker ve sivil güç odaklarına ve seçim arenasında vaat yarışına girişen partilerin gayretlerine karşın emekçiler, işyerleri düzeyinde de olsa baskılara, patronların giriştikleri toplu işten atmalara kadar varan saldırılara karşı direniş ve grevlerle sokaklara çıkarak mücadelelerini sürdürüyorlar.
    Evrensel’in dikkatli okurları, bütün olumsuz koşullara karşın ülkenin çeşitli yerlerinde işçi ve emekçi mücadelesinin sürdüğünü görüyorlar. Bu yasal grevler, direnişiler ve eylemler, sıcak ve seçimin caydırıcı etkilerine rağmen devam ediyor.
    Sınıfın ileri unsurlarını ve sınıf partisini emek mücadelesi açısından asıl ilgilendiren, bu yüzden de asıl dikkat noktası olması gereken de mücadelenin bu olumlu eğilimleridir. Yani madalyonun mücadeleyi temsil eden öteki yüzünde “umut kıvılcımları” biçiminde çakan ve giderek sıklaşacağı anlaşılan mücadelelerdir. Çünkü bu kıvılcımların sayısının artması, madalyonun emek mücadelesi yüzündeki kesintili ve kısmi aydınlanmaları sürekli bir aydınlığa dönüştürebileceği gibi, kıvılcımların büyüyerek birleşmesi ise madalyonun öteki yüzünde organize edilen saldırıları da püskürterek, o yüzü de baskısı altına alabilecek bir etki ortaya çıkaracaktır.
    Başka bir söyleyişle burada asıl olan; patronlar ve hükümet cephesinden yapılan saldırılardan yakınmak, saldırıların kapsamı konusunda uzun analizler yapmak değildir. Tersine, şimdilik şurada burada ortaya çıkıp, parlayıp sönen bir karakter gösteren bu kıvılcımların çoğalması, birleşip büyümesi, birbirini destekleyen hale gelmesi için çalışmak; çalışmayı planlamaktır. Burada bunu yapma görevi de asıl olarak sınıf partisine; işçilerin, emekçilerin ileri kesimlerine ve sınıftan yana sendikacılara düşmektedir. Bu kesimler, artık olaylar hakkında yorum yapmayı aşarak çeşitli yerlerdeki mücadelelerin birbiriyle haberleşmesini, giderek dayanışmasını sağlayarak mücadelenin süreklilik kazanması ve genişlemesi için elden geleni yapmak için harekete geçmelidirler. Gazetemizdeki haberler, özellikle de “okur-yazar” köşesindeki mektuplar, bir ölçüde mücadele eden işçi kümeleri arasında haberleşme ve dayanışma isteğinin dile getirilmesinde rol oynamaktadır. Ama bu, iki bakımdan yetersizdir. Birincisi; bu haberler ve okur mektuplarının yeterince sıklıkla yazıldığı ve mücadele eden işçi kesimleri arasında sürekli ve sıcak bir diyalogu sağlamayı başardığı söylenemez. İkincisi ise haber ve mektupların açıklayıcılık ve nitelik bakımından “çıtanın altında” kalmasıdır. Zaman zaman haberler ve mektupların her iki bakımdan da “çıtanın üstüne” çıktığı söylenebilir ama bu, zaman zaman olmaktadır. Buna süreklilik kazandırılması çıkış noktası olarak değerlendirilmelidir. Gazetenin dağıtım ve bir örgütlenme aracı olarak kullanılması bakımından da sorunlar sürmektedir ve bunları aştığımız ölçüde de emek mücadelesi, kendi platformunu oluşturacak temel bir araca kavuşacaktır. Ötesi ise doğrudan mücadele içindeki ileri işçiler ve sendikacıların faaliyeti ile tamamlanacaktır. Bunları da tartışmayı sürdüreceğiz.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net