AKP’nin kültürü 3

AKP’nin kültürü 3

AKP’nin kültür politikasını değerlendiren Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Eyüp Muhcu, İstanbul’un rant için yeniden yapılandırılışını anlattı


Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Başkanı Eyüp Muhcu AKP’nin kültür merkezlerini de tehdit eden kentsel dönüşüm politikalarını değerlendirdi. Gelişmeleri küresel kapitalizmle ilişkilendiren Muhcu, AB kültür başkenti uygulaması için de “O kentin tarihiyle, değerleriyle, toplumsal belleği ile bağdaşmayan kimi rant projeleri yapılıyor” yorumunu yaptı.

AKM ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nin yıkılarak, ‘Kongre ve Kültür Vadisi’ adıyla yeni yerlerin yapılmak istenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öncelikle bu projeler masum değiller. Kentsel dönüşüm, küresel kapitalizmin dünyayı, neoliberizmin öngörüleri doğrultusunda değiştirme projesidir. Küresel merkezler ve bu küresel merkezlere bağlı alt merkezler ve buna göre bütün küresel kentlerin ve ülkelerin yeniden yapılandırılması söz konusudur. Böyle baktığımızda kimi ülkelere ve küresel kentlere yeni roller belirlendiğini görüyoruz. Bu anlamda Türkiye’ye BOP kapsamında yeni roller verilirken, İstanbul gibi küresel bir kente hizmet kenti fonksiyonu ve bölgesel kent rolü verilmek istenmektedir. Bu genellikte konuları anlar ve ele alırsak o zaman yapılmak istenenin ne olduğunu daha iyi anlayabiliriz.
İşte bölgesel rol ve hizmet fonksiyonu verilen İstanbul’un planlanması İstanbul Metropoliten Plan Bürosu aracılığıyla bugün gerçekleştiriliyor. O zaman şunu açıkça söylemek gerekiyor. Neoliberal, yağmacı, emperyal projelere bağlı olarak Türkiye ve İstanbul yeniden planlanmaktadır. Bugün İstanbul Metropoliten Plan Bürosu’nun yaptığı 1/100 bin İstanbul İli Çevre Düzeni Planı ise bunun hayata geçirilmesinin bir belgesidir. Bu belge hazırlanırken Türkiye’nin, İstanbul’un özgün koşulları, kent stoku, kentleşme potansiyelleri, tarihsel ve kentsel değerleri, toplumsal ihtiyaçlar ve kentin çağdaş bilimsel ve insan odaklı bir şekilde geliştirilmesi hedeflenmemekte, bunun yerine küresel kapitalizmin ön gördüğü sömürü, yağma ve küresel kapitalizme eklemlenme anlayışı doğrultusunda planlanması gündeme gelmektedir. Bu nedenle de İstanbul Metropoliten Plan Bürosu’nda çalışan kimi akademisyenlerin, uzmanların hazırladığı, eksik ve tartışmalı olmasına rağmen değer verdiğimiz bilimsel analizler, raporlar bir tarafa itilmiştir. Plan kararları uluslararası öngörüler, uluslararası güç merkezlerinin dayatmaları doğrultusunda alınmıştır. İstanbul planında yer alan pek çok proje böylece gündeme gelmiştir. Haydarpaşa Garı ve Liman Alanı, Galata Limanı, Zeytinburnu Limanı ve kıyı alanı, Küçükçekmece arkeolojik sit alanı ve kıyı alanı, Kartal Bölgesi ve kıyı alanı ile ilgili pek çok proje bu dayatmalarla gündeme geldi. İstanbul Metropoliten Plan Bürosu tarafından ise bu dayatmalar plana işlendi. Bunu başka örneklerle de çok açıkça ortaya koymamız, gözlemlememiz mümkündür. Yani bu genellik içerisinde olaylara baktığımızda aslında İstanbul’un neresinde bir yağma projesi varsa, neresinde bir rant projesi varsa bu projelerin küresel kapitalizmin öngörülerini yaşama geçirmek için, dayatmalarıyla ilişkili olduğunu çok açık bir şekilde görebiliriz. AKM, Muhsin Ertuğrul Sahnesinin yıkılması, kongre vadisindeki inşaatların yapılması, Tarlabaşı, Balat, Sulukule ve Galata Kulesi çevresindeki kentsel yenileme alanları ile ilişkili uygulamalar ve son günlerde tartışılan İMÇ bloklarının yıkılarak yerlerine pahalı, lüks kimi yapılaşmaların yapılması ve pazarlanması gibi pek çok projeyi aynı genel çerçeve içerisinde değerlendirmemiz mümkün. Bu projelerle ilgili yerli taşeronların, özellikle de bugünkü AKP siyasetinin taşeronlarının rol alması işin esasını değiştirmiyor. Sadece ve sadece o küresel kapitalizme ‘eklemlenme’ niteliği taşıyor. Yani bu projelerin gerçekleşmesi için kimi siyasi taşeronlar kullanılıyor.

Bu eklemlenmenin ilk adımları nasıl atılıyor, argümanları neler?
AB, farklı tarihsel kentleri, AB kültür başkenti olarak ilan ediyor. Bu kapsamda o kente dair kimi projeleri gerçekleştiriyor, etkinlikler yapıyor. Kimi olanaklarını da bu kent için kullanıyor. Eski Sovyet Cumhuriyetlerinin kimi tarihsel kent merkezlerini AB kültür başkenti ilan etti ve o kentlerle ilgili kimi uygulamalar gerçekleşti. Batı’da bu şekilde olan kentler var. Buradaki temel bir yaklaşım kentin, kimi kültür etkinlikleri gerçekleştirilirken kültür başkenti olduğu bir yıl içerisinde o kentte kültürel aktiviteler yoğunluk kazanırken, kentte kimi yatırımların yapıldığını gözlemliyoruz.
Bu yatırımlar turizm ve kongre merkezi ve iş merkezi niteliğinde kimi yapılaşmalardan oluşuyor. O kentin tarihiyle, değerleriyle, toplumsal belleği ile bağdaşmayan kimi projeler yapılıyor.
Yapılması düşünülen Kongre Vadisi inşaatları ile birlikte, AKM’nin yıkılarak yerine yeni bir kongre merkezi yapılması söz konusu. Adının Atatürk olması bu sonucu değiştirmiyor. AKM ilk ve tek opera binası olması açısından önemli. Aynı zamanda mimari olarak bir döneme işaret ediyor. Cumhuriyetin simgesi olarak tarih içerisinde yerini almış bir yapı. Bunun yerine bir kongre merkezi koyuyorsunuz. Kültürü dışlıyorsunuz, kültürün yerine ticareti koyuyorsunuz. Yani kültürün yerine bir metanın konması süreci söz konusu.
Bir kültürü yok ediyorlar, çünkü oradaki kentlerin taşıdığı kültürel değerleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Kendine göre şekillendiriyorlar. Oradaki, geçmişteki o toplumun yarattığı kültür yapılarını, mekanlarını ortadan kaldırarak, ezerek bu geçmişin önüne bir çizgi çekmek istiyorlar. Kapitalizm, her alanı kendi ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendiriyor. Şehircilik anlayışı ranta dayanıyor. İnsan yok, toplum yok, kültür yok bu projelerde.

AKP’nin şehircilik anlayışında ve rant alanlarının yaratılmasındaki rolü nasıl?
AKP, bugün küresel kapitalizmin Türkiye’deki olgusu haline gelmiştir. Bu rolü anlamıştır. Belki başta anlamamış olabilir ama geçen 5 yıl içerisinde bu rolü anlamış, benimsemiş hatta iktidarını bu sürece borçlu olduğunun farkındadır. Bunun politikalarını yaşama geçirmek için çaba göstermektedir. Özellikle son dönemlerdeki kendi parti vitrinini değiştirme, bir liberal görüntü verme gibi yaklaşımlar ya da başka bir değerlendirmeyle kimliksiz görünüm kazanması aslında bu yolda ne kadar mesafe aldığını somut bir şekilde ortaya koyar. Yani tam tersine AKP’nin daha demokrat, daha cumhuriyetçi olduğu ya da cumhuriyetin tarihsel süreci içerisindeki kimi kazanımlarına artık dokunmayacağı ya da toplumun farklı kesimleriyle uzlaşma, barış içerisinde olacağı anlamına gelmez bu. Tam tersine tüm bu değerler sistemiyle savaşı daha büyük boyutta sürdüren kürsel sermayede yeni roller üstlendiğini bize ifade eder.
O nedenle ekonomi, kentleşme, siyaset tartışmalarının bu somut olgular ve tarihsel süreç içerisine oturtulması halinde doğru yorumların yapılması mümkün olabilir. Kentleri de içine alan bu kuşatmayı reddetmeyen anlayışların, süreç içerisinde ancak bu kuşatma içerisinde rol almaları söz konusu olabilir. Oysa bu kuşatmayı reddetmek gerekir. Eğer küresel kapitalizmin bir yağma sürecinden, bir sömürü sürecinden söz ediyorsak bunun kentler üzerindeki kuşatmasının kaldırılmasını bir hedef olarak parti programlarına koymak gerekir. Bu konmuyorsa ve bu kuşatmanın kaldırılması için çaba sarf edilmiyorsa o zaman ancak ve ancak bu sürecin bir parçası olma durumuna gelinebilir.

Bu sürecin parçası olmamak için nelerin yapılması gerekiyor?
Burada AKP şunu yapıyor, bunu yapıyor demek yeterli değil. Esas olarak taşıdığı rolleri algılamayan bir AKP eleştirisi çok gerçekçi değildir. Muhalefetin bilerek ve doğru bir şekilde yapılması gerekir. Onun taşıdığı rollerin bir tanesi, tabii ki çağdaşlaşma karşıtlığıdır, Osmanlı’ya öykünmektir, tarihsel süreç içerisinde kazanılan nispi demokratik hakların, özgürlüklerin ya da bunların kurumsallaşmalarının ortadan kaldırılmasına dair çağdaşlaşma karşıtı politikaları savunduğu açık bir gerçektir. Bunu bile bile uluslararası güçler kimi rolleri vermektedir zaten. İşte BOP projesi çerçevesinde bir ‘ılımlı İslam’ modeli dayatılmaktadır. Ama bununla birlikte küresel sermaye içerisinde roller verilmektedir. Bunları doğru ve önyargısız algılamak, analiz etmek, buna göre parti politikalarını oluşturmak ve AKP değerlendirmesi yapmak gerekir. Aksi takdirde soyut bir şekilde AKP tartışması, muhalefeti, Türkiye’deki sol, demokratik kesimleri doğru bir yere getirmez. Evrensel değerlerin, insan haklarının, özgürlüğün, emeğin, eşitliğin küreselleşmesi yönünde, bu vahşi küreselleşmenin evrilmesi gerekir. Yani öngörülmesi gereken bu küreselleşmedir. Ciddi bir toplumsal muhalefet bu kuşatma, yağmalama, sömürme projeleri konusunda küresel güç merkezlerini yeniden düşünmeye, yeniden projelerini değiştirmeye, bazı toplumsal sosyal girdileri projelerine almaya zorunlu kılabilir. (İstanbul/EVRENSEL)
Erkan Araz
www.evrensel.net