ÖZGÜRCE

  • Kamu emekçi sendikalarının üye sayılarının Çalışma Bakanlığı tarafından resmi olarak açıklandığı 2002 yılından bu yana sendika üyesi olan kamu emekçilerinin sayısı, 650 bin 770’den 855 bin 463’e çıkmış; yani, yüzde 31.5 artmış.


    Kamu emekçi sendikalarının üye sayılarının Çalışma Bakanlığı tarafından resmi olarak açıklandığı 2002 yılından bu yana sendika üyesi olan kamu emekçilerinin sayısı, 650 bin 770’den 855 bin 463’e çıkmış; yani, yüzde 31.5 artmış. Kuşkusuz beş yıl gibi çok uzun olmayan bir sürede kamu emekçilerinin önemli ölçüde örgütlenmiş olması ilk bakışta oldukça olumlu bir gelişmedir. Ancak, bu alandaki kimi örgütlerin, emekçilerin hakları için mücadele etmekten ziyade devletin ve iktidar partilerinin güdümünde kurulup faaliyet yürüttüğünü de göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapmak gerekir. Bu bağlamda, 2002’den bugüne üye sayılarının gelişimine konfederasyonlar itibariyle baktığımızda, tablonun pek de parlak olmadığı görülmektedir.
    2002 yılında KESK’in ve kamu emekçi mücadelesinin engellenmesi amacıyla kurdurulan ve milliyetçi motifleri ağırlıkta olan T. Kamu-Sen, MHP’nin iktidarda olmasının da katkısıyla toplam sendikalılar içerisinde yüzde 50.6’lık paya sahiptir. Buna karşılık, kamu emekçi mücadelesini 1980’li yıllardan itibaren fiilen yürüten sendikaların oluşturduğu KESK’in 2002 yılındaki üye oranı yüzde 40.3’tür. Daha çok İslami bir söylem üzerinden hareket eden Memur-Sen’in 2002’deki üye oranı ise sadece yüzde 6.4’tür.
    2007 yılına geldiğimizde tabloda son derece çarpıcı değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Bunların başında da Memur-Sen’in üye sayısındaki gelişme gelmektedir. 2002’den 2007’ye Memur-Sen’in üye sayısı, 41 bin 871’den 249 bin 725’e çıkmıştır. Yani, geçen beş yıl içinde Memur-Sen’in üye sayısı, yüzde 496.4 artmıştır. Böylece Memur-Sen, toplam sendika üyeleri arasındaki oranını yüzde 29.2’ye çıkartarak ikinci en çok üyeye sahip konfederasyon olmuştur.
    Aynı dönemde T. Kamu-Sen’in üye sayısında yüzde 6.6 gibi düşük de olsa bir artış ortaya çıkmıştır. T. Kamu-Sen’in toplam içindeki payı yüzde 50.6’dan yüzde 41’e düşmüşse de hâlâ en fazla üyeye sahip konfederasyon konumunu korumaktadır.
    KESK’e geldiğimizde, aradan geçen bu beş yılda üye sayısı bakımından son derece hazin bir durumda olduğu görülmektedir. 2002 yılında 262 bin 348 üye ile toplam sendikalılar içinde yüzde 40.3’lük bir paya sahip olan KESK’in üye sayısı, 2007’ye gelindiğinde 231 bin 987 kişiye düşmüştür. Diğer bir ifade ile KESK, üyelerinin yüzde 11.6’sını kaybetmiş ve toplam içindeki payı yüzde 27.1’e düşmüştür. Böylece KESK, üye yoğunluğu bakımından Memur-Sen’in de ardında üçüncülüğe gerilemiştir.
    Memur-Sen’in üye sayısındaki olağanüstü artışın en temel nedeni kuşkusuz, 2002’den bu yana tek başına iktidarda bulunan AKP’ye olan yakınlığıdır. Bu durum, hem Memur-Sen’in nasıl bir sendika olduğunu ortaya koymakta, hem de AKP’nin kamu işyerlerindeki kadrolaşma ve baskılar biçiminde yürüyen etkinliğini açığa çıkartmaktadır. T. Kamu-Sen’in durumuna bakıldığında, hükümetten yeterli desteği alamamanın da etkisiyle üye sayısını artırma bakımından yavaşladığı ama mevcut koşullarını da koruduğu görülmektedir.
    KESK’e gelince; geçen bu beş yıllık süreçten en olumsuz etkilenen örgüt KESK olmuştur. KESK, bu dönemde 204 bin 693 yeni üyeden hiçbir pay alamadığı gibi mevcut üye sayısının da 30 binden fazlasını kaybetmiştir. Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki üye sayısı, sendikaların başarısını ölçmek için yeterli bir ölçüt değildir. Bu bakımdan tek başına üye sayıları üzerinden sendikaları değerlendirmek doğru olmaz. Yani Memur-Sen’in üye sayısını her yıl ortalama iki katına çıkartması, nasıl bu sendikanın başarılı, etkin bir sendika olduğunu göstermiyorsa; KESK’in üye sayısındaki gerileme de KESK’in başarısız olduğunu göstermez.
    Ancak yine de KESK’in sadece üye sayısı bakımından değil, mücadelesinin etkinliği bakımından da önemli bir gerileme içinde olduğu ve üye sayısındaki gerilemenin de bununla ilişkili olduğu, sanırım birçok KESK üyesi arkadaşım tarafından paylaşılacaktır. O halde başta, sendika üyesini kelle sayısına indirgeyen yetki yarışının içinde yer almaktan başlayarak, ideolojik tutarlılığa kadar her konunun tartışılması gerekir. Ancak bu tartışmaların şimdiye kadar yapıldığı gibi “yasal savma” kabilinden olması hiçbir fayda sağlamayacaktır.
    Sözün özü: KESK, emek mücadelesi içerisindeki yerini korumak istiyorsa, daha da geç olmadan bu gerilemeye bir son vermelidir. Bunun yolu da başta yöneticiler olmak üzere tüm KESK üyelerinin, bu gerilemenin nedenlerini anlamak için kendileriyle ve geçen beş yılda yaptıkları ya da yapmadıklarıyla yüzleşmesidir. Aksi halde bir sonraki beş yılda ortada ne KESK kalacak, ne de gerçek anlamda bir kamu emekçi hareketinden söz edilebilecektir(!)
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net