Bu ülke tecavüz izlemeyi seviyor

Bu ülke tecavüz izlemeyi seviyor

Sinema okumuş, gazetecilik yapıyor, sinema eleştirileri yazıyordu. Kutluğ Ataman’ın asistanı olmak için İki Genç Kız filminin setine gittiğinde, baş rol seçmelerine katılan onlarca adaydan biri olmamasına rağmen başrolü kapan o oldu... Hem de ne başrol! İki Genç Kız’ın Behiye’si için sinemamıızın ilk akla gelen bir

Devrim Büyükacaroğlu

Bir süredir töreli, doğulu dizilerde rol alan Feride Çetin’in “Bu yolculuğun sonu” dediği son filmi Altın Portakallı ‘Güzel Günler Göreceğiz’ vizyonda şu sıralar. Tecavüzcüsüyle evlenmeye zorlanan Mediha, köyden ve töreden kaçıp İstanbul’a  gelir. İsmini Figen yapıp, koca kentte ayakta durmaya çalışır... Ne yazık ki töre Mediha’nın peşini bırakmaz... Çok klişe dediğinizi duyar gibiyim... Ama Feride’nin yanıtını ben sevdim, “50 yıldır üçüncü sayfalar aynı...”


Güzel Günler Göreceğiz’in setini ziyaret ettiğim zaman Figen karakterini çok sevdiğinden bahsetmiştin. Bir karakteri neye göre seviyor ya da sevmiyorsun?
Son birkaç yıldır karakteri sevdim diye bir şey olmuyor bende. Senaryonun genelini seviyorum ya da sevmiyorum. Türkiye’de ne yazık ki çok iyi senaryo yazılmıyor. Hep ehveni şerle karşılaşıyoruz, kötünün içinden iyileri ayıklamaya çalışıyoruz. Senaryoyu sevdim, seti sevdim ama Mediha’yı sevdim mi? Onu da sevdim. Her yerde Figen diyorlar ama ben öyle demiyorum, bu kızın adı Mediha. Yönetmen de Figen diyor, afişlerde de öyle yazıyor. Figen değil Mediha tarafını oynadım. Yani tecavüze uğramış, kendisini suçlu görüyor çünkü yetiştirildiği gelenekte tecavüze uğrayan kadın bitmiştir artık. Kardeşine söylediği “Beni bu halimle kabul eden bir adam var” cümlesi Mediha’yı açıklayan cümledir.

Bir süredir Mediha gibi kızları oynuyorsun, dizileri de düşündüğümüzde…
İki yıldır dizilerde bu tip kızları oynuyorum ve sinemada da sağlamasını yapmak istedim çünkü bu yolculuk artık bitti. Belki on yıl sonra çok çarpıcı Doğulu bir kadın gelir taşırım hikayesini… Bu köylü kadını oynamayacağım demek değil, benzer bir kadını oynamayacağım. Töre ile ilgili yapmak istediğimi yaptım. Çünkü Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunda çalışıyordum ve dedim ki bu çalışmakla olmuyor, işimde de bunu göstereyim. Oldu mu olmadı mı bilmiyorum ama bitti.

KENDİ HİKAYENİ DAHA DOĞRU  ANLATIRSIN

Yönetmeniniz Tolga Pulat’a tecavüzün, törenin, şiddetin sadece Doğu hikayesi olmadığı bu kadar anlaşılmışken niye Doğulu karakterler seçtiğini sormuştum. O da ‘daha çok orada olduğu için’ gibi bir cevap vermişti. Sinemanın bu algıyla didişmesi gerekmez mi artık?
Çok doğru düşünüyorsun. Bu herhalde içinde bulunamamanın bir sonucu. Benim izlediğim en güzel kuma belgeseli Müjde Arslan’ın çektiği “Ölüm Elbisesi: Kumalık” idi. Çünkü teyzesi kuma, annesi kuma Müjde’nin, yani içeriden bir belgesel. İçeriden insanların yapmasıyla bunları aşabiliriz. Sinema okullarında ilk derste diyorlar ki: “Kendini tanı.” Kendi hikayeni anlatırsan gerçekten doğru dürüst anlatırsın derler.

Mediha töreden kaçmaya çalışan bir kadın olmasına rağmen ‘Beni bu halimde kabul eden biri’ diye tarif ediyor ona sevdalanan adamı… Törenin kendisinden kaçmaktan daha zor herhalde törenin ideolojisinden kaçmak…
Töre meselesine kafa yormaya başladığımda böyle kadınlarla konuştum. Diyeceksin ki başka sorun yok mu? ‘50’lerdeki film de aynıydı. Şimdi üçüncü sayfa haberleri de aynı ve sadece doğuda olmuyor bunlar. En vahim töre cinayetleri geçtiğimiz beş yılda Antalya, İzmir ve İstanbul’da işlendi. Biz hiçbir zaman bu ülkede kadın olarak özgür değiliz. Batılı düşünce ile yetişsek de özgür olamıyoruz ama bunun için mücadele veriyoruz her gün. Mediha’nın mücadele verme şansı da yok. O, dünyaya sadece bu kadar bakabilir çünkü her zaman töre kıskacında, sırtında o hörgüçle yaşıyor, her an öldürülme durumu var ve sen istediğin kadar evlen, reddet ya da kaç yine onların kurallarına uymak zorundasın.

‘Kaçmak çözüm olsa…’  diyor arkadaşına Mediha, bu söylediğini doğrularcasına…
Mediha’nın en çok Uğur Polat’ın canlandırdığı polis şefine posta koymasını sevdim. O adam sürekli peşinde ama “Çek git evine” diyor. Bu cümlede bir vicdan da var. Onun ailesine ait olduğunu görüyor ve onlara dönmesini istiyor. Önünde güvenebileceği hazır bir gelecek varken hayallerinin peşinden gitmeyi seçiyor. O gemiye binmeyip geri dönüyor. Seviyorum hayallerinin peşinden giden kadını oynamayı.

Sence Mediha’yı cesur kılan ne peki?
Aşık olması. Gerçekten çok naif bir aşk yaşadığı ve tabii ki çıkışsız. Gidecek yolu yok, ailesi yok, güvenecek çok fazla şeyi yok. Bunu filmde izlemiyoruz, bizim filmlerde oynamadan önce yazdığımız karakterler vardır. Kesişmeli ve sarmal senaryoların bir handikabı var, hiçbir karakteri derinlemesine tanıyamayız ama bu durumda skeç gibi olur diye oyuncu kendi içinde yazar karakteri, izleyici bunu görmez tabii…

Senin yazdığın, bizim görmediğimiz hikaye neydi?
Bu kadın hep vicdanlıydı, kıyamıyordu, dayanamıyordu.

Neye, kime karşı?
Kendisine karşı en çok. Bu kadar kıskaca alınmasının artık bir sonu olduğunu düşünüyordu.

HA ‘ÖRGÜT BULUNAMADI’ HA N.Ç’NİN ‘KENDİ RIZASI’

Ailesinin Cumali’yi kız kardeşini öldürmek konusunda azmettirmiş olmasını Cumali’nin eşekliği, ailesinin cahilliği olarak izah etmek kolay da N.Ç’nin kendi rızası olduğunu söyleyen ve kıza tecavüz eden adamları aklayan mahkemeyi nasıl izah edeceğiz?
“Örgüt yoktur” cümlesini nasıl izah edeceksen öyle edeceksin. Bunlar için bir şey diyemiyorum ki! Bu ülkede tecavüz ve kadının dayak yediği sahnelerde reytingler tavana fırlıyor. Bir dizide yaklaşık altı kez tecavüzün kıyısından döndüm. Kıyısından dönüyordum çünkü tecavüzü göstermiyorduk, kamera çiçeklere kayıyordu, klasik Yeşilçam numaraları yapıyorduk… Ama tecavüzün çok net gösterildiği örnekleri de izledik. Niye bunu yapıyorlar çünkü para kazanıyorlar, reytingler uçuyor. Türk ahlak yapısıyla bunu nasıl açıklayacaksın? Bu ülke deliler gibi bunu izlemeyi seviyor. İlk önce bunu değiştireceksin. Geçen gün İstanbul’a gelmiş bir de fotoğrafını çekmişler babasının sattığı kızın!

Fotoğraf ne ki Müge Anlı’ya çıkardılar…
Bunu ne yapacaksın? Gittikçe gettolaştık gerçekten. Kendi fikirlerimize sahip insanlarla aynı çevrelerde oturuyoruz. Bilim kurgu filmlerindeki gibi olduk. Manavınla, bakkalınla konuşuyorsun. İkisi de aynı şeyi söylüyor: “Müge Hanım’da bilmem ne oldu? Onu da bilmem kim öldürsün! Zaten Ogün Samast da haklıydı, helal olsun” falan filan. Korkunç bir kamplaşma var. Bir de her şey o kadar hızlı oluyor ki anlayamıyorum. Yeşilköy’de, Bakırköy’de bizim Rum ve Ermeni komşularımız vardı. Bir sürü şey birlikte yapılırdı, kapılar kilitlenmezdi, bir sürü şeyi onlardan öğrendik kültür namına. Şimdi ne oldu da herkes birbiriyle düşman oldu! Oynadığım tiyatro oyununda yapımcım Kürt, mütemadiyen bunun için özür diliyor adam. Biz ne zaman kaybettik bu ülkenin her yerindeki insanlar eşit olmalıdır düşüncesini?

BEN DE 22 YAŞINA KADAR KAÇMAK İSTEDİM

Filmde şunu sevdim: herkes kaçmak istiyor ama sadece bu ülkeye ait olmayanlar kaçabiliyor. Bu ülkedekiler kaçamıyor. Kaçmayın, savaşın der gibi…
Çok güzel, daha bunu kimse tespit etmedi. Ben de manalı buluyorum ama bunun senaristin bakış açısıyla sınırlı olduğunu düşünüyorum. Bu ülkenin herkesin evi değil aynı zamanda tabutu olduğuna inanıyor o. Benim ilk canlandırdığım karakter Behiye de kaçmak istiyordu ve onu çok net anlayabiliyordum çünkü 22 yaşıma kadar sadece kaçmak istedim Türkiye’den. O kadar nefret ediyordum ki! Ama şimdi kaçmanın çözüm olduğuna inanmıyorum. Bir sendika kurduk, bir şeylere çalışıyoruz, ustalarımız diyorlar ki: “Bir şeylerin değişeceğine inanıyor musunuz? Kaç yıldır bu meslekte mücadele veriyoruz, kolay kolay değişmez hiçbir şey. Sen greve gidelim desen de arkadan gelecek on kişi, seni ezip geçecek…” Deneriz, denemekten kimse ölmemiş… Gidebildiğin yere kadar gidersin en azından.

Denemekten birileri ölmüş olabilir…
Dene en azından! Benim kuşağımda henüz ölmedi, hapishanelerde hepsi.


Sen ömrün boyunca Behiye karakteri ile anılacaksın sanırım. Bu gerçeğe boyun eğdin mi yoksa direniyor musun?
Çok garip bir şey, bir yandan çok mutlu da ediyor. Oyun için 2 ayda 18 şehir dolaştım, Zonguldak’ta biri gelip: “Ben aileme cinsel tercihimi Behiye sayesinde itiraf ettim”  dedi. Aşk ve Ceza’daki karakterimi hatırlamaları normal ya da Anneler ve Kızları’ndakini. İki Genç Kız çok gişe yapmadı, alternatifti falan ama o kadar çok karşıma çıkıyor ki çok hoşuma gidiyor. Çünkü bence de o, performansımın doruk noktasıydı ilk işim olmasına rağmen, çünkü çok naif tarafları var.

Behiye’den sonra ‘Behiye dizide oynar mı?’ gibi yorumlarla karşılaşmıştın…
Hâlâ karşılaşıyorum.

Sen de biraz öyle düşündün galiba?
Düşündüm tabii. Karşına çok çıkınca düşünüyorsun… Bir şeylere ihanet mi ediyorum acaba diye. Anlamadım ki Gizli Behiye Kulübü var galiba. Düşünüyorum ama kendime cevabını çok net veriyorum artık; bunu ben seçtim. Hatta çok uzun süre düşündüm de seçtim. Uğur Polat’tır aslında bu seçimimim bir nedeni de… “Feride aslında bir dizi yapsan hayallerinin peşinden daha net koşabilirsin” demişti. Televizyona iş yaptığımı düşünüyorum ama onun bataklığında kaybolduğumu düşünmüyorum.

İçimdeki Behiye’yi öldürmedim diyorsun…
Benim yapacağım işler var ama onlar Behiye’lerini görürler, göremezler. Aynı kadını oynasaydım, o oyunculuk olur muydu? Tamamen benim çevremde hiç bulunmayan kadınları oynamak bence oyunculuk mesleği ile hesaplaşmam. Ben Balkan göçmeniydim ve gençliğime kadar Kürt tanımıyordum ama Kürt’ü oynadım mesela. Televizyonda onu kestiler o ayrı mesele.

Neyi kestiler?
Anneler ve Kızları’ndaki kadın için üç ay Kürtçe dersi aldık çünkü kadın Kürt’tü sonra tabii ülkemizde birtakım olaylar oluyor, sahnedeki Kürt şarkıcıyı yuhalamalar falan… Ve onun Kürt olmasını gizliyoruz. Çalıştığımız kanaldan da “Bu karakter daha az Kürtçe konuşsun” diye uyarı geldi.


AZİZ AYŞE HAYATIMIN İŞİ

Bizim gazete Dolapdere’de iken makinemi alıp fotoğraf çekmeye çıkmıştım ve her tarafı Türk bayraklı bir döküntü evle ve Ayşe’yle karşılaşmıştım. Dün Aziz Ayşe’nin fragmanını izlerken karşılaştığımın Aziz Ayşe olduğunu anladım…
İstanbul Film Festivali’ne katılıyor. Yurt dışındaki festivaller için de uğraşıyor yönetmeni.

Belgeselle kurmacanın iç içe olduğu bir film herhalde…
Dokümanter drama o evet iç içe. Bir travesti kağıt toplayıcısıyla karşılaşır bir gün bir kız. Hayatında her şey onu sıkıştırmaktadır çünkü bir medya plazada çalışmaktadır ve nefret etmektedir bundan. O travestiyle tanıştıktan sonra her zaman yakalamak istediği fırsatın o adamın belgeselini çekmek olduğuna karar verir. Bu adamı aramaya başlar. Onu arayış, buluş öyküsü ve sonra onunla Dolapdere’yi tanıdıkça -kendisi Boğaz’da oturmaktadır- kendisini tanır aslında. Çünkü çok sorunlu bir ilişki yaşamaktadır. Bu belgeseli çekmek onun özgürleşmesine vesile olur. Yönetmenin bire bir kendi yaşadığı hayat hikayesi.


KADINLAR İÇİN ÇOK AZ ROL YAZILIYOR

Hâlâ akademik kariyer istiyor musun?
İleride akademisyen olmak gibi bir planım var. Takdir edersin ki kadınlar 35 ile 45 arasında çok fazla rol oynayamazlar. Bununla ilgili belgeseller yapıldı.

Neden?
Dünya tiyatro literatürüne bak iyi yazılmış kadın karakter sayısı 15-20’dir. Hep erkekler için rol yazılır kadınlar için yazılmaz. Yazılanlar da hep genç kadınlar için yazılır. Belli bir yaştan sonra çok nadirdir haliyle aktif olarak bu işi yapamayacağım ve yapamayacağım için de para kazanmak için başka işler yaratmam gerekiyor onun için hazırlanıyorum o güne. Nasıl bir öğretmen olacağım da ortada, sınıftakileri döveceğim.

www.evrensel.net