KİRVEME MEKTUPLAR

KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem,Senin de bildiğin gibi kimi kızlarımız, hesapça kendi dini “inanç”ları nedeniyle başlarına bir bakıma “taç” yaptıkları alı al, moru mor, vişne çürüğü...


    Kirvem,
    Senin de bildiğin gibi kimi kızlarımız, hesapça kendi dini “inanç”ları nedeniyle başlarına bir bakıma “taç” yaptıkları alı al, moru mor, vişne çürüğü, bordo, ebruli, yeşil, rengârenk “türban”larıyla üniversite kapılarından içeri alınmayışlarını bir nevi “çile” gibi niteleyip, ayrıca bu tür zorbaca davranışlarla kişisel haklarının külliyen zedelendiğini dillendirip dolayısıyla veryansın edoorlar:
    “Türbana özgürlük!..”
    Bu “dini bütün” hatun kızlarımızın sinelerinden yükselen “özgürlük” feryatlarını, “devlet”imizin bir nümerolu “laik düzenine” fevkalade “terso” bulanlar da karşı cenahlardan gürloorlar:
    “Çile bülbülüm çile!!!”
    “Kırık plak” misali aynı yerde takılıp aynı minvalde cızırdayan hazin güftesiyle, içli bestesiyle dillerimizden düşmeyen Acemaşirân makamındaki “türban” şarkısının özellikle gelip düğümlendiği “Özgürlüüük-Yassaaağh! Özgürlük-Yassaaağh!” nakaratının “serhoş”luğuyla milletçe yalpalarken, aynı zamanda da tümüyle yere yıkılıp çamurlara bulanmamak için sanki “trafik canavarı”nın hışmına uğrayıp yampirikleşen, kırık dökük lambasıyla ilelebet “kader”ine terk edilmiş gariban bir sokak direğine sarılmaya neredeyse muhtaç haldeyiz zo!..
    Memleket semalarında her kafadan bir ses, her sesin de sadece ve sadece kendi kendisine ayarlı narsisçe “akort”u yüzünden, ortalık yerde bir ritim, bir “ahenk” bulabilen varsa beri gelsin!
    İçine düştüğümüz bu “arapsaçı”nı çağrıştıran durumdan milletçe yakamızı sıyırabilmemiz için, kapılarımızı ardına kadar açacak doğru dürüst bir “sol anahtarı” zaten yokken, bu gidişle olacağından da neredeyse umut kesilmişken, buna mukabil memleket meselelerini “porte”nin başına yerleştirdikleri “fa anahtarı” sayesinde yani yakim “feilün-feilatün, mefaülin-feilün” notaları eşliğinde çözeceklerine dair yemin billah edenlerin “boru”su şimdilerde daha fazla öttüğünden, ortalık yerde durup dururken başlayan “anahtar kavgası” yüzünden ne tadımız kaldı ne de tuzumuz!
    Türban ya da nam-ı diğeriyle “sığırcık yavrusu” meselesi, hani “Ecel gelmiş cihane, baş ağrısı bahane” kabilinden son anda piyasaya sürülürken, derununda yatan asıl amaç “Açıl susam açıl!” denince tüm kapıları açan bu sihirli “anahtar”ın kimin elinde olacağının ya da tıpkı geçen hafta bu köşeden aktardığımız gibi, dolmalık patlıcanı, gözü henüz açılmamış sığırcık yavrusuna benzeten Molla Nasrettin’in deyimiyle söylersek, memleket semalarında “düdüğü kimin çalacağı”nın inceden inceye hesabının ta kendisi!
    Nitekim düdüğü kimin çalıp ya da “borazan”ı kimin hangi makamda öttüreceğinin kavgası, memleket sathında başını almış giderken, görünen o ki “türban” bahanesiyle son anda piyasaya sürülen bu “turfanda” kabağın dönüp dolaşıp eninde sonunda hepimizin başına patlayacağı kesin!
    Üstelik bunu görebilmek için her birimizin gözüne illa da şişe altı kalınlığında sekiz nümerolu gözlük de gerekmoor…
    Peki bu duruma neden mi geldik Kirvem?
    Nedeni, niçini kırk kısım tekmili birden haftaya yine bu sinemada…
    Mıgırdiç Margosyan
    www.evrensel.net