Türkiye, polisiye için cennettir

Kitapçı Dükkanı, Kelepir Ev polisiye romanlarını yazan Esmehan Aykol serinin üçüncü kitabı Şüpheli Bir Ölüm ile karşımızda.


Kitapçı Dükkanı, Kelepir Ev polisiye romanlarını yazan Esmehan Aykol serinin üçüncü kitabı Şüpheli Bir Ölüm ile karşımızda. İlk iki kitabı beş dile çevrilen, Türkiye’de son yıllarda artan edebiyat külliyatının içinde kendine yavaş yavaş bir yer edinmeye çalışan Aykol’un ‘Savrulanlar’ isminde bir romanı daha var.
Polisiye Türkiye’de çok fazla rağbet edilen bir tür olmasa da, ülkemizde yaşanan sosyal-siyasal gelişmeler karşısında kendine alan açmaya başladı. Aykol’un romanlarının göze çarpan en önemli özelliği gerilimi romanın sonuna kadar yoğunlaştırabilmesi ve kolay okunan bir üsluba sahip olması. Son romanı Şüpheli Bir Ölüm’ün hikayesi kısaca şöyle: Türkiye’nin sayılı zenginlerinden Ankaralıgil ailesinin gelini Sani’nin cesedi, yalnız yaşadığı evinde bulunur. Polis kadının kaza sonucu öldüğüne inansa da amatör dedektif Kati Hirşel cinayetten şüphelenir. Kurgu burada çatallanmaya başlar. Çünkü Sani çevrecidir ve zehirli atıkları Ergene Havzası’nı kirleten sanayiciler mi ya da boşanmak üzere olduğu kocası Cem tarafından mı öldürülmüştür? Trakya Özgürlük Güçleri (TÖZ) adında Trakya’da faaliyet gösteren ayrılıkçı bir Arnavut örgütün olan bitenle ilgisi nedir? Bu sorular etrafında Kati, can dostu Fofo ile birlikte Sani’nin ölümünü araştırmaya koyulur. Beklenmedik bir sonla olay çözülür ve katil yakalanır.
Serinin dördüncü kitabının da hazır olduğunu söyleyen Aykol’un romanlarının bir diğer özelliği Türkiye’yi ülkemizde yaşayan bir Alman’ın (Kati Hirşel) gözünden anlatması. Uzun saatler sohbet ettikten sonra, rahat ve içten tavırlarıyla dikkat çeken Aykol ile suçtan-Beyoğlu’na, İstanbul’dan Berlin’e, Kürt meselesinden kadınlara, edebiyattan kapitalizme ve seçimlere dek, birçok konu üzerinde söyleştik.

Polisiye yazmaya nasıl karar verdiniz?
Küçüklüğümden beri polisiye okuyorum. Sonra aklıma kültürel farklılıklar, bir toplumda yabancı olmak üzerine roman yazmak geldi. Polisiye türünde karar kıldım.

Son yıllarda genel olarak Türkçe romanda artış var. Kalite açısından değerlendirir misiniz?
Genel olarak bir roman artışından söz edilebilir. Kalitesiz ve kaliteli diye ayırmak pek doğru değil. Yazılan romanlar benim tarzım değil. Ben kurgusu olan, kültürü olan romanları seviyorum. Türkiye’de daha çok uzun öykü gibi roman yazılıyor. Ayrı tarzlar var. Olumsuz bakmıyorum.

Şüpheli Bir Ölüm kitabınızda başkarakter olan Sani hangi sınıfa ait? Biraz elit kesimlerin hikayesi gibi....
Sani, bir köylü ailesinin kızı ve başarılı bir öğrenci. Alt sınıftan gelip üst sınıfa tırmanan bir kadın. Burjuva bir erkekle evleniyor. Farklı sosyal sınıflar var romanın içinde. Kurgu beyaz Türkler üzerinden yapılıyor diye nitelendirmek doğru olmaz. Türkiye’deki sosyal hareketlilik üzerinden kurmaya çalıştım. Çok az ülkede mümkün çünkü. Yoksul öğrencilerin hem kamu hem de özel üniversitelerin açılmasıyla üniversitelere girmesi daha da zorlaştı benim öğrencilik yıllarıma göre. Yine de Türkiye’de hâlâ sosyal geçişler mümkün.

Üç romanınızın da kahramanı olan Kati Hirşel kimdir?
Kati Hirşel bir Alman. Yerli bir insan olmadığı için Türkiye toplumuna dışardan bakıp eleştiriyor. En önemli özelliği bu. Türkçe dilinin kullanımından, yolların kazılmasına, tipleri gözlemliyor. Entelektüel değil ve derin sosyolojik analizleri yapmadan gözlemliyor. Ortalama bir insanın bizi anlama çabası. Biraz Türkleşmiş bir Alman karakter.
Genel toplumsallığın yanında erkek kimliğinin de eleştirisini yaptım. Bilerek, tamamen kadın gözüyle yazdım. İkinci kitapta daha yoğundu. İmam nikahlılık, eşcinseller vs. Çünkü kadınlar da hayata müdahele edebilir, değiştirebilir, çözebilir, etkin davranabilir diye düşündüm.

Hem Almanya hem de Türkiye’de yaşıyorsunuz. İki ülke arasındaki fark romana yansıdı mı?
Almanya dev bir sanayi ve güçlü bir sosyal devlet. Son yıllardaki ekonomik kriz ve işsizliğe rağmen Almanya’daki ahlaki çöküşü sosyal haklar engelliyor. Türkiye tam bir sanayi ülkesi değil ve sosyal güvence yok. Sosyal olarak Türkiye son yıllarda hızla çözülüyor. Kati Hirşel’i, Almanya’daki öznel durumumdan yola çıkarak bir ülkede yabancı olmak üzerinden kurguladım. Türkiye’de yaşayan Alman bir karakter üzerinden yazdım. Çünkü Almanya’da yaşayan bir Türkiyeliyi yazmak çok klişe olduğu için tersinden kurguladım. Türkiye’de yabancı olmak, Afrikalı ve Romen olmak dışında bir Alman biraz da ‘zengin yabancı’ olmak kolay. Almanya’da ise Türkiyeli olmak ciddi önyargılarla karşılaşmak anlamına geliyor.

1980 darbesi ile birlikte kapitalizmin gelişmesi, Türkiye’de sosyal yapının çözülmesi sonucu suç envanteri çoğaldı. Sınıfsal ayrışma, bölüşüm ilişkileri ve suç-ceza denklemi polisiyeye alan açıyor diyebilir miyiz?
Türkiye gitgide polisiye yazarları için iyi bir malzeme sunuyor. Polisin gürültü yapan çocuğa silah çekip vurması gibi suçlarla birlikte daha komplike suçlar gelişiyor. Çok büyük rüşvet olayları, gayrimenkul rantı, belki ilk anda algılayamadığımız derinde olan ilişkiler var. Vahşi kapitalizm aslında yerleşiyor. İnsanların bir kısmının toplumun dışına itilmesi, işçi haklarının kısıtlanması, göçün hızlanması, sendikaların etkisiz kılınması, sınıfsal çatışmanın ayyuka çıkması suç oranını kaçınılmaz olarak artırıyor. Bu durumda polisiye yazarları için bir cennettir.

Şüpheli Bir Ölüm’de aşk, cinayet, ihtirasın yanında çevreci bir bakış açısı da var...
Sinop’ta nükleer santral yapılması doğru düzgün tartışılmadan yasa çıktı. Neyse ki Cumhurbaşkanı yasayı veto etti. Muhtemelen Meclis’ten yeni dönemden geçecektir. Türkiye şu an Avrupa’nın gelişmiş ülkelerinin çöplerini yolladığı bir çöplük ülke haline geldi. Avrupa’da nükleer santraller kapatılıyor. Çevre konusunda pek bilinçli değiliz. Yakından etkilenen Ergene havzasında köylüler veya İzmit’teki halk sıkıntısını yaşadığı için bunun farkında. Daha çok da küresel ısınma ile ilgili olarak ‘bu hava ne kadar ısındı’ diye geçiştiriyoruz. Doğru bir temelde toplumsal tepkiye yol açmadı daha.

Polisiye roman toplumsal bir değeri mi yüklenmeli?
Polisiye romanın ciddi bir siyasi tür olduğunu düşünüyorum. Meksikalı Paco Ignacio Taibo, Yunanistan’da Petros Markaris, İspanya’dan Montalban çok siyasi romanlar yazdılar. A. Cristei bile romanlarında sınıf çatışmasına vurgu yapar. “Katil uşak mı” diye dalga geçmek maksadıyla polisiye roman için söylenen söz bile sınıf farklılığını dile getirir. Politika eskiden beri var olan bir öğe polisiyede.

Şüpheli Bir Ölüm’de TÖZ (Trakya Özgürlük Güçleri) diye ayrılıkçı bir hareket var. Kürt meselesine yönelik ironik bir vurgu mu, yoksa bir kaçış mı?
Türkiye, etnik ve kültürel kimliklerin hep baskı altında tutulduğu bir ülke. Kürtlerin ayaklanmasının dışında diğer etnisiteler de her an başkaldırabilir. Diğerleri daha entegre olmuş, dillerini unutmuş, bir kısmı asimile olmuş hatta. Dolayısıyla etnik kimliklerin bastırılmasına bir vurgu aslında. Arnavutların Kürtlerin hareketinden farklı olan yanı sosyal olarak orta sınıf insan olmaları, sisteme daha bağlılar. Bu yüzden Kuzey İtalya’daki ayrılıkçı harekete daha çok benziyor TÖZ örgütü.

Kati Hirşel Galata’da oturuyor. Kuledibi ve Beyoğlu size neyi çağrıştırıyor?
Aslında Beyoğlu bir tür Türkiye’yi temsil eden mikrokozmostur. Her kökenin, politik, sosyal eğilimin, cinsel farklılığın, suçun yaşandığı, siyah ve beyaz tüm renklerin iç içe geçtiği bir bölge.

Seçimlere yönelik düşünceleriniz nedir?Seçimlerde bağımsız adayları destekliyorum. Sadece İstanbul 2. Bölge’de değil, Türkiye’deki bütün bağımsız adayları destekliyorum. Çünkü var olan siyasi partiler tükendi. Farklı siyasi düşünceler, eğilimler, etnik kökenler yani dışlananlar da temsil edilsin istiyorum Meclis’te. (İstanbul/EVRENSEL)
‘Yazıldığı döneme ayna tutsun isterim’
Modern edebiyat ile postmodern edebiyat arasında nerede duruyorsunuz?
Kendi romanlarım kan-revan içinde geçmiyor. Gülerek, gülümseyerek ve daha eğlenceli bir okuma tutturmaya çalışıyorum. Toplumsal olaylara ironik yaklaşan Kati’nin gözlemlerinin öne geçtiği, klasik romandan ayrı bir tarz.

Okuyucuya zihinsel bir oyun imkanı veren polisiye romanda daha çok kurgunun ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Suçlunun kimliği anlaşılınca ‘mutlu son’ geliyor ve gerilim romanın sonunda pat diye bitiyor...
Ki polisiyede cinayet kurgunun püf noktasıdır. Olay çözülünce kurguda biter. İstanbul’da yaşananların hakikaten bir fotoğrafını çekmek gibi düşündüm. Kazılmış yollar, otopark mafyası, değnekçiler, insan tiplemeleriyle çıplak vermeye çalıştım. Ben kitaplarımın yazıldığı döneme ayna tutmak istedim. Çünkü Anadolu sürekli İstanbul’a akıyor. Ciddi bir iktidar-güç ilişkilerinin yaşandığı bir yer. Çünkü toplumumuz çok hırslı ve sürekli hareketli.

Polisiye yazmaya devam edecek misiniz?
Evet dördüncü kitabın kurgusu hazır.
İnan Kızılkaya
www.evrensel.net