ZEUS SUNAĞI

ZEUS SUNAĞI

  • Ünlü komutan Ahilleus, açgözlü Başkral Agamemnon’un sevgilisini elinden almasına öfkelenip savaştan çekildi. Ne var ki bir süre sonra Troyalılar yengi üstüne yengi kazanmaya başlayınca, sırf gemilerinin yanmasını önlemesi için...


    Ünlü komutan Ahilleus, açgözlü Başkral Agamemnon’un sevgilisini elinden almasına öfkelenip savaştan çekildi. Ne var ki bir süre sonra Troyalılar yengi üstüne yengi kazanmaya başlayınca, sırf gemilerinin yanmasını önlemesi için can dostu Patroklos’u, kendi silahlarıyla kuşatıp cepheye gönderdi. Ve Troyalı Hektor da, ortalığı kasıp kavuran Yunanistanlı Patroklos’u, tanrı Appollon’un yardımıyla öldürdü. Olayı gören Troyalı askerler de bu yengiyi keskin çığlıklarla kutladılar. Hektor da ilk iş olarak öldürdüğü Patroklos’un sırtındaki Ahilleus’un dillere destan silahlarına el koydu. Başındaki parlak tolgayı, kılıcı, kalkanı, kargıyı bir bir çıkarıp aldı... Aslında Ahilleus’un da değildi bu silahlar...
    Ve bunun öyküsünü de çok az insan biliyordu... Baştanrı Zeus, bir zamanlar ayağı gümüş halhallı tanrıça güzel Tetis’e deli divane vurgundu. Ne var ki onunla birlikteliğinden doğacak çocuğun gün gelip kendi tahtına kurulacağını öğrenince, haliyle çok korktu. O yüzden tanrıça Tetis’i, içi yana yana ölümlü kral Peleus’la apartopar evlendirmeye karar verdi. Yeni çiftin evlilik şölenlerini de Olimpos tanrılar ülkesinde düzenletti... Günlerce süren eğlencelerin sonunda Olimposlular; yeryüzünde tanrılar adına egemenliğini sürdürsün ve köleleştirdiği halkları gönlünce boyun eğdirsin diye Peleus’a birbirinden etkin, eşsiz silahlar armağan ettiler... İşte bir ölümlüyle ölümsüzün evliliğinden Ahilleus dünyaya geldi... Ne var ki anası tanrıça güzel Tetis, oldum olası iğrendiği savaşların birine katıldığında, tanrı olarak ölümsüz doğmadığı için oğlunun öleceğini biliyordu. Zaten bu yüzden daha bebekken onu ölümsüzleştirmek amacıyla, harlak ateşler üstünde tavlamış; ama eliyle tuttuğu topuğu ateş görmediğinden, orası silahlara duyarlı bir yer olarak kalmıştı!... Gene tanrıça Tetis, oğlunun bir gün katılacağı bir savaşta topuğundan vurulup öleceğini de biliyordu! İşte genç yaşta ölümünü önlemek için Ahilleus’u kız kılığına sokup tanıdık bir kralın sarayına bile gönderdi. Ne var ki Başkral Agamemnon orada da onu buldurup ardısıra alıp götürdü Troya’ya!.. Bu kez de tanrıça Tetis; o namus temizleme örtüleri altında hazine ve köle yağması yatan uğursuz Troya savaşına giderken oğlunu, tanrıların kocası Peleus’a armağan ettiği silahlarla donattı! Hiç değilse biraz daha geç ölmesi için... Ne var ki Ahilleus, kendinin kullanmadığı tanrıların armağanı bu silahları, ödünç olarak verdi Patroklos’a. Ne var ki onlar, Patroklos’u da kurtaramadı ölümün elinden!...
    İşte Hektor da Patroklos’u öldürünce, kendi üstündeki silahlarını çıkarıp Troya’ya, babasının sarayına gönderdi. Sonra da Patroklos’un silahlarını kuşanmaya başladı!.. Kazdağı’nın doruklarından savaşı yönlendiren Baştanrı Zeus da uzaktan izledi Hektor’u... Zeus bir ara başını sallayıp gülümsedi. “Hey gidi bahtı kara yiğit Hektor, hiç ölüm aklına gelmiyor mu senin?” diye
    söylenmeye başladı kendi kendine. “Oysa ölüm çok yaklaştı sana... Ahilleus’un can yoldaşını öldürdün. Ama gene de büyük bir güç ve şevk veriyorum sana savaşman için. Kuşanmak istediğin, ama hiçbir işine yaramayacak bu silahların hatırına....” Böyle söylenip kaşlarını çattı ve Ahilleus’un silahlarını Hektor’un bedenine uygun düşürdü...
    İçi dışı Zeus’un bağışladığı savaş gücüyle dolup taşan Hektor, Anadolu krallıklarından Troyalılara yardım için gelmiş kral ve komutanları toplayıp; “Beni dinleyin dostlarım!” diye söze başladı. “Troyalıların karılarını, çocuklarını Yunanistan’dan gelen talancılardan koruyasınız diye çağırdım sizleri buraya. Sağolun geldiniz. İşte Patroklos’u yok ettim. Silahlarını alıp kuşandım. Şimdi de onun ölüsünü Akhaların elinden alıp getirmek kaldı. Kim onu alıp getirirse, hem armağanlar hem de benimle eşit bir ün sunacağım ona!” Bu sözlerin ardından Patroklos’un ölüsünü kapmak için Troyalılar canhıraş saldırıya geçtiler. Ölünün başında bir kızılca kıyamettir koptu... Sonunda Yunanistanlı Meneleos’la Ayas; Baştanrı Zeus’un zaferi Troyalılara bağışlamak istediğini anladılar. “Baksanıza, ister yamuk gelsin ister düz, Troyalıların attığı her kargıyı Zeus baba tam hedefine ulaştırıyor. Bizimkilerin savurduğu okları da boşa çıkarıp hep toprağa toprağa düşürüyor...” diye yakındılar...
    Kıran kırana vuruşan askerler yüzünden toz duman içindeydi ortalık. Zaten Zeus da saldığı sis ve dumanla her tarafı karartmıştı. Yunanlı Menelaos, bu hengâmede güvendiği birini arıyor ve Patroklos’un ölüm haberini onunla Ahilleus’a ulaştırmak istiyordu.... Ne var ki çevresindekileri iyice göremiyordu. Nihayet ellerini havaya kaldırıp; “Ey Zeus baba,” diye yalvarmaya başladı: “Hepimiz sisler içindeyiz. Atlarımız da sisler içinde! Kurtar bizi bu karanlıktan; göz gözü görebilsin. Niyetin öldürmekse, hiç değilse aydınlıkta öldür bizleri!” Zeus baba bu çığlığı duyunca Menelaos’a acıdı; Troya’nın göklerindeki kara bulutları sıyırıp aldı hemen; sisleri dağıttı. Her yer aydınlandı; tekmil savaş curcunası da gün yüzüne çıkıverdi!...
    Nihayet Menelaos, Akhalı askerler arasında güvendiği adamı arayıp bulabildi.... Aynı sıralarda da Büyük Ayas’la küçük Ayas; el ele verip Patroklos’un ölüsünü kaptıkları gibi, Ahilleus’un gemilerine doğru uçarcasına alıp götürdüler...
    Yaşar Atan
    www.evrensel.net