15 Temmuz 2007 00:00

SÖZ OLA, TORBA DOLA

Metin Uca’nın bilgisinin ucu bucağı olmadığını tanıyanları kuşkusuz biliyorlardır da, yarışma izlencesini izleyenler de öğreniyorlardır zorunlu olarak.

Paylaş

Metin Uca’nın bilgisinin ucu bucağı olmadığını tanıyanları kuşkusuz biliyorlardır da, yarışma izlencesini izleyenler de öğreniyorlardır zorunlu olarak. İnsan böylesine bilgili, ekinli (kültürlü), dilli olunca kendini yarışma sunuculuğunun ötesinde bir yere taşıma gereğini duyar ister istemez. Sunuculuk iyi de... Nereye dek? Bir ömür, sunup durmakla geçer mi? Bir yerden sonra başka bir şey ister insanın canı, ciğeri. O da bu başka şeyi Ankara’nın Çankaya’sında Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde bulmuş, köşkün yeni kiracısı olmaya soyunmuş ve cumhurbaşkanı adaylığına adaylığını koymuştu bilindiği gibi. Bu uğurda, Çankaya’ya komşu Aşağı Ayrancı’daki evini bile gözden çıkarmıştı söylediğine göre. Ama olmadı, her şey sözde kaldı. Cumhurbaşkanı da seçilemedi ya!.. Demek ki ileriyi görmüş adam, daha da ileriye gitmemiş.
Yarışmasında yarışmacıları yarıştırmaya çalışırken aslında kendini yarıştırıyor kendisiyle. Her konunun, her sorunun ayrıntısıyla içinde; her yörenin her şeyinin tüm güzellikleriyle göbeğinde; her yemeğin en sesli ağız şapırtılarıyla başında. “Mutlaka görün. Ah!.. Olsa da yesek” kıvamında her zaman. Gezen de o, okuyan da o, gören de o, yiyen de o, bilen de o. Atalarımızın, “Çok okuyan değil, çok gezen bilir” sözünün çok ötesine geçmiş biri. Bilgi ve görgü bolluğunun nedeni bu olsa gerek.
Ne var ki, her bildiği de doğru olmuyor. Ya da her söylediği için, kendi söylemiyle “doğru bildiniz” denilemiyor. Örneğin, “Beraberlik olması için tüm soruları doğru bilmeniz gerekiyoooor” diyordu, bilmenin bir de yanlışı olurmuş gibi. “Bilmeniz” ya da “Doğru yanıtlamanız gerekiyooor” demesi gerekirken hem de. Yarışmanın o bölümüne gelindiğinde sürekli yenileniyordu bu söz.
Bir başka gün de konu gereği ve çok sık da yaptığı gibi siyasal bir gönderme yapıyordu bir yerlere ve diyordu ki “Bayrağı yabancı bandıralı yapınca...” Deniz üstünde ve doğal olarak ülkemizde, yabancılara tanınan olanakların yerlilere tanınmadığını vurgulamaya çalışıyordu. Çalışıyordu ya, bayrağın bandıra anlamına geldiğini de yabancı gemilere gösterilmiş hoşgörü gibi unutup gidiyordu. “Yabancı bandıralı olunca...” ya da “yabancı bayrak çekince...”; daha da olmadı, “bayrak yabancı olunca...” gibi çeşitli biçimlerde söyleme olanağı varken, bandıra bandıra “bayrağı yabancı bandıralı...” demek bir bilgi yarışmasında ne derece doğru bir söylemdir bir bilene sormak gerekir.
Her şeyi bir güzel bilen Metin Uca, yarışmada sorulan bir sorunun yanıtını kendisi de bilmiyor olmalıydı ki, yarışmacının yanlış yanıtını, “doğru bildiniz” dercesine alkışlatıyordu. “Tahta bir sopayla bir çemberi düşürmeden çevirmeye dayanan oyun” sorusuna verilen çelik çomak yanıtını doğru bulunca ikisini de oynamış biri olarak bildiğimden de kuşkulanır oldum. Onca yıl oynadığım oyunun adını şunca yıldır yanlış mı biliyordum yoksa. Tahta sopayla çember çevirme işinde hangisi çelik, hangisi çomak oluyordu şaşırdım kaldım doğrusu.
İlginçtir, yapılan bu tür yanlışlar sonrasında bir kez bir açıklama yapıldığına tanık oldum; ama kesinlikle bir düzeltme değildi. O da gerçekten evlere şenlik, dillere şişlik bir durum sonrasında zorunlu olarak yapılmıştı. Bordodan koyu renk sorulmuş, ip ucu olarak da g harfi verilmişti. Yani g harfi ile başlayan bir sözcüktü yanıt. Yarışmacı her sorulduğunda geçiyor, yanıtı bir türlü bulamıyordu. Salt o değil biz de bulamıyorduk. G den bir renk ancak gül kurusu olabilirdi; ama o da bordonun yanında açık kalıyordu. Bu sözcük, büyük olasılıkla yabancı bir sözcüktü ve çok bilinmiyordu. Garnitür, granül, gravür benzeri bir sözcük olmalıydı. Belki de yerel bir sözcüktü. Çıka çıka gül kurusu çıktı doğru yanıt olarak. Derin ve oldukça uzun bir “Haydaaaa!” çektik bu yanıt karşısında. Sanırım herkes aynı şeyi yapmıştır.
Bu “haydaaaalar” duyulmuş olmalı ki, birkaç gün sonra alt yazıyla bir açıklama yapıldı. Yanlış kabul edilmiyor; ama üzerlerinden atılıyordu. Çünkü, o tanım TDK’nın Türkçe Sözlüğü’nün bilmem kaçıncı basımından alınmıştı. Sözlüğün yeni basımları dururken, artık kullanılmayan eski basımına bakılmış olması ise ayrı bir ilginçlik. Soruyu hazırlayanın evinde o sözlük vardı büyük olasılıkla. Bir başka ilginçlik de, sözlüğün yeni basımlarında ve başka sözlüklerde böyle bir tanımın bulunmaması.
Bu soru yüzünden yarışmacı yüklü bir paradan olmuştu.
Biyografi sözcüğünün tanımını da sanırım aynı sözlüğün aynı basımından almışlardı. Çünkü, yaşamımda böyle bir tanım duymadım, okumadım. “Bir insanın doğumundan yaşadığı güne kadar ki.... yaşam öyküsü” diye bir tanım veriliyordu biyografi için. Yaşadığı hangi güne? Son güne dek mi, birkaç gün öncesi de olur muydu?
Sürekli yabancı sözcükleri okumaktan dili dönmez oluyordu kimi zaman da. Bu alışkanlık yapıyor, yabancı sözcük olmadığı zamanda da yabancı sözcük okur gibi okuyordu kimi sözcükleri. Örneğin, yarışmalarda seçici kurul üyeliği yapan, anadan doğma değil, sonradan kadın olma şarkıcının eski eşi ile ilgili bir sorunun yanıtını verirken “Cem Edlır” diyordu Cem Adler için.
Bir başka sunucu Mehmet Ali Erbil de, bir yarışma sunarken, insanların donlarını aşağı çekmeden çok önce “Matematiğin eski adı cebir midir?” diye soruyordu ve yanıtı yine kendisi veriyordu: “Hayır. Rizaiye.”
“Çok bilen çok yanılır” diyenleri çok doğruluyordu o çok bilenlerin çok konuşmaları.
Üstün Yıldırım
ÖNCEKİ HABER

Meclis’te önemli işlev üstleneceğiz

SONRAKİ HABER

Yemen Dışişleri Bakanı’ndan BM’ye ‘Hudeyde’ çağrısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa