AKP’nin çevrede sicili kabarık

AKP’nin çevrede sicili kabarık

Yaklaşan seçimlerle birlikte diğer partiler gibi AKP de propaganda çalışmalarına hız verdi. AKP yaptığı mitingler ve toplantıların yanı sıra hazırladığı, afiş, pankart, bildiri ve broşürlerle seçmenlerden oy istiyor.


Yaklaşan seçimlerle birlikte diğer partiler gibi AKP de propaganda çalışmalarına hız verdi. AKP yaptığı mitingler ve toplantıların yanı sıra hazırladığı, afiş, pankart, bildiri ve broşürlerle seçmenlerden oy istiyor. Eğitim, sağlık, ekonomi, çevre gibi çeşitli alanlarda çıkarılan broşürlerden biri de AKP’nin çevre politikalarının propagandasının yapıldığı çevre broşürü. AKP’nin 4.5 yıllık sicilinin kabarık olmasından olsa gerek, broşürde, yıllardır çevre ve tarih tahribatının yaşandığı ve halkın tepki gösterdiği sorunlar görmezden gelinmiş. AKP broşüründe milli park ve mesire yerlerinin sayısının artırıldığından, yeni fidanlar dikildiğinden, çıkarılan orman yasasından ve orman yangınlarının hızlı bir biçimde söndürdüğünden bahsetmekle yetinmiş. Çevre konusunda ilerleme sağladığını iddia eden AKP’nin iktidarı boyunca kamuoyuna mal olmuş çevre icraatlarından birkaçını hatırlatarak ‘sicilini’ sizlerle paylaşmak istedik!..
Yeni Çevre Kanunu
AKP Nisan 2006’da çıkardığı yeni çevre yasasıyla yeni bir çevre skandalına imza atmış oldu. Çevre Yasası’nda yapılan son dakikada yapılan değişiklikle, çevreyi kirleten belediye, organize sanayi bölgesi ve fabrikalara, atık tesisi kurmaları için 2-10 yıl arası ek süre verildi. Arıtma tesisi kurmadıkları için çevreyi kirleten belediyelerin ‘hazırlık yapması’ amacıyla TCK’nın 181 ve 182. maddelerindeki cezalar daha önce 2 yıl ertelenmişti.
Yasının 3/j maddesinde, genel olarak çevre koruma düzenlemeleri koordinasyonunda Çevre ve Orman Bakanlığı yetkili kılınırken, “2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu kapsamındaki konuların TAEK tarafından yürütüleceği” hükmü ile nükleer enerji reaktör ve santrallerinin Çevre ve Orman Bakanlığı denetimi dışına çıkarılmasına yol açacak bir kapı açtı.
AKP Hükümeti’nin Çevre Kanunu’nda yaptığı değişiklikler sonucunda doğayı zehirleyenlere yeni muafiyetler ve imkanlar vererek sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına (Anayasa 56), yaşam hakkına (Anayasa 17) ve kanun önünde eşitlik ilkesine (Anayasa 10) temelden aykırı değişiklikler yapmış oldu. Üstelik bu yasa Türkiye’nin Rio, Ramsar, Bern gibi taraf olduğu uluslararası çevre koruma sözleşmelerine de aykırı hükümler içeriyor.
Nükleer santral
İktidarların 1968 yılında başlayan ‘nükleer santral sevdası’ kendisini en çok AKP iktidarı döneminde gösterdi. ABD’de son nükleer santral siparişi 1977’de, Kanada’da 1985’te verilirken, Almanya kullanım süresi dolan santrallerini 2000’de kapatma kararı alırken, AKP Türkiye’yi nükleer çöplük haline getirmek isteyen Kanalı CANDU, ABD’li Westinghouse ve Fransız Framatoma ile ortak olan Alman Siemens şirketleri gibi tekellerin çıkarları için iktidarı boyunca çalışmayı ihmal etmedi.
AKP, Sinop ve Akkuyu’da on binlerin katılımıyla düzenlenen mitinglere, bilim insanlarının tepki ve çağrılarına, Meclis’e sunulan 100 bin imzaya rağmen, tavrını sermayeden yana kullandı.
AKP kurmaya çalıştığı nükleer santrallerin yanı sıra tepkilerine karşın “Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Tasarı” cumhurbaşkanlığı seçimi krizinin yaşandığı 8 Mayıs 2007 tarihinde apar topar TBMM’den geçirildi. Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesine karşın, AKP ağırlıklı Meclis yasayı ufak oynamalarla yeniden düzenleyerek tekrar köşke gönderdi ve yasa sonunda çıktı. Yasayla nükleer santrallerin kurulması ve işletilmesinde özel şirketlerin önü açıldı.
Art arda varil skandalları
İstanbul Tuzla’da, Orhanlı beldesindeki Konaşlı Deresi yatağında 20 Mart’ta 215 varil ile 400 çuval plastik atık çıkarılmış ve atıkların kanserojen madde içerdiği belirlenmişti. Ardından Tuzla’da zehirli atık dolu varillerin bulunduğu bölgenin yaklaşık 500 metre uzağında toprağa gömülü yeni variller bulundu. Yılda 5 milyon ton tehlikeli atık üretilen İstanbul’da Tuzla’nın ardından ikinci varil skandalı Büyükçekmece’nin Kıraç beldesinde 16.05.2006’da toprağa gömülmüş vaziyette 9 varil bulunmasıyla yaşandı. Varillerin bulunduğu hafriyat döküm alanındaki böceklerin ölmesi ve otların kuruması beldede endişeye neden olurken, AKP’li Kıraç Belediyesi’nin daha önceden uyarıldığı ortaya çıktı.
25.05.2007 da Kastamonu’da, 27 varil bulundu. İncelemeler sonucunda içerisinde kimyasal hammadde bulunan varillerin İstanbul’da faaliyet gösteren bir şirkete ait olduğu ortaya çıktı.
5 Haziran 2007’de Konya Aslım Çöplüğü yakınlarında yapılan hafriyat çalışması sırasında 1’i delinmiş 2 varil bulundu. Delinen varil nedeniyle zehirlenen beş işçi hastaneye kaldırıldı.
Kocaeli Şekerpınar-Çayırova arasında, 19.04.2006 yola bırakılmış halde 8 varil bulundu.
Türkiye’de, tesadüfen bulunan variller kimseyi şaşırtmamıştı. Çünkü sanayi tesislerinin, maliyetleri bahane ederek atıklarını doğaya bıraktığını yetkililer dahil herkes biliyordu. Sayıştay’ın “Türkiye’de Atık Yönetimi” raporuna göre Türkiye’de tehlikeli atıkların sadece yüzde 5’i kurallara uygun olarak yok ediliyor, yüzde 40’ı yakılıyor, kalanlar evsel atıklarla depolanıyor ve yeraltı sularına karışarak hastalık yapıyor. Varilin sahibi olan şirketler ya ortaya çıkarılmadı ya da küçük cezalarla olayı geçiştirdiler.
Ya Munzur ne olacak?
AKP Türkiye’nin 1, dünyanın 2. büyük milli parkı olan, Munzur’u barajlarla yok etmek istiyor. Munzur Dağları’nda bilinen 1518 bitki türünün 43’ü dünyada yalnızca Munzur’da bulunan endemik türler. Çengel boynuzlu ve bezuvar keçisi, ürkekliği ve yalnızca Munzur gözelerinde yaşayan kırmızı pullu alabalık yok olacak. 60’tan fazla köy, sular altında kalacak ve toplam 84 köy zorunlu olarak göç edecek.
AKP her zaman olduğu gibi istihdam yaratma, kalkındırma gibi gerçeği yansıtmayan vaatlerin arkasına sığınarak halkı kandırmaya çalışılıyor. Dünyanın insan eliyle yapılmış en büyük gölüne sahip olan Zimbabwe’deki Kariba Barajı bile ancak 450 kişiye iş olanağı sağlamıştı. Buna karşılık 57 bin insanın evlerini kaybetmesine ve salgın hastalıklara neden oldu.
‘Altın’cı filo defol!
16 yıldır siyanürlü altın şirketine karşı mücadele eden, yeri geldiğinde yarı çıplak sokağa çıkan, yeri geldiğinde elinde süpürgesi ile çevreyi ‘zararlı maddelerden’ temizlemeye çalışan, yeri geldiğinde ise ‘Altın’cı filo defol! diyen Bergama köylülerinin direnişi ve yaşadıkları AKP’nin çevreye ve insana nasıl bir değer verdiğinin en bilinen örneklerinden biri oldu. 16 yıl önce başlattıkları çevre savaşına 1994 yılından itibaren yaptıkları eylemlerin yanı sıra açtıkları davaları da ekleyen Bergamalıların, kazandıkları davaların sonuçlarına rağmen maden çalışmaya devam etti.
Bergama’da yıllarca yasadışı bir şekilde altın üretimi yapan altın şirketinin her defasında türlü hilelerle mahkeme kararlarına rağmen çalışmalarını sürdürmesine önceki hükümetlerin yaptığı gibi AKP de izin verdi.
Efemçukuru ve Kışladağ
Bergama’yla aynı kaderi paylaşan Eşme ile Ulubey arasında bulunan Kışladağ Altın Madeni, 12.07.2006 tarihinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in de katıldığı törenle açılmıştı. Güler, “Zengin maden yataklarının bulunduğu ülkemizde, madenlerin fakir bekçisi olmak istemiyoruz. Bu madenleri, altını son gramına kadar çıkaracağız “ demişti.
Son on yılda 43 adet altın işletme ruhsatı düzenlendiği bilgisini veren Güler, 1985 yılından bu yana da 17 tane yabancı şirketin altın aramak için ülkemize geldiğini söyledi. Aynı şekilde İzmir’in içme suyu havzası içinde yer alan ve yörenin yeraltı ve yerüstü sularını kirletecek, doğal dengesini bozacak olan Efemçukuru Altın Madeni için verilen izinler bilim insanlarının ve çevrecilerin bütün çağrılarına karşın geri alınmadı.
Fırtına Vadisi
Doğu Karadeniz genelindeki 2 bin 400 tür bitkinin 1200 türü Fırtına havzasında bulunmakla birlikte bu bitkilerden 150 tanesi endemik tür olarak biliniyor. Bölgenin çeşitli alanları 1, 2. ve 3. dereceden SİT alanı. Ayrıca 1994’te de büyük bir bölümü Milli Park ilan edildi. Fırtına Vadisi’nde süren 6 yıllık hukuk savaşı Danıştay 6. Dairesi’nin yerel mahkemenin verdiği kararı onaması ile vadiye baraj yapılması planları sona ermiş gibi görünürken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl sarf ettiği, “Doğal kaynaklarımızı kullanmalıyız, fırtına deresinde santrale karşı çıkmışlardı, onlarla da mücadele edeceğiz. Bu çevrecilerle ne yapacağız? Hayat mücadele. Bunlarla da mücadelemizi vereceğiz...” sözleri vadiyi yeniden gündeme getirdi.
Öte yandan Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), hazırladığı raporda, bölgenin ılıman kuşak ormanlarını, dünyadaki savunmasız 200 önemli karasal ekolojik bölgeden biri olduğunu açıkladı. Yine WWF tarafından Avrupa’nın korunması gereken 100 orman alanı (100 Hot Spots) kavramına dahil edilen 8 orman alanı Türkiye’de bulunuyor ve bunlardan biri de Fırtına Vadisi.
Karadeniz ‘kıyım yolu’
İlk kez 1986 yılında gündeme gelen ve bu tarihten bu yana yapımı sürdürülen ve Karadeniz halkının karşı çıkmalarına, süren davalara rağmen tamamlanan Karadeniz sahil yolu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 07.04.2007’de açıldı. Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak’ın “namus belası” ve “akılsız proje” olarak nitelendirdiği, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın “Aptalca mühendislik eseri” itirafıyla hatalı bulduğu, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin ise “yolu bu şekilde yapanın elleri kırılsın” dediği Karadeniz sahil yolu, AKP tarafından açılmış oldu. Toplam maliyeti 411.51 milyon dolar olan bilim insanlarının ve mahkemenin ‘planlama ve şehircilik ilkelerine, imar ve kıyı mevzuatına, kamu yararına aykırı’ bulduğu sahil yolu her şeye rağmen yapıldı.
Acarkent, Acaristanbul
AKP, çevre konusunda en beklenmedik çıkışını Acarkent ve Acaristanbul villalarında yaptı. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe’nin ani çıkışı üzerine bütün bilim insanlarının ve çevre örgütlerinin daha önceki uyarılarına kulak tıkamasına rağmen medya konuyu ülke gündemine taşıdı. Acar İnşaat tarafından kaçak olarak yapılan villaları yıkacaklarını söyleyen ve büyük yaygara koparan AKP İstanbul ve Beykoz belediyelerinin de kendi elinde olmasına karşın villaları yıkmadı veya yıkamadı.
Yükselen tepkiler ve yargının verdiği kararla inşaatı mühürleyen belediye, buna rağmen inşaat çalışmalarının sürmesine engel olmadı. Villalara hukuka aykırı ruhsat verildiğini belirten meslek örgütlerinin ruhsatların iptale edilmesi, sorumluların yargılanması ve villaların yıkılması talebi ise AKP tarafından hâlâ yanıtsız bırakılmış durumda.
AKP, kendi eliyle yaptığı ‘Formula 1’ pisti için de özel orman statüsünde olan ormanı, vakıf ormanı yaptı. Onun ardından bölgeye villa kentler kuruldu. Ayrıca bütün davaları kaybederek gecekondu üniversitesi durumunda olan Koç Üniversitesi’nin arazisi de yargı kararına rağmen geri alınmadı.
3. köprü
İstanbul’un trafik sorununa ‘çözüm’ diye AKP tarafından ısrarla yapılmak istenen 3. köprü, trafiğe çözüm olmayacağı gibi doğayı tahrip edeceği için tepkilere neden oldu. Köprünün Avrupa yakasındaki ayaklarının yapılmasının planlandığı Arnavutköy’de semt sakinleri ‘Boğazımı sıkmana izin vermiyorum’ diyerek 3. köprüye karşı çıktılar. Arnavutköy Semt Girişimi, yapılması planlanan 3. köprü projesiyle, Vaniköy-Kandilli SİT alanındaki tarihi yapılar ve koruluklar, Sevda Tepesi ve çevresi, Kandilli Kız Lisesi, Hekimbaşı ve Çevresi, Büyük ve Küçük Çamlıca tepeleri, Arnavutköy SİT alanındaki tarihi köy dokusu ve kültür varlıkları, Ayazma, koruluk alanlar ve Ulus Parkı çevresi yıkılacağı ya da tahrip olacağı için karşı çıktı.
Golf sahaları
AKP çevreyi sadece zenginlerin kâr etmesi için değil ‘gönüllerince eğlenmesi’ için de katlediyor. 05.06.2006 Dünya Çevre Günü’nde konuşan Çevre ve Orman Bakanı Pepe yeni golf sahaları yapılmasına ilişkin bir soru üzerine “Katıksız bir çevre anlayışı; hiçbir şeye dokunmayalım, fabrika, otel, golf sahası yapmayalım demek doğru değil. Golf tesisleri yapacağız” demişti.
Golf sahaları için arazinin pek çok özeliğinin bulunması gerektiğini kaydeden Türkiye Golf Federasyonu’nun 18 delikli bir golf sahası yapımına uygunluğu için üç temel ölçüt olarak sıraladığı; ortalama 750 bin metrekare arazi, yazın en sıcak zamanda ortalama 2 bin metreküp su ve ulaşılabilirlik ölçütleri, su sıkıntısının çekildiği günlerde golf sahalarının nelere mal olacağını gösteriyor. (İstanbul/EVRENSEL)

Çevre ve tarih birlikte yok ediliyor
Allianoi
İzmir’in Bergama ilçesinde Paşa Ilıcası olarak bilinen 1800 yıllık Allianoi antik kenti Yortanlı Barajı suları altında kalacak. Yalnız Anadolu’nun değil dünya kültür mirasının değerli bir parçası olan Allianoi, küçük çıkar ve hesaplar uğruna sular altında bırakılmak isteniyor. AKP, iktidarı boyunca Allianoi’nin sular altında kalması için elinden geleni yaptı. En son antik Allianoi kentinde kazıların sürmesi için gerekli olan izin Kültür Bakanlığı tarafından geçtiğimiz mayıs ayında verilmedi. Geçtiğimiz yıl kazıların ödeneğini kesen bakanlık bu yıl da kazı iznini göndermeyerek antik kentin Yortanlı Barajı suları altında kalmasına dönük bir adım daha attı.
Hükümetin Hasankeyf inadı
Ilısu Barajı’nın su tutmasıyla birlikte eşsiz bir görüntüye sahip tarihi Hasankeyf sulara gömülecek. Baraj bittiğinde listesi 300 sayfa tutan arkeolojik eserlerin büyük bölümü ile tarihi kültürel doku sular altında kalacak. Bütün bunlar, Türkiye’nin enerji ihtiyacının yüzde birini karşılamak için. Oysa enerji hatlarındaki kayıplar giderilse, Ilısu’nun kat kat fazlası elektrik elde edilebilir. Barajla birlikte, Ortaçağ’dan günümüze uzanan ve çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapan Hasankeyf sular altında kalacak. AKP’nin Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, “Hasankeyf bitmiş, tarihten silinmiş” diyerek Ilısu Barajı’nı savunuyor.
Zeugma
Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul’da yapılacak ve NATO Zirvesi’ne katılacak yabancı konuklar için Zeugma mozaiklerini, Topkapı Müzesi’nde sergilemek istemişti. Zeugma mozaiklerinin Gaziantep’ten bir başka ile götürülmesine karşı çıkan Zeugma Platformu, taşınmaz eserlerin naklinin suç olduğunu belirterek mahkemeye başvurdu. Mahkemenin aldığı ihtiyati tedbir kararı sonrasında mozaiklerin bulunduğu salonun demir kapısı kilitlendi, müze ziyarete kapatıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı karara itirazı kabul edilmedi.
Şahin Doğan
www.evrensel.net