okudukça yaşadığımı hissettim

28 yaşında, üç çocuk annesi bir Kürt kadını Cemile İnci. O’nu mahalledeki diğer kadınlardan ayıran yanı, okumaya olan düşkünlüğü. Gelin olup Van’dan İzmir’e göç eden Cemile, Bornova’da Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı gecekondu mahallelerinden birinde oturuyor.


28 yaşında, üç çocuk annesi bir Kürt kadını Cemile İnci. O’nu mahalledeki diğer kadınlardan ayıran yanı, okumaya olan düşkünlüğü. Gelin olup Van’dan İzmir’e göç eden Cemile, Bornova’da Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı gecekondu mahallelerinden birinde oturuyor. İzmir’de de zormuş yaşam. Önce bunu anlamış Cemile. Ancak, Van’da ve İzmir’de yaşanan sorunların farklı olduğunu ifade ediyor.
Sadece ilkokulu bitirebilmiş ama yaşamı boyunca hep okuyabilmeyi istemiş.
Resim sanatına da büyük bir merakı var Cemile’nin. “Okuyabilseydim resim öğretmeni olmak isterdim” diyor. Televizyonda özellikle resim ve fotoğraf sanatı ile ilgili programları izlemeye çalışıyor.
Küçük yaşta annesini kaybeden ve üvey anne ile büyüyen Cemile, ilkokulu zar zor okuyabilmiş. O günleri şöyle anlatıyor: “Babam evlenince üvey annem geldi. Okutmadı beni. İlkokuldan sonra hayalim hep okumaktı, şu anda da öyle. Doğu’da eğitim yok. Kürtsün diye önem vermiyorlar, bunu bizzat yaşadım. Öğretmenimiz bir gün, ‘Siz boşuna okuyorsunuz zaten çoban olacaksınız’ demişti, bunu hiç unutamadım.”

‘Tanklar evimizi titretiyordu’
Çocukluğunda, askerlerin gece tanklarla gelip evlerini basmalarını hep hatırlıyor. Tanklar geçerken evlerinin titremesini ve o anda duyduğu korkuyu unutmuyor.
Gençliğinde hiç Kürtçe müzik dinleyememiş. “TRT’de ve Kral’da Kıraç, Tarkan çıkıyordu onları dinliyorduk. Kürtçe kasetler yasaktı” diyor. 15-16 yaşına kadar Kürtlere yapılan hakaretlerden dolayı Türkleri sevmemeye başladığını anlatan Cemile’nin, İzmir’e geldikten sonra bu yargısı değişmiş: “Sonraları buraya geldim. Baktım Türkün de fakiri eziliyor. Kürdün de zengini burada dört dörtlük hayatını yaşıyor. Doğu’da farklı, burada farklı sorunlar yaşanıyor.”
Bir pazar günü, elektriği ve suyu olmayan evinin kapısını çalan gençlerin getirdiği gazeteyi parası olmadığı için almak istememiş önce. Sonraları kah evden çıkan kağıt kutuları biriktirip satarak, kah çocukların bakkal masrafından keserek her hafta düzenli almaya başlamış Evrensel’i. Okulda da parası olanla, olmayan arasında ayrımcılık yapıldığını belirten Cemile başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor: “Benim burada akrabalarımdan birisi sınıf annesi olmuş okulda. Türkçe bilmeyen komşularımdan biri de hep beni götürüyordu toplantılara. Akrabam olan kadın komşumu para vermediği için herkesin içinde azarladı. Çok şaşırdım”.
Kitap okumayı çok seven Cemile’nin hayali resim öğretmeni olmakmış. “Kültür sanatla çok ilgilenen bir insanım. Ama şimdi bakıyorum çevremdeki çocuklara hiç hevesli değiller okumak için” diyen Cemile’ye göre, bu sistem çocuklarda okuma isteği bırakmıyor.
Cemile’nin ders kitapları dışında okuduğu ilk kitap Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok” kitabı olmuş. Bankada çalışan bir arkadaşı getirmiş kitabı. Tolstoy’un da bir kitabını okumuş. “Kürtçe kitaplar da vardı ama amcamın oğlu korkudan onları sobaya atıp yaktı. Hâlâ gözlerimin önüne geliyor, çok yalvardım yakmaması için dinlemedi” diyor.

‘Evrensel’de beğendiklerim...’Evrensel’in, haberinden köşe yazısına, karikatürüne kadar bütün yazılarını okuyor Cemile. Mitoloji ile ilgili yazıların da ilgisini çektiğini belirtiyor. Bir de köşe yazarlarının fotoğraflarını görmek istiyor. “Bazı yazıları örneğin çok beğeniyorum ve bu yazıları yazanları görmek istiyorum” diyor. Cemile’nin gazetemizle ilgili diğer düşünceleri şöyle: “Askerlerin Lübnan’a gönderildiği dönemde çıkan karikatürü çok beğenmiştim, saklıyorum hâlâ. 1 Mayıs’tan önceki derginin (Genç Hayat) kapağındaki resmi de çok beğendim. Bir de bir haber okumuştum, bir genç vardı MHP’li iken nasıl değişmiş, o da çok hoşuma gitmişti. Ben gazeteyi kitap diye okuyorum. Sadece pazar günleri alabiliyorum, bir haftada her tarafını okuyorum. Okuyamadıklarımı da biriktirip okuyorum. rBu pazar çocuklarımın harçlığı vardı vermedim bakkala, gazeteye verdim. Kızım buralardan plastik bardak toplamıştı. Evden çıkan karton kutular vardı onları sattım. O şekilde verdim. Çalışıyor olsam her gün alırım gazeteyi. O gazeteye emek veriliyor. Benim hakkımı savunuyor. Psikolojime iyidir. Bilgi öğreniyorum. Bu unutulmuş mahallede yaşadığımın farkına varıyorum.”

ezilenlerin temsilcisi olsun
Seçimlerle ilgili düşüncelerini soruyoruz Cemile’ye. “İstediğimiz birini seçsek de sonra engelleyecekler gibi geliyor bana” diyor ve “Benim gibi ezilen çok var. Buradakilerin çoğu AKP’ye vermek istiyor. İnsanların ağzına bir parmak bal çalarsın ya, burada da birkaç fakire yeşil kart verilmiş. ‘Bize iyi davranıyor bu hükümet iyidir’ diyorlar. Ama başka gerçekleri görmüyorlar. Çünkü gazete okumuyor, haberleri dinlemiyor, neyin ne olduğunu bilmiyorlar. Fakirliğin içinde boğuşup gidiyor, kadermiş gibi görüyorlar. Çoğunun okuması yazması yok ve Türkçe de bilmiyor. Van’da, ‘Bizim akrabamız filan partidedir oyumuzu akrabamıza vereceğiz’ diyorlardı. O partiye veriyorduk. Asıl bize yardımcı olacak olana değil de başka bir partiye gidiyordu oylar. Ben zaten iki oy kullandım. Birini DYP’ye birini de ANAP’a vermiştim. Şimdiki aklım olsa vermezdim. Bizim de yeşil kartımız var ama hastanede önem vermiyorlar. Hesabına para geçirmeyen, villalarına villa katmayan birilerinin seçilmesini istiyorum. Erdoğan’ın oğlunun düğününü sarayda yaptılar, dünyalarca para. Başlarını örtüyorlar. Bence onlar dini yok ediyorlar. ABD ile birlikte hareket ediyorlar. Kürtle Türk öldürülüyor. Meclis’te birbirlerini dövüyorlar. Askerleri gönderiyorlar. Anneler ağlıyor. Çok zoruma gidiyor.”
Emine Uyar
www.evrensel.net