ÖZGÜRCE

ÖZGÜRCE

  • Seçimin erkene alınma meselesi mayıs ayı başlarında gündeme geldi ve hızla seçim sürecine girildi.


    Seçimin erkene alınma meselesi mayıs ayı başlarında gündeme geldi ve hızla seçim sürecine girildi. Her seçim döneminde beklendiği gibi (ama genelde de gerçekleşmediği gibi) bu kez de geçen iktidar döneminin değerlendirilmesi ve ülkeyi yönetmeye aday partilerin gelecek dönemde nasıl bir program izleyeceklerini ortaya koyması bekleniyordu. Ama diğer birçok seçimde yaşananlar tekrarlandı ve ulusal ve uluslararası sermayenin önceden belirlediği tercihlerin demokrasi mevzuatına uydurulması için bir “seçim oyunu” sahneye konuldu.
    Sözü uzatmayalım, 22 Temmuz seçimleri için iddiamız; sonucun önceden belirlenmiş olduğu ve “seçim oyunu” ile bu sonucun yurttaşlara onaylatılarak “sözde” demokratik kurallara uyulmak istendiğidir.
    Bu iddiaya karşılık diyebilirsiniz ki kimin kime oy vereceğine kimse karışmıyor, zorlamıyor ki nasıl önceden belirlenmiş olan sonuç topluma dikte ettirilsin?
    Seçim barajından tutun, kimi partilere yapılan devlet yardımlarına kadar pek çok konuda seçim sandığından çıkacak sonuçlara müdahale edilmiştir. Bunun yanı sıra sermaye, medyası ve diğer olanakları ile toplumu önceden tasarlanmış sonuçlar doğrultusunda yönlendirirken, bu oyunda yeri olmayan yapılara karşı en acımasız biçimde sansür ve baskılar uygulanmıştır. Böylece özellikle işçiler, köylüler, işsizler, dışlanmışlar kendi sorunlarını sahiplenen partileri, adayları tanıma olanağı bile bulamamıştır. Tüm bunların yanında bağımsızların ortak oy pusulasında yer alması, seçmen listelerinde ortaya çıkan karmaşa ve seçim sonrası oy sandıklarında yaşanması olası şaibeler de yine bu oyunun bir parçasıdır.
    Bunlar oyunun perde arkasıdır. Perde önünde sergilenen ise tam bir trajikomedidir. Oyunun içinde yer alan partiler ve liderleri Anadolu’nun dört bir yanını dolaşıp, yüksek platformların tepesinden topluma attıkları nutuklarda toplumun sorunlarına yönelik olarak ne geçen dönemi sorgulamakta, ne de iktidara geldiklerinde ne yapacaklarını anlatmaktadır. Yaptıkları tek iş, hangisinin daha milliyetçi olduğu, kimi nasıl cumhurbaşkanı yapacakları ile birbirlerinin kirli çamaşırlarını ortaya dökmektir (kendilerininki de ortaya dökülmesin diye bunu son derece kontrollü yaparlar). Çünkü, hepsinin arkalarını dayadıkları güç odakları (IMF, AB, ABD, ulusal ve uluslararası sermaye vs.) aynıdır. Bu nedenle de uygulayacakları ekonomi politikalarında, sosyal politikalarda, dış politikada, eğitimde, sağlıkta hiçbir farklılık olmayacaktır; birkaç ucuz vaat dışında toplumun gerçek sorunlarını ilgilendiren konuları ağızlarına bile alamamaktadırlar.
    Önümüzdeki pazar günü seçim oyununun finali sahneye konulacaktır. Ve yurttaşlar, senaryosu daha önce yazılmış bir oyunun içinde büyük ölçüde “maniple edilmiş” iradelerini sandığa yansıtarak rollerini tamamlayacaklardır.
    Peki, sahneye göstermelik olarak çıkartılan oyuncuların (yurttaşların) bu manipülasyonu aşma ve oyunu bozma olasılığı yok mudur?
    Elbette vardır. Oyun, yurttaşlar içerisindeki çok küçük bir azınlığın çıkarları doğrultusunda hazırlanmıştır. Yurttaşların çok büyük bölümü ise bu oyundan zarar görmektedir. O halde oyundan zarar gören bu çoğunluğa gerçekler gösterilebilirse oyun zaten kendiliğinden bozulacaktır. Ancak, mevcut sistemin dinamiklerini oluşturan güçlerin her türden baskısı karşısında bunun kısa sürede gerçekleşmesi mümkün değildir. Buna karşılık, oyunu tümden bozmaya yönelik bir adım olarak, en azından baraj engelinden kısmen de olsa kurtulmak mümkündür.
    Sözün özü: Her türlü baskıya, dalavereye karşı “oyun” içinde küçük de olsa bir gedik açmak (daha sonra iyi değerlendirildiği takdirde) son derece önemlidir. Bu nedenle başta emekçiler olmak üzere bu sistem yüzünden emeği sömürülen, işsizleştirilen, yoksullaştırılan, dışlanan tüm kesimlerin emeklerine, ekmeklerine ve geleceklerine sandık başında sahip çıkması gerekir.
    O halde oyunu bozmak için haydi sandık başına...(!)
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net