GÜNCEL

GÜNCEL

  • Kürt sorunu konusunda egemen ulus şovenizminden etkilenen ya da şovenizmin baskılarını göğüslemeye cesaret edemeyen sol çevreler, Bin Umut Bağımsız Adaylarını desteklememe gerekçelerini açıklarken kafa göz yarmaya devam ediyorlar.


    Kürt sorunu konusunda egemen ulus şovenizminden etkilenen ya da şovenizmin baskılarını göğüslemeye cesaret edemeyen sol çevreler, Bin Umut Bağımsız Adaylarını desteklememe gerekçelerini açıklarken kafa göz yarmaya devam ediyorlar.
    Sosyalistler (EMEP ve SDP kastediliyor) DTP ile ilkesiz bir ittifak yapıyormuş. Bu ittifakın programı yokmuş. DTP, AB’yi savunuyormuş, bu durumda sosyalistler AB’yi savunan bir parti ile nasıl ittifak yaparmış. Mesele, Meclis’e girmek değilmiş, sosyalizmin propagandasını yapmakmış. Bin Umut Adayları sosyalizmin propagandasını yapmıyormuş vs.vs...
    Bazıları, iddialarını bağımsız adayların seçime girmesinin AKP’ye yarayacağına kadar götürüyor.
    Pazar günü Kağıthane’de Bin Umut Adaylarının düzenlediği mitinge, bu “solcu”ların katılmasını dilerdim. Ya da Hayat TV’de Akın Birdal’ın seçim çalışmalarını gösteren video filmini izlemelerini isterdim.
    Ya da Evrensel gazetesinde, İzmir 2. Bölge Bin Umut Adayı Mehmet Muhdi Aslan’ın ailesi ile yapılan röportajı okumalarını...
    Onların da ezilen, hor görülen, köyünden sürülen, işkenceler gören, çocuğunu ya da bir yakınının çocuğunu yitirmiş, yurdunu terk etmek zorunda kaldığında bütün malını mülkünü yitirmiş ve büyük bir şehirde yeniden bir hayat kurmaya soyunmuş insanları tanımasını isterdim.
    Onların umutlarını yitirmemiş olmalarını, kendileri gibi insanlarla dayanışmalarını, birlik ve mücadele ile yitirdikleri her şeyi yeniden kazanacaklarına inanmalarını görmelerini isterdim.
    Akın Birdal’ın filmini seyrederken “Birdal’ın seçim çalışması yapmasına hiç gerek yok, zaten bir dalganın üzerinde Meclis’ e doğru hızla gidiyor” diye düşündüm. Bu insanlar; yoksul Kürt köylüleri ve emekçileri, kendilerini anlayan biri olduğuna inandıklarında insanları baş tacı ediyor. Onların söylediklerine, vaatlerine bakmıyor. Kendilerini anladığına inanmak istiyor ve buna bir kere inanınca akan sel gibi içine alıp götürüyor.
    Sen istediğin kadar “sosyalist programlar” yap. “İlke”lerini ilan et. “İlke”lerinden taviz verme. O insanın köyü yakılırken ne yaptın? O insana işkence yapılırken, dışkı yedirilirken ne yaptın? Aşağılanırken, horlanırken ne yaptın? Dilini savundun mu, kültürünü savundun mu? Kimliğini savundun mu?
    Bunların hiçbirini yapmadıysan, o senin “ilke”lerin ve “program”ların ne içindir?
    Benzer sorular ve benzer cevaplar, işçi sınıfı için de geçerlidir. Tuzla’da her ay bir arkadaşlarını kaybeden işçiler, işletmeleri özelleştirildiği için işinden olan işçiler, işsizler, aldıkları asgari ücretle yarı aç yaşayanlar, hastalandıklarında sigortaları olmadığı için tedavi olamayanlar da kendilerini tanıyan, anlayan ve onların talepleri için mücadele etmiş insanlara güveniyor.
    Onlar demokrasi istiyor. Onlar düşünce ve örgütlenme özgürlüğü istiyor. Onlar emeklerinin karşılığını almak, işsiz kalmamak istiyor.
    Bin Umut Adayları da bunları savunuyor. Meclis’ e girdiklerinde bu talepler için mücadele edeceklerini söylüyorlar. Her birinin geçmiş yıllarda bu talepleri savunduklarını, bu talepler için mücadele ettiklerini biliyoruz. Her biri “keskin solcu” laflar edenlerin aksine bu uğurda pek çok badireler atlatmış. Kimi hâlâ hapishanede. Kimi senelerce hapis yatmış. Kimisi vurulmuş. Kimi de onlarca kez yargılanmış.
    Halk onları anlıyor. Onlar halkı anlıyor.
    İşte “ilkeli solcu”ların anlamadıkları budur.
    Kamil Tekin Sürek
    www.evrensel.net