oy kullanmak yetmez

Sermaye partilerine seçim propagandaları için tüm olanaklar sunulmuş.Medyadaki seçim haberlerinde hep onlar… İktidar için birbirleriyle yarışmaktan gözleri hiçbir şey görmüyor...


Sermaye partilerine seçim propagandaları için tüm olanaklar sunulmuş.
Medyadaki seçim haberlerinde hep onlar…
İktidar için birbirleriyle yarışmaktan gözleri hiçbir şey görmüyor.
Sözümona tümünün seçim bildirgelerinde işsizlik, yoksulluk, çalışanları ilgilendiren yasal düzenleme, istihdam, sosyal güvenlik vb konular yer alıyor. Ama bunlar programlarında öncelik verdikleri konular değil. Çözüm önerileri de emekçi halkın çıkarlarını gözeten bir anlayışı yansıtmıyor.
“Serbest piyasanın meşruiyet aracı” denilen liberal demokraside de bu doğal.
Sorunlara ehven i şer ya da moda deyişle “Ölümü gösterip sıtmaya razı etme“ mantığıyla yaklaşılıyor.
Ama emeğin bakış açısından bu durum kabul edilemez.
Emekçi sınıfların sömürüsü her geçen gün artıyor.
Yasal haklar giderek geçerliliğini yitiriyor.
Çalışma yaşamı piyasa ekonomisinin rüzgarlarına terk ediliyor.
Egemen güçler parlamenter demokrasiye bile yabancılaşıyor, giderek daha acımasız oluyorlar.
Neoliberalizmin yol açtığı sorunlar, neoliberalizm eleştirilmeden nasıl çözüme kavuşur?
Neoliberalizm, kendisinden kaynaklanan sorunların çözümüne izin verir mi? Sıkışınca onları sorun değilmiş gibi göstermeye çalışmıyor mu?
Sözgelimi yoksulluğu sistem yaratıyor. Çaresi, toplumsal olarak üretilen eşitsizliklerin ortadan kaldırılması değil midir?
Seçim propogandaları ise malum: Rakip partiler, adaylar suçlanıyor, teknik bilgi ve istatistikler ortaya dökülüyor. Olan kafası karışan seçmene oluyor, bir yargıya varması zorlaşıyor.
Belki de siyasette yeni bir anlayış oluşturuluyor da biz algılayamıyoruz!
Ama siyasi kavramların değer yitimine uğratıldığını algılayabiliyoruz. Sağ ve sol ideolojilerin miyadı dolduğu yönünde yanılsamalar yaratılmaya çalışılıyor. (Daha doğrusu, solun öldüğüne inanmamız isteniyor.)
Kafa karışıklığı yaratan bu girişimler, kavramlar konusundaki bilinçlenme gereksinimimizi kaçınılmaz kılıyor.
Seçim ortamından en çok da bu yıl ilk kez oy kullanacak olan 4.5 milyon genç seçmen etkileniyor olmalı. Bu gençler seçim haberlerini izlemek için muhtemelen internetten yararlanıyorlar. İnternet ortamı görece özgür. Ama deneyimsiz olduklarından boş vaatlere inanma olasılıkları daha yüksekmiş gibi görünüyor.
Dinci ve şoven milliyetçi akımlar, popülist politikacılar gençlerin oylarına göz dikmiş…
Toplumun üzerinde 80 darbesinin ve küreselleşmenin olumsuz etkileri…
Kadınlar arasında hâl⠓Beyim hangi partiye oy verirse ona vereceğim” tutumu yaygın…
Cinsler arası ekonomik ve toplumsal eşitsizliklerin hüküm sürdüğü bir ortamda, iki cinsin seçime eşit koşullarda katılmaları ne anlama gelir?
Evle sınırlandırılmış bir yaşamda kadınların siyasete ilgi duymaları beklenebilir mi?
Ama seçim propagandalarında demokrasiden söz edilirken kimse mangalda kül bırakmıyor.
Kadınların kamusal alandan dışlanmalarına ne demeli?
Eviçi emeği “karşılıksız emek“ değil mi? Tıpkı ücretli emek gibi sistem tarafından sömürülmüyor mu?
Neoliberal politikaların gelir dağılımında yarattığı uçurumu nasıl açıklamalı?
Kısacası kapitalizm özde aynı; dün neyse bugün de o: Yapısal özelliği eşitliğe izin vermez.
Emekçi sınıfların taleplerine yanıt verecek, onlar lehine politika üretecek olan ise, “Emeğin kurtuluş mücadelesini” yürüten güçlerdir.
Onlar, tüm engellemelere karşın kitlelerle bağlarını güçlendirmeyi sürdürüyorlar. Koşullar, politik açıdan bunu her zamankinden çok dayatıyor çünkü.
Günümüzde küresel ekonomiyi uluslararası kuruluşlar yönetiyor, denetliyor. Bu kuruluşlar ülkelerin ekonomik ve siyasal yönelimi üzerinde etkili oluyor.
Ülkemizin ekonomisi de IMF’ye emanet edilmiş görünüyor.
Başımızdaki hükümetin tutumu ise ortada!
Bir yandan sendikal hakların, AB (Avrupa Birliği) normlarına uygun hale getirileceğinden dem vuruluyor, bir yandan da son üç yılda, yalnızca sendikalara üye oldukları için işten çıkarılan işçi sayısı yaklaşık 20 bine varıyor. (16.6.2007 basın)
Öte yandan toplam banka sermayesinin yüzde 42’si yabancıların kontrolünde.
Övünç kaynağımız (!) borsada yabancıların hissesi yüzde 73.
Yabancı sermaye yeni istihdam alanları açıyor mu?
Borsa ekonomimize ne yarar sağlıyor?
Kimin çıkarları gözetiliyor? Emekçi halkın mı yoksa küresel sermayenin mi?
Sanki diğer sermaye partilerinin tutumu daha mı farklı?
Eğitim çağındaki gençlere ne vaad ediliyor? Eğitimin özelleştirilmesi mi?! (Nüfusumuzun yüzde 60’ını 20 yaş ve altındaki grup oluşturuyor.)
Kadınların sorunları, bu ekonomik ve toplumsal yapı içinde çözülebilir mi? Toplum içindeki eşitsizliğin beslediği şiddetten en çok kadınlar zarar görmüyor mu?
Öyleyse gençlik, kadın, tüm ezilen kesimlerin sermaye partilerine dur demeleri gerekmez mi?
Özetle;ülkemiz bir siyasi kriz döneminden geçiyor. 22 Temmuz’dan sonra ne olur?
Sermaye partilerinin insanlığın sorunlarına kalıcı çözümler getirdiği nerede görülmüş? (Böyle bir derdi de zaten hiç olmamış.)
Emeğin temsilcilerinin sesini parlamentoda duyurması kuşkusuz önemli. Ama daha da önemlisi emek cephesinin güçlenmesi değil mi?
Seçimde boş vaatlere kanmak: Tehlike burada. Her koşula uyanlara göre hava hoş!
Ama bilinçli seçmen olacaksak; oy kullanırken duygusallıktan, değişen ruh haline göre karar değiştirmekten kaçınmalıyız.
Tepkimiz sınıfsal olmalı.
Ülkemizde emekten yana tavır almış hareketlerin politik mirasına sahip çıkmalıyız.
Bugün işçi ve emekçilerin dayanışmasına her zamankinden çok gereksinim var.
Cinsiyet, din, ulus, etnisite vb farklılıkları yok saymadan, emekçi sınıfların dayanışması, “uluslararası destek kazanmaya” çalışması, emeğin sermayeye karşı mücadelesi açısından yaşamsal bir önem taşıyor.
Tülin Tankut
www.evrensel.net