KENTTEN GELEN

KENTTEN GELEN

  • Öyle bir şehir düşleyin ki tüm zamanlarında insan soyuna özgü en derin çelişkileri hep iç içe yaşamış olsun.


    Öyle bir şehir düşleyin ki tüm zamanlarında insan soyuna özgü en derin çelişkileri hep iç içe yaşamış olsun.
    Sözünü edeceğimiz şehir, tuzu kuru eşrafın diliyle namı diğer şehzadeler şehri Manisa’dır. Altını işleyip tarihte ilk ölçekli parayı basan Lidyalılardan, istilacı Perslere kadar ilkçağda köleyle efendisinin hasımlığına da yurt vermiştir. Sonralarında Oğuz boyları konmuş kuytuluklarına, derken beylikler dönemi gelip çattığında Saruhan Bey buyruk verir olmuş Gediz suyunun kıyısından. Ah o yoksulluk, ah o aç üryan canlar, bir yanı maraza erer bu ovanın bir yanıysa gün sarısı salkımda bereket olur beyin asma hereğinde. Şehzadeler yurt edinir
    Manisa’yı bir zaman sonrasında, Fatih’ten, Kanuni’sine varana dek, tahta çıkmanın öncesinde, sultan yetiştirmenin yurdu olur Osmanlı hükümdarlarına. Hükümdar anası Hafsa Sultan, Merkez Efendi’nin mesir macunuyla derdine derman bulduktan sonra bu şehirde, onun isteği üzerine bu macun halka dağıtılır her ince baharda. Sonra şehre Mimar Acem Ali gönderilir. İhtişamlı camiler, medreseler, hanlar, hamamlar yapılır Spil’in eteklerine. Manisa bayındırlığıyla başkaca anlatılır olur artık. Ünlü Arap gezgin İbn Batuta hayranlığını gizleyemez gördükleri karşısında. Evliya Çelebi de Seyahatname’sinde dağın eteğine kurulu bu şehirden söz ederken, üzüm bağlarını ve yeşile bezenmiş mekanlarının ihtişamına hayran kalır. Avlulu ve cumbalı konakları başkacadır çünkü. Hele Mevlevi hanesi için gül ve reyhan kokulu, cennetten bir köşe diye söz eder. Bey konaklarındaki kapı kullarından ve yanaşmalardan söz edilmez elbet bu arada. Ovanın yüzündeki bereket Osmanlı’ya haraç ve aşar olur o sıralar.
    Bilinen ilk şehzadedir II. Murat Manisa’da ve bu toprakların yetiştirdiği ilk en büyük asi de Şeyh Bedreddin’in çağrısıyla baş kaldırır düzene o günlerde. O büyük asi, Şeyh Bedreddin’in dava yoldaşı Torlak Kemal’den başkası değildir elbet. Kılıç kuşanır Torlak Kemal ve yiğit kızancıkları, Osmanlıyla cenk etmek üzere, haber eylemiştir çünkü Şeyh Bedreddin. Ötelerde Börklüce, Karaburun ellerinde Rumu, Müslümanı bir eğletip yürümüştür mazlumun hakkı için. II. Murat, Torlak Kemal’in birliklerinin üstüne Beyazıd Paşa’yı gönderir hemence, çok geçmez Manisa bu kez şehzade yurtluğunun yanında düzene baş kaldırmış Şeyh Bedreddin’in yoldaşı, Torlak Kemal’in idamına tanıklık eder.
    O gün bu gündür nedendir bilinmez ama Manisa, hep elem ile hazzın, bolluk ile yokluğun mekanı olagelmiştir. Bir yanında bereket akar ovasının diğer yanında, aç kalmaktan iyicedir der bebeleri için ekmek toplayan ana, eksiklense de. Bir yanda dev fabrikalar ve onların “soylu” sefaları, öte yanda yorgun asgari ücretli canlar. Söyledik ya bir kez daha söylemeye ne hacet, bu şehirde ya şehzadeler şehrine kapı kulu olursun ya da Torlak Kemal’e asi kızancık. Ortası yoktur çünkü.
    Şimdilerde haber eylese diyorum bir ulakla dağların arkasından Şeyh Bedreddinim, bu emekçi canlara, varıp artık bu harami sofralarını dağıtalım yetmez mi dese, ne olur acep. Torlak Kemal’in yeniden gelmesine ne hacet, biz ne güne varız deyip birlik olur mu fabrika önlerindeki bu emekçi canlar, yüzyıllar öncesindeki kızancık hısımları gibi?
    Olurlar elbet, tez vakittir kurtuluşumuz…
    (*) Eğitimci
    M. Tarık Özkan*
    www.evrensel.net