GERÇEĞİN GÖZÜYLE

  • Ankara Ticaret Odası zaman zaman ilginç kitaplar yayımlar. Bunlardan bazıları ülkenin ekonomik göstergelerine yer veren çalışmalardır.


    Ankara Ticaret Odası zaman zaman ilginç kitaplar yayımlar. Bunlardan bazıları ülkenin ekonomik göstergelerine yer veren çalışmalardır. Bazıları da oda başkanı Sinan Aygün’ün, ülkenin iç ve dış politikasına bakış açısının dışa vurumudur. Bu kez yayınladığı “Unutulan Manşetler” adlı büyük boy kitap ise hemen her kesimden okuru ama en çok da biz gazetecileri ilgilendiriyor. Yeni İstanbul gazetesinin 15 Mayıs 1919 Perşembe günü yayınladığı “İstiklal Harbi Gazetesi” birinci sayfasının tıpkıbasımı ile başlıyor kitap. Günümüze dek siyaset tarihimizde çeşitli gazetelerin manşetlerinde bir yolculuk yaptırarak 2 Mayıs 2007 tarihli “Yeni Çağ” gazetesinin birinci sayfasında son buluyor. Elbette değerli bir çalışma. Çoğunluğu bellek yitimine uğramış insanlarımıza kimi anıları anımsatması açısından yararlı en azından.
    Manşetlere göz atarken ister istemez geçmişle günümüz medyası arasında bir kıyaslama yapıyor insan. Genelde mesleğin kıdemlileri, genç gazetecilerle sohbetlerinde döner dolaşır eskiden gazeteciliğin ne denli kutsal bir uğraş olduğunu anlatır, gazetecilikten gelme patronları över, adeta birer melek tasviri olarak sunarlar. İşte “Unutulmayan Manşetler” cildi karıştırıldıkça bu masum pembe öykülerin gerçek dışılığı da ortaya çıkıyor. Her ihtilale selam çakan, ancak dönemin değişmesi ile birlikte inanılmaz dönüşler yapan ne çok yazar, ne çok manşet var. Siyaset-basın ilişkilerinin de günümüzden farklı bir yanı bulunmadığını anlamak içinse sayfaları çevirmek yetiyor. Gazetelerin manşetlerini o dönemlerde de iç siyaset, çoklukla da siyasi parti liderlerinin birbirlerine sataşmaları belirlemiş. Gazetecilerin sıkça koridorlarında, kapılarında görüldüğü adliye binaları ya da sanık sandalyelerinde yer aldığı mahkeme salonları, tutuklamalar, idamlar, sıkıyönetimler, yine idamlar, askeri kalkışmalar, terör, Kıbrıs sorunu geçmiş 60 yıllık siyasi tarihimizin gazetelerin birinci sayfalarına yansıyan görüntüleri. Kısaca geriye dönüp bakıldığında geçmiş dönemlerin gazete başlıklarıyla günümüz manşetleri arasında belki de ancak magazinsel üslup açısından bir ayrım bulmak mümkün. Günümüzün usta manşetçileri bu magazinsel üsluba biraz da milliyetçilik adına ırkçılık sosu eklemeyi beceriyorlar. Eh! Eski ustalarla yeni postmodern gazeteciler arasında o kadar da kültür farkı olsun artık.
    Değişmeyen bir olgu da basının sol siyasete bakışı. Devlet egemen bakış manşetlerde hemen kendini ele veriyor. Tıpkı günümüzde sermaye gazetelerinin sol siyaseti, sendikaları yok sayması gibi... Hafta sonu genel seçimler var. Gazetelerin ve televizyonların sosyalist partileri ciddiye almadıkları öteden beri bilinen bir gerçek. Bağımsızlara ise partilerle aynı ölçüde olmasa da küçük bir yer ayırmaya özen gösteriyorlar. Hoş bunu Güneydoğu’daki bağımsız adaylar için söylemek zor. Yine de özellikle İstanbul’da Ufuk Uras ve Baskın Oran’ın gazete sayfalarında yer aldığına, televizyon programlarına davet edildiklerine tanık oluyoruz. İzlediğim söyleşilerde şöyle bir izlenim edindim: Konuk eğer bağımsız adaysa sunucu onu adeta sorguluyor. Kritik konularda sanki açığa düşürmek amacıyla hazırlanmış sorular yöneltiyor. Sıkça sözünü bölmeye çalışıyor. Hele bunu yapanlar ülkenin en iyi diye tanımlanan sunucularıysa o zaman arkada başka bir çapanoğlu var diye düşünmeden edemiyor insan. Yine şu “Unutulan Manşetler”e dönersek günümüz gazeteciliğinin eskiye oranla daha kötü olduğu savına asla katılmadığımı ifade etmeliyim. Sansüre, oto sansüre, editoryal baskılara, Türk Ceza Yasasına, onun ünlü 301. maddesine, Terörle Mücadele Yasası’na, sosyal güvenceden yoksun çalışma koşullarına karşın bugün ülkemizde sorumlu gazetecilik yapan meslektaşların sayısı hiç de az değil. Tehditlerden yılmadan ilkeli gazeteciliği inatla sürdürüyorlar.
    Hele şu seçim haftasını atlatalım bir. Halka rağmen halka dayatılan seçim sisteminden, baraj engelinden geçerek ezberi bir bozalım. Kim bilir belki medyadaki ezbere de gelir sıra. Ne dersiniz?
    Turgay Olcayto
    www.evrensel.net