MERCEK

  • Meclis Çocuk ve Gençlerdeki Şiddeti Araştırma Komisyonu, bir süre önce, Türkiye’de her 12 gençten birinin “sokak çetelerine üye olduğu” yönünde bir açıklama yaptı.


    Meclis Çocuk ve Gençlerdeki Şiddeti Araştırma Komisyonu, bir süre önce, Türkiye’de her 12 gençten birinin “sokak çetelerine üye olduğu” yönünde bir açıklama yaptı. Meclis Komisyonu raporuna göre, “her on gençten biri kesici-delici alet, her 20 gençten biri de ateşli silah taşıyor”du! Aynı rapora göre, “gençlerin yüzde 6.2’si kumar, yüzde 22.4’ü şans oyunu oynuyor”du ve gençler arasında alkol-sigara kullanımı da yüksek orana çıkmıştı.
    Meclis Araştırma Komisyonu açıklamasından bir süre sonra, Ankara Ticaret Odası (ATO) tarafından yayınlanan “Genç İşsiz Ordusu” raporuna göre de, 1989 ile 2006 yılları arasında 3 milyon genç “iş gücünün dışına” çıkmış, yani işsizlerin saflarına katılmıştı.
    TÜİK verilerini esas alarak bu hesaplamayı yaptığını açıklayan ATO yetkilileri, 1989 yıllında 16.6 olan genç işsizlerin oranının, 2006 yıllında 18.7’ye yükseldiğini; işsizlikten en çok yüksek okul ve üniversite mezunu gençlerin etkilendiğini; yüksek okul ve fakülte mezunu gençler arasında 1989 ile 2001 yılları arasında yüzde 30.8 olan işsizlik oranının 2002-2006 yılları arasında yüzde 35.1’e çıktığını belirtiyorlardı. Gençliğin içinde bulunduğu duruma ilişkin bir diğer araştırma sonucu Eğitim Sen tarafından yapıldı. Eğitim Sen tarafından Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Prof. Dr. Adnan Gümüş başkanlığındaki bir ekibe yaptırılan bu araştırmanın sonuçları, eğitimin yoksullukla sosyal-kültürel bağını bir kez daha gözler önüne seriyordu. Bu araştırmaya göre; üst ve orta gelir grubuna mensup ailelerin çocuklarının (ilk grupta yüzde 26, ikincisinde yüzde 66) Anadolu ve fen liselerinde okuma olanağına karşın, düşük gelir grubundaki aile çocuklarının aynı okullarda okuma olanakları son derece kısıtlı ve neredeyse olanaksızdı. Araştırma, ailelerin sosyal ekonomik konumlarıyla öğrencilerin başarılı bir eğitim görmeleri arasındaki dolaysız bağı ortaya koyuyordu. Eğitim olanakları ve eğitimde başarı oranıyla sosyal-iktisadi ve politik koşullar arasındaki; ekonomik güç (yoksul ya da zengin veya ‘orta halli’ olma durumu) arasındaki ilişki üniversite/yüksek okullar ve orta eğitim kurumlarına öğrenci yerleştirilmesine yönelik seçme sınavları sonuçları tarafından da bir kez daha kanıtlanmış oldu. Yoksul kesimlerden gençler arasında başarısızlık oranı daha yüksek olmak üzere Orta Öğretim Kurumları sınavında 26 bin öğrencinin ve üniversiteler için sınavda da 47 bin gencin “sıfır puan aldığı” açıklandı. Sonuçlar eğitim sistemindeki vahim durumu gösteriyordu. Bu durum, bir yanıyla Türkiye’de eğitimin ticarileştirilmesi (özelleştirme) politikaları ve eğitime ayrılan bütçe payının Avrupa ve Akdeniz ülkeleri içinde en düşük düzeyde olmasıyla (AB Komisyonu, 2003 itibariyle bunun gayrı safi yurtiçi hasılanın yüzde 3.7’si olduğunu açıkladı), diğer yandan yoksul/açlık sınırında yaşamaya mahkum aile çocuklarının okuma olanaksızlığı ve başarısızlığa mahkum bırakılmaları ve yine Kürt çocuklarının kendi dillerinde eğitim olanaksızlığıyla bağlıdır.
    Peki geniş gençlik kitleleri; işçi, işsiz, öğrenci, köylü gençlik yığınları bugünkü düzen ve bu düzenin savunucusu devlet kurumları, hükümetler ve partiler tarafından içine itildikleri durumun farkında olarak mı hareket ediyorlar. Örneğin gençlik kitleleri-Kürt gençlerinin ulusal hak eşitliği talepli mücadele içindeki durumları bir farklılık göstergesi olmakla birlikte gençlik hareketinin içinde bulunduğu durum açısından gerçeğin görülmesini engellememelidir. Gençlik, özellikle de öğrenci gençlik kitlelerinin içinde bulundukları durumu istismar eden sermaye partileri, gençlik yığınlarının geleceklerini daha fazla karartma, onları çetelerin ve militarist/faşist ve şoven politikaların aleti olarak kullanma amaçları dışında bir “seçenek” göstermemelerine karşın, gençlik kitleleri bugün daha çok ve esas olarak düzen savunucusu “misyon partileri” tarafından yedeklenmiş durumdadırlar. AKP ve MHP tarafından etkilenen milyonlarca genç bulunmaktadır.
    Bu hale nasıl gelindi? Bu durum, kuşkusuz yalnızca sermayenin emperyalizm işbirlikçisi ve militarist-şoven partilerinin politikaları ve gençlik içinde sürükleyici faaliyetlerinin sonucu değildir. Gençlik kitlelerinin bugün içine düşürüldükleri durum sermayenin uluslararası alanda gençliğe yönelik olarak son otuz beş yılda daha da yoğunlaşan hedefli politikalarıyla doğrudan bağlıdır. ‘68 gençlik eylemlerini, bu eylemler her bir ülkenin özgün koşulları ve sorunlarından kaynaklanan farklı özellikler taşımalarına ve yönelişleri arasında farklılıklar olmasına karşın, sistemine yönelik bir “uyarı” ve “tehdit” olarak alan tekeller ve dünya gericiliği, bütün kapitalist ülkelerde, gençlik yığınlarını “yeniden kazanma”ya yöneldiler. Baskı ve dozu artırılmış şiddetle yıldırma; sabotaj ve provokasyonlarla hareketini saptırma, kitlelerden tecrit ve etkisizleştirme; yozlaştırma (uyuşturucu, fuhuş bataklığına sürükleme, çetelere yöneltme, aşırı bireycilik, mülk hırsı, dolandırıcılık vs.) gibi her yöntemle hedefine ulaşmaya çalıştılar. Sosyalizmin aldığı yenilgi, işçi hareketinin geriye atılmış olması, ezilen ulus ve halkların anti emperyalist mücadelelerinin eski etkisini yitirmeleri, sermayenin gençlik kitlelerinin yedeklemesini kolaylaştırdı. Gençlik için açılan kapıdan gösterilen düzen hizmetinde başarılı bireycilik, düzen politikacılığı, sermaye çıkarları için savaşma, tefessüh etmiş çıkarcılık batağında ırkçılık ve ezen ulus milliyetçiliğiydi. Buradan ilerlenebilirdi! Sermaye sistemine karşı taleplerle ortaya çıkmak bu durumda kuşkusuz daha büyük riskler pahasına ancak mümkündü. Ama “gençliği kazanmak geleceği kazanmaktır!” sözü, sözden çok eyleme/pratiğe yön veren bir hayat yasası hükmüydü. Sermaye partileri, düzenin olanaklarını ve devlet savunuculuğunun sağladığı kolaylıklardan yararlanarak gençleri etkilerlerken, aslında kendi sınıfları için “geleceği kazanma” hedefine uygun hareket ediyorlardı.
    Ancak gençlik kitlelerinin sermayenin yedeğinde, onun değirmenini döndürmek üzere kalmayacakları da hayatın yine pratik tarafından kanıtlanmış bir öteki gerçeğidir. Önümüze çıkarılan tüm engellere; burjuvazinin gençliği etkilemeye yönelik kapsamlı politikalarına ve bunun hizmetindeki mekanizmalarına karşın, gençlik kitlelerinin kitlesel olarak yurtsever/anti emperyalist ve anti kapitalist mücadele çizgisine çekilmesi mümkündür. Böyle olduğu, uzaklara gitmeden söylenirse yakın geçmişin Türkiye ve dünya düzeyindeki dersidir! Kendi dar kabuğumuzu kırarak ve ülke ve dünya gerçeklerinin açıklanması için daha çok çaba göstererek gençlik kitleleriyle sorunları ve talepleri üzerinden kuracağımız ilişkiler, başarımızın teminatı olacaktır. En gerçekçi misyon partisi biziz ve şu son seçim çalışmalarının dersleri bu konuda da öğretici olmalıdır. Gençlik kitleleri sermaye politikalarının ve gerici düzen partilerinin yedeğinde kaldıkları sürece kurtuluş mücadelesini başarıyla yürütmek olanaklı değildir.
    A. Cihan Soylu
    www.evrensel.net