GERÇEK

GERÇEK

  • 22 Temmuz seçiminde son güne yaklaşıyoruz. Hafta sonunda oylar sandığa atılacak


    22 Temmuz seçiminde son güne yaklaşıyoruz. Hafta sonunda oylar sandığa atılacak.
    Herhalde, seçimlerin tarihini ve “özgünlüklerini” yazanlar; “22 Temmuz seçimi, düzen partilerinin sadece demokrasi ve insan haklarına ilişkin talepleri değil, emeğin haklarından ve emekçilerin ihtiyaçlarından, özelleştirmeden, taşeronlaşmadan ve işçilerin ezilip sömürülmesinden hiç söz etmedikleri bir seçimdi” diyeceklerdir.
    Çünkü bu partiler, uygulanan IMF-TÜSİAD programına; bu programın üstünde yükseldiği özelleştirme, taşeronlaştırma, mal ve hizmet üretiminin tümüyle piyasalaştırılmasını, ekonomi politikalarının esası kabul etmişlerdir. Tartıştıkları, birbirlerine sövüp saydıkları bu esasa ilişkin değil, alınıp satılanların kaça alınıp satıldığıdır. Seçim sürecinde özelleştirilen PETKİM’de bunu açıkça gördük. Çünkü bu partilerin hiçbiri özelleştirmeye karşı çıkmadığı gibi, PETKİM’in özelleştirilmesine de karşı çıkmadılar. “Biz PETKİM’i bu fiyata satmazdık”, “Biz PETKİM’i, sahibi Rum, Ermeni, Yahudi olan bir firmaya satmazdık” dediler. ”Peki siz ne yapardınız”a yanıtları ise en fazla şu olacaktır: “PETKİM’in yüzde 51’i 2 milyar 50 milyon Avro’dan fazla ederdi. Ayrıca bu önemli kuruluşu, adı sanı bilinen bir uluslararası firmaya satardık!”
    İşte fark; eğer vaatlerinde dururlarsa, bu kadardır!
    Sağlık, eğitim, barınma gibi temel kamu hizmetlerinde de AKP ve ona muhalefet eden sermaye partilerinin farkı yoktur. Onlar da eğitimin, sağlığın piyasa koşullarına göre biçimlendirilmesini; dershane sistemini ve öğrencilerin yarıştırılmasını, eğitimin piyasaya bağlanmasını, sağlığın GSS’ye, konut sorununun ‘mortgage’e havale edilmesini savunuyorlar.
    “Biz olsak, sağlığı böyle değil de şöyle özel hale getirirdik. Eğitimi böyle yapardık” gibi laflar ise sadece yapılanın “daha iyi yapılacağı”ndan ibarettir. “Fakir fukarayı korurduk” gibi, arkasında piyasa oldukça asla yerine getiremeyecekleri vaatler ise muhalefetin tek farkıdır.
    Örneğin; “İş Yasası’nı değiştirerek işçilerin, emekçilerin esnek çalışmaya zorlanmasını önleyeceğiz. Özelleştirmeyi, taşeronlaştırmayı kaldıracağız. GSS’yi iptal edeceğiz ve tüm sağlık hizmetlerini parasız, primsiz yapacağız. Herkese iş sağlamak için tüm çalışma yaşamını yeniden düzenleyeceğiz. Çalışma saatlerini 6 saate indireceğiz. Herkese insanca yaşayacağı bir ücreti esas alacağız. Tüm işçilerin sigortalı ve sendikalı olması için her yasal engeli kaldırıp, fiiliyattaki engelleri kaldırmak için denetim mekanizması kuracağız...” diyen, ya da bunlardan sadece birisini bile savunan bir düzen partisi yoktur.
    Ama sendika ve konfederasyonların yöneticileri, bu kadar açık emek düşmanlığı karşısında ağızlarını açıp da üyelerine; “İşçinin, emekçinin en acil taleplerini önemsemeyen partilere oy vermeyin” çağrısı gibi basit bir çağrıyı yapma cesaretini bile gösterememişlerdir.(*) Bu yüzden de 22 Temmuz seçimi, sadece sermaye partilerinin ipliğini pazara çıkaran değil, aynı zamanda sendikal bürokrasinin de ipliğini pazara çıkaran bir seçim olacak gibi görünüyor.
    Ne var ki sendikaların çağrı yapmaması, işçilerin, emekçilerin ileri kesimleri, her kademedeki sınıftan yana sendikacıların da bu çağrıları yapmaması anlamına gelmiyor. Tersine, bugüne kadar sendika üst yönetimlerinin sessizliği, işçilere, kamu emekçilerine her araçla; “Emek düşmanı; özelleştirmeci, piyasacı, patronlarla el ele olan hiçbir partiye oy yok” çağrısı yapma hakkını tanımıştır. Bu çağrı için hâlâ geç değildir ve bunun araçları vardır. Evrensel gazetesi, Hayat Televizyonu, Roj TV ve öteki pek çok araçla (bildiriler, broşürler, toplu basın açıklamalarıyla) bu yapılabilir. Özellikle de bu çağrıların son hafta yapılması; iş yerlerinde, hizmet kurumlarında seçim boyunca yürütülen “hangi parti, hangi bağımsız aday” tartışmalarının sonuçları olarak da önem kazanmıştır.
    Emek düşmanı, emeğin haklarının gaspına destek vermiş partilere oy yok!
    Oylar sınıf partisine, emekten yana partilere ve demokrasi mücadelesinin ön cephesindeki Bin Umut Adaylarına!

    (*) DİSK’in, “CHP’ye oy ver” çağrısı yaparak emek düşmanlığının diğer versiyonu olan CHP’yi desteklediğini biliyoruz. Yine KESK’in “AKP’ye oy yok” çağrısı ve Petrol-İş’in “Özelleştirmeci partilere oy yok” çağrıları biliniyor. Ama bu çağrılar da son derece titrek ve etkisiz kaldı; emekçilerin oylarını etkileyecek kadar basınç oluşturacak mahiyette değildi.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net