YAŞADIKÇA

  • Prof. Dr. İbrahim Ortaş, düşüncelerini toplumla paylaşmak için interneti çok iyi değerlendiren bilim insanlarımızdan birisidir


    Prof. Dr. İbrahim Ortaş, düşüncelerini toplumla paylaşmak için interneti çok iyi değerlendiren bilim insanlarımızdan birisidir.
    Hoca geçen hafta “ÖSS Sınav Sonuçları ve Ülkemizin Bölgesel ve Sosyoekonomik Gelişmişlik Yönünden İrdelenmesi Üzerine Görüşler” başlıklı bir makaleyi kaleme almış. Sağ olsun her zamanki gibi bana da göndermiş. Makalenin içeriğine baktığımızda gerçekten de ülkemizde eğitimin nereye doğru gittiğini ürpererek görmekteyiz. Bu makaleden birkaç alıntıyı paylaşmak istiyorum.
    “2007 yılı ÖSS sınavına 1 milyon 776 bin kişi başvurdu, sınav sonucuna göre 47 bin 587 aday bu yıl ÖSS’de sıfır (0) çekti, geçen yıl 25 bin aday sıfır çekmişti.”
    “Kabahat Öğrencinin Değil, Sistemin Kendisidir. Sınav sonuçlarının açıklanması ile sınava giren 1 milyon 776 bin öğrenciden yaklaşık 202 bininin dört yıllık bir yüksekokula gireceği düşünüldüğünde öğrencilerin yaklaşık yüzde 86’sının herhangi bir yükseköğretim kurumuna girmek için umutlarının bir başka bahara kaldığı görülmektedir. Her ne kadar bu yıl örgün öğretime 433 bin 150 kişi yerleşebilecek dense de çoğunluğu açık öğretim ve meslek yüksek okullarına kayıt yaptıracaktır. Kaldı ki böyle olsa bile öğrencilerin yüzde 75’i yine açıktadır. Sınav sonucuna göre öğrencilerin en fazla yüzde 10’u açıkta kalabilmeliydi. Diğerlerinin çok önceden kapasiteleri, yetenekleri ve çalışma becerilerine göre bir yerlere girebilmeleri sağlanmış olmalıdır. Bizde görüldüğü gibi bütün bir ortaöğretim tek sınava endekslendiği için yüzde 90’ına yakını başarısız olmaktadır.”
    “Türkiye’nin batısı genelde başarılı, doğusu yine başarısız. En başarısız il yine değişmedi ve Hakkâri.”
    Yukarıdaki alıntılar, aslında sorunu bir yönüyle çok güzel bir şekilde resmetmektedir. Bölgeler arası dengesizlik, okullar arası dengesizlik, üniversitelerin nitelik ve kapasite sorunları…
    Daha önceki yıllarda bizim de birçok kez değindiğimiz, birçok uzmanın ve yazarın değindiği sorunlar bunlar. Ama bütün bu sorunları aşıp sınavda ilk yüzde 3’e girerek başarısını kanıtlayan gençlerin bile muhakeme gücünün olmamasına ne demeli?
    Kendi alanında iyi bir bilim insanı olan ve mühendislik fakültesinde ders veren doçent bir arkadaşıma, “sınavsız geçişle ön lisans eğitimine gelen öğrencilerden bazılarının 62 sayısını dörde bölemediğini” söylediğimde, bana bir sınav kâğıdını gösterdi. Sorulan soruda 10 tonluk bir yükü taşıyabilecek, belli özellikteki bir çelik halatın çapının ne olması gerektiği soruluyordu. Öğrencinin yaptığı matematiksel işlemin sonucuna göre, halatın kalınlığı bir saç telinin yarısı kadar çıkmıştı. Mühendis olacak bir öğrenci, en azından yaptığı hesap sonucu ortaya çıkan yanlış değeri gözünde, beyninde canlandırma gereği bile duymaz mı? Ülkenin en başarılı gençleri bu derece yaratıcılıktan, çok yönlü düşünebilme yeteneğinden yoksun bırakılmışsa, ilkokulda, liselerde neler öğretiliyor? Bu nasıl bir değirmendir ki, çocuklarımızın beyinlerini öğütmekte, onları birer robota çevirmektedir?
    Bir tarafta üniversitelere çocukların yerleşmesi için özel derslere ve dershanelere yılda yaklaşık 10-12 milyar YTL para akıtılıyor, beri yandan, bütün bu engelleri aşabilen çocuklarımızın bile mantıkları sakatlanmış oluyor.
    Eğitimde yapılanlar tam bir kıyımdır ve aklı başında hiçbir ülke kendi insanına böyle bir kıyım yapmaz. Her geçen gün nüfus artıyor, lise mezunu genç sayısı artıyor ama üniversitelerin kontenjanları yeterince artmıyor. Akıl ve mantık belli bir seviyeyi yakalayan her gencin, ilgi alanı ve yeteneği doğrultusunda eğitim görmesinin gerekliliğini söylerken, uygulamada belirleyici olan kontenjan sayısı oluyor. Yani siz çok iyi bir mühendis olabilecek niteliklere sahip olsanız da bu yeterli olmuyor. Kontenjan sınırlı olduğu için bazı ekstralarınız olacak. Böylece yükseköğrenimlerini tamamlayabilecek kapasitede ve yeterlilikteki birçok gencimiz açıkta kalmakta, bir sonraki yıllar tekrar sınava girmeye çalışmaktadırlar. Sınavı geçenlerin bazılarıysa, sırf kendilerini bu yarışa göre programlamış oldukları için, mantık yürütebilme yeteneklerini kaybetmektedirler.
    Bir söz vardır: “Her ağacın kurdu özünde olur!” Eğitim ise toplumların özünü belirler. Anlaşılan o ki; bu eğitim sistemi de, bizim ülkemizin kurdu olmaktadır.

    Düzeltme: Geçen haftaki yazımızda, Oyak Bank’ın İngilizlere satıldığını yazmıştık. Doğrusu Hollandalılara olacaktır. Bu yanlışlıktan ötürü okuyucularımızın hoşgörüsüne sığınırım. E.ŞAT
    Enver Şat
    www.evrensel.net