SADEDE GELELİM

  • CHP’nin 2007 seçim bildirgesi sosyal ve ekonomik alanda AKP’nin yaptıklarını sürdüreceğinin teminatıdır.


    CHP’nin 2007 seçim bildirgesi sosyal ve ekonomik alanda AKP’nin yaptıklarını sürdüreceğinin teminatıdır.
    Bildirgenin 25. sayfasında “Hedefimiz: Verimli, Örgütlü, Kayıtlı, Dünyaya Açık, Sosyal Piyasa Ekonomisi” başlığını okuyoruz.
    Dünyaya açık demek, mal, hizmet ve sermaye hareketlerine açık demektir. Bizimki gibi bağımlı ekonomileri emperyalist ülkelerin ihtiyaçlarına göre şekillendiren, ticarettir ve sermaye akımlarıdır. CHP ekonomimizi “dünyaya açık” tutarak, mal ve sermaye hareketlerinin etkilerine maruz bırakmaktan yanadır.
    Sosyal piyasa ekonomisi, Almanya’da sosyal refah devletli kapitalizm anlamına gelen bir terimdir. Bu terimi uyduran Alman Hıristiyan Demokratlarıdır. İkinci Dünya Harbinden sonra sosyalist devrim korkusu içinde Almanya’nın muhafazakâr Hıristiyan Demokratları, ardından Sosyal Demokratlar sosyal refah devletini inşa etti. Bugün ise bu partiler sosyal piyasa ekonomisini terk edip, neoliberalizmi benimsemiştir. Peki, CHP dünyadaki rüzgârı arkasına alan burjuva sınıfının baskısına rağmen, Türkiye’de refah devletinin tasfiyesine karşı durur mu?
    CHP’ye göre “Globalleşme dünyanın bir tercihi değil, bugünün bir gerçeğidir. Bu gerçeğin gereğini yapmak lazımdır. Ancak, ‘globalleşmenin gereğidir’ diye ülke yararına ters düşen uygulamaları kabul etmek zorunluluğu yoktur. Globalleşmenin ulusal çıkar ve politikalara yönelik siyasal, sosyal ve ekonomik olumsuz etkileri önlenmelidir” (26.s.) CHP iktidarı küreselleşmenin gereğini yaparken olumsuz siyasal, sosyal ve ekonomik etkilerini nasıl önleyecektir? Hangisi önleyecektir?
    Bildirge “Büyüme sanayi öncülüğünde olmalı; ihracatı dış talebi önemsemelidir” ve “İhracat dostu bir sanayi stratejisinin gerçekleştirilebilmesi için Türkiye’nin rekabet gücünün artırılması gerekmektedir” demektedir (25.s.). 25.-26. sayfalarda ihracat kelimesi 8 defa geçmektedir. İhracata ve rekabet gücüne vurgular, CHP’nin küreselleşmenin en önemli olumsuz etkisini yani gelir dağılımını bozucu etkisini önlemeyeceği anlamına gelmektedir. Çünkü Türkiye gibi ülkelerde ihracatı artırmak ancak rakiplere karşı fiyat rekabeti yaparak, bu da ücretleri bastırarak mümkündür. Ücretlere baskı yapmayan, gelir dağılımını düzelten bir iktisadî büyüme stratejisi, ihracata değil, iç piyasayı genişletmeye dayanan bir büyüme stratejisidir. Gelir dağılımını düzeltmek, işçinin köylünün esnafın memurun reel gelirini ve millî hâsılada payını artırmak, CHP’nin bildirgesinde yaptığı gibi, dünyaya açık ekonomi kurmayı, globalleşmeyi gerçek olarak kabul etmeyi taahhüt etmekle olmaz. Tam tersine gelir dağılımını düzeltmeyi amaçlayan bir siyasî parti, kendine yeterliğe yönelen bir ekonomi taahhüt eder, küreselleşmeye direnmeyi taahhüt eder.
    CHP’nin seçim bildirgesi 30. sayfada ulusal sanayimize sahip çıkmayı taahhüt etmekle, yer yer Türk sanayisinden ve ulusal sanayileşmeden bahsetmektedir. Ancak bu ulusal sıfatı ile neyi kastettiğini açıklamamaktadır. Sanayi politikasında yerli-yabancı mülkiyet ayırımı yapmaktan bahis yoktur. Bu da CHP’nin, küreselleşmenin gereğini yaparak, Türkiye’de kurulu sanayinin mülkiyetinin elden ele geçmesine hiç itiraz etmeyeceğini; mülkiyeti hangi ülkenin sermayedarlarında olursa olsun Türkiye’de kurulu işletmeleri ulusal sayacağını göstermektedir.
    Bildirgenin tarım başlıklı 9. kısmında CHP bol keseden çiftçiye destek vaatlerinde bulunmaktadır. CHP’nin bu vaatleri Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarıyla, ve hele IMF’ye ve AB’ye verilmiş taahhütlerle nasıl bağdaştıracağı belli değildir. Bildirgenin önsözünde CHP, AB’ye eşit koşullu tam üyelik hedefi korunacağını, üyeliğin gerektirdiği reformlar kısa zamanda sonuçlandıracağını, AB ile bütünleşme doğrultusundaki çalışmalara hız vereceğini, ama AB üyelik süreci ne olursa olsun, ülkemizde büyük bir ekonomik ve sosyal kalkınma süreci başlatacağını taahhüt etmektedir. Oysa AB dayattığı iktisadî reform taleplerinde Türkiye’nin IMF’ye verdiği taahhütleri takip etmektedir. Başta fiyat destekleme olmak üzere tarımsal desteklerin tasfiye edilmesini IMF 1998’den beri dayatmıştır. CHP’nin köylüyü ve tarımı desteklemeye niyeti olsa, önce AB ile Gümrük Birliğinden çekilmeyi vaad etmesi gerekirdi. Bunu yapmamaktadır. İMF’ye gelince, CHP’nin seçim bildirgesinde İMF’nin adı bir kere olsun geçmemektedir! Türkiye’nin on yıllık neoliberal sosyal ekonomik politikalarını biçimlendirmekte burjuva sınıfın emekçilere karşı baskı aracı olarak kullandığı İMF, CHP’nin bildirgesinde yoktur! Ancak CHP’nin, DSP-MHP-ANAP ve AKP iktidarlarının İMF ile kurduğu ilişkiyi sürdüreceği, globalleşmenin ve dünyaya açılmanın gereği üzerine beyanlarından tahmin edilebilir.
    CHP’nin işsizlik sorununa yaklaşımı da bölük pörçük “teşvik edeceğiz”, “destek vereceğiz” tarzında, münferit işverenleri insan çalıştırmaya şevklendirecek tedbirlerden oluşmaktadır. CHP’nin istihdam meselesine makro iktisadî bir perspektifi yoktur. Merkez bankasının bağımsızlığında ısrar eden CHP, istihdamı artıracak bir düşük faiz politikasından baştan vazgeçmiştir. Öte yandan istihdamı ve ücretleri iyileştirmekte kullanılabilecek temel kamu aracı olan KİT’leri ihya etmeyi CHP düşünmemektedir. CHP, Ziraat Bankası ve Devlet Demiryolları hariç, devraldığı özelleştirme programına devam edecektir. Ancak KİT’leri yolsuzlukları ve vurgunları önleyerek özelleştirmeyi vaat etmektedir.
    KİT’leri bir istihdam ve yatırım aracı olarak gözden çıkarınca, CHP’nin bölgesel kalkınma ümidini de fakir yörelerde yatırım teşviklerine bağladığı ortadadır. Bilimsel araştırmalar devletin özel sektöre yönelik teşvik politikalarının şimdiye kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun nispî yoksullaşmasını etkilemediğini kanıtlamaktadır. CHP ise hâlâ özel sektöre yatırım teşvikleri ile, küçük üretici kredileri ile, ve eğitim, sağlık haberleşme alanıyla sınırlı kamu yatırımları ile bölgenin muazzam iktisadî sorunlarını çözmeyi vaad etmektedir.
    CHP’nin 2007 seçim bildirgesi, neoliberal programa sadık bir burjuva partisinin bildirgesidir. Burjuva sınıfına verdiği, neoliberal uygulamalara sadakat teminatları ile emekçilere yaptığı sosyal iyileştirme vaatleri çelişkilerle doludur. Emekçilerin, ezilenlerin bu seçimlerde tek umudu, emek barış ve demokrasiden yana bağımsız adayları milletvekili seçmekle Türkiye Büyük Millet Meclisinde kendi sorunlarının dile getirilmesini, burjuva sınıfın politikalarının teşhir edilmesini sağlayarak siyasete daha büyük ölçüde ağırlığını koymanın yolunu açmaktır.
    Cem Somel
    www.evrensel.net