İZLENİM

  • Havadan buharla serinletilmedi kimse. İzmir’de hava çok sıcaktı. Binlerce şemsiye konulmadı, bedava sular dağıtılmadı. Kimse gezmeye gider gibi kapısından özel otobüslerle alınmadı.


    Havadan buharla serinletilmedi kimse. İzmir’de hava çok sıcaktı. Binlerce şemsiye konulmadı, bedava sular dağıtılmadı. Kimse gezmeye gider gibi kapısından özel otobüslerle alınmadı. Bindikleri minibüsler engellendi aksine. Kavurucu sıcakta 7-8 kilometre yürüyerek geldi İzmirliler. Umudaydı yolculuk çünkü.
    Torbalı’da, Selçuk’ta tarım işçileri ellerindeki toprağa karışmış emeğinin karşılığını alamamışlığın kokusunu taşıdılar. Tekstil işçisi gençler miting günü makineyi erken kapatabilmek için bir önceki gece fazla mesaiye kaldı.
    Para ile bastırılan hazır pankartlar değil, elleriyle “Biji biratiya gelan” yazdıkları beyaz bezleriydi gökyüzüne kaldırdıkları.
    Yurtoğlu, Cennetçeşme, Eskiizmir, Uzundere ve Limontepeli gençler “Geleceğimizi karartanlara inat Bin Umuda oy at” diye yazmışlardı, Aliağalılar ise “Bir isim Bir Umut” diye…
    Ter akıtmaya alışıktılar; 5 saat boyunca gölge aramak için miting alanını terk etmediler, güneşten kaçmadılar. CHP’li belediye elektriklerini bağlamadı, yine de “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganıyla Gündoğdu Meydanı’nın bir an bile sessiz kalmasına izin vermediler.
    Sarı, kırmızı, yeşilin arasına artık umudun rengine dönen moru da katan Kürt kadınları düğüne gider gibi geldiler. En yaşlısı bile halay çekmekten yorulmadı. Günlerdir sabahlara kadar afiş yapan, seçim bürolarında sandalye üzerlerinde birkaç saat uykuyla idare eden gençlerin yüzünde yorgunluk değil coşku vardı.
    3 yaşındaki torunu Baran’ı kucağına almış 60’ındaki Aziz Önen, ”Sıcak olsun soğuk olsun biz gelmeye mecburuz, o kadar önemli ki bu bizim için hele ne biçim!” diyordu. “Kurmancî Mîşken, Tirkî Kovanlı” köyünden 93’te gelmiş, 12 yıl yasaklı köyüne dönememişti. Baran yasaksız yaşasın diye gelmişti mitinge: “Bizim partimizdir, adaylarımızdır, Meclis’e göndermek istiyoruz. Barış için, kardeşlik için Kürt sorunu için, her şey için mücadele yapacaklar.”
    Nuri Kaymaz, “Oy için geldik. Biz istiyoruz ki Kürtler Meclis’e girsin. Bizim orda birincidir zaten. Çok gelen var çook bizim ordan” derken, Harda Bulut, demokrasi 15 yaşlarındaki Muhabbet ve Aysun ise “özgürlük” diyorlardı.
    20-30 yıl önce İsviçre’ye göç etmiş gurbetçiler tatil için ülkelerine dönmüşler, miting olduğunu öğrenince denizi bırakıp Aydın’dan miting alanına koşmuşlardı. Bir pankarta “İsviçre’den sıcak selamlar” yazmayı da unutmadan.
    Sinan Akman önce “bir karış ekili toprakları” olmadığı için Erzincan’dan İzmir’e sonra da İsviçre’ye göç ettiklerini anlattı: “Benim aradığım her şey burada, halkım burada. Seçimlerden dürüst insanların Meclis’e gitmesini, o parlamentodaki insanlara en azından konuşmasını, oturmasını öğretmesini istiyorum.”
    Şükran Laleoğlu küçücük bebeği Roda’yı da getirmişti. Nedenini ise, “Alışsın şimdiden. Çok önemliydi gelmemiz çünkü. Kitlemizin gücünü göstermek açısından bir kişi de olsa önemliydi gelmemiz. Bin Umudumuz var gerçekten, bağımsız olarak giren bütün adayların Meclis’e girmesi ve bu ülkede yaşadığımız ayrımcılığın bitmesi için, halkların kardeşliği için Roda’nın geleceği için...“ Annesinin dediği gibi Roda’nın geleceği de Gündoğdu’daydı dün. Roda Türkçe’de de “Gündoğdu” demekti zaten. Hiç Türkçe bilmeyen 60 yaşlarındaki teyzenin barış istediğini anlamak için ise tercümana gerek yoktu. Zaten adı anlatıyordu her şeyi: Kevork yani güvercin. Hasretlerini anadillerinde dile getirmeleri yasaklananlar isimlerinde haykırıyorlardı duygularını.
    Kardeşlikten, barıştan umuttan başka cümlenin kurulmadığı güneşli meydana düşen tek gölge apartman damlarına tünemiş özel timlerin halka doğrulttukları namlular oldu. Ama kimseyi endişelendirmedi. Narlıdereli bir gencin söylediği doğruydu çünkü: Kendi halkından bu kadar korkan bir ülkenin yönetimi artık tükenmiş demektir!
    Elif Görgü
    www.evrensel.net