NABIZ

NABIZ

  • Sosyal Güvenlik ile ilgili yasal değişiklik gündemde; biz ona SSGSS diyoruz! Peki, hangi dönemde tartışıyoruz, bu SSGSS’yi? Küreselleşme çağında! Yani, artık daha çok fabrikalarda çalışan, düzenli işi ve dolayısıyla geliri olan, ne zaman emekli olacağı ve emekli olduğunda ne kadar maaş alacağı belli olan ...


    Sosyal Güvenlik ile ilgili yasal değişiklik gündemde; biz ona SSGSS diyoruz! Peki, hangi dönemde tartışıyoruz, bu SSGSS’yi? Küreselleşme çağında! Yani, artık daha çok fabrikalarda çalışan, düzenli işi ve dolayısıyla geliri olan, ne zaman emekli olacağı ve emekli olduğunda ne kadar maaş alacağı belli olan işçilerin çoğunlukta olduğu, eğitimin ücretsiz olduğu, sağlığın genel olarak devlet sorumluluğunda sunulduğu, refah devletleri –biz de ise belki sosyal devlet diyebileceğimiz- çağında değil. Yani, yukarıda sayılanların giderek bir maliyet unsuru olarak ele alındığı bir çağda tartışıyoruz, sosyal güvenlik meselesini. Bir “esneklik”tir tutturulmuş gidilen bir çağdayız. Daha önce, iş alanındaki riskleri sosyalizmin baskısı karşısında, toplumsal dayanışma modeli ile azaltmanın yolu olarak, oldukça kapsamlı bir sosyal güvenlik ağı söz konusuyken, riskleri genel olarak bireylerin üslendiği bir modele evrilme yaşanıyor. Aslında “esneklik” ile kastedilen, daha önce nisbeten paylaşılan risklerin, bütünüyle işçilerin üstüne yıkılmasıdır. Üstelik, sermaye adına…
    Sermaye, artık iş sürecindeki riskleri bütünüyle, işçilerin bireysel olarak üslenmesini istiyor. Dahası, riskler eskiye kıyasla artmış durumda da. Önceden, bir işçi işe girdiğinde, orada uzun süre çalışma olanağına sahipti. Hatta, oradan emekli bile olabilirdi. Şimdi, esnek istihdam denilen süreç, işin, işteki sürenin, işte alınan ücretin, emekliliğin, vb hepsinin belirsiz kılındığı bir süreç. Eskiden, iş ve ücret belliyken, dayanışma havuzuna yapılan katkı da belliydi. Oysa, esneklikle birlikte her şey belirsiz olunca, katkılar da belirsizleşiyor. Belirsiz katkılar, bu katkılarla oluşturulan havuzdan harcanarak yapılandırılan hizmetleri de belirsizleştiriyor. Sonuç; ne zaman iş bulacağı, işte ne kadar para alacağı, ne zaman emekli olacağı vb belli olmayan, bireyselleştirilmiş işçi…
    Bu süreci bir sonucu da, düzenli işi, geliri, geleceği olmadığı için, “yoksullaşan” yeni işçi. Yeni yoksul, bu kez iş süreçlerinin dışında kaldığı için, yeni yoksulluk programları ile ayakta tutulması gereken bir insan tipi. Eskiden hak sahibiydi; çalışma hakkı, toplu sözleşme hakkı, sağlık hakkı, sosyal güvenlik hakkı, vb. Şimdi, kamunun desteğine muhtaç, yeni yoksul. Yaşamdaki duruşu da değişiyor, insanın. Üstelik, ona hakkı olanı vermeyerek esirgenen hizmetlerin bir bölümü, şimdi “iane” olarak ve düzenli verilmediği için, katkısı da sınırlı. Ayrıca, bu katkı ona “normal” vatandaşlardan farklı olduğu gerekçesi ile verildiği için, “aşağılayıcı”…
    Bilindiği gibi, kapitalizmde sosyal güvenliğin gelişimi, işçi sınıfını piyasanın acımasız koşullarına boğdurmamak amacı ile, bir sınıfsal denge bağlamında oldu. Kapitalizmin acımasız koşullarının parçaladığı işçi sınıfı, sosyal güvenlik önlemleri ile sistemin “vahşeti”nden korunmaya çalışıldı ve kapitalizm böylece sosyalleşmiş oldu. Şimdi, kapitalizm bu zoraki “sosyalleşmesinden”, “sosyal örtüsü”nden arınmak istiyor. Dolayısı ile, ticarileşen ilişkiler, piyasanın kontrolüne giren yaşam, eski toplumsal yapıların tümünü yıkarak ilerliyor. Ortaya çıkan ise, her şeyin esnekleşmesi, yani belirsizleşmesi. Hiçbir şeye güven duyulmaması. Yoksulluk ve yoksunluk. İşte, yeni sosyal güvenlik değişiklikleri, bu sürecin hukuksal adıdır. Kapitalizm, küreselleşme ile birlikte her şeyi esnekleştirip, belirsizleştirirken, insani ilişkileri güvensizlik temelinde yeniden şekillendirirken, sosyal güvenlik alanındaki yasa değişiklikleri, piyasanın insafına terk edilen yaşamların yeniden şekillendirilmesini amaçlamaktadır.
    Refah/sosyal devletle yumuşatılan kapitalizm-işçi sınıfı ilişkisi, piyasanın egemenliğinden başka bir anlamı olmayan küreselleşme ile önceki sertliği/çıplaklığına geri dönmektedir. Sonuçta, haklar-sosyallik bağlamı ile görece sosyalleştirilen kapitalizmin, aslına rücu etmesidir. Bu noktada, SSGSS’ye karşı işçi sınıfının haklarını öne çıkaran, ama işi kapitalizmin “sosyalleştirilmesine” bırakmayan bir perspektife ihtiyaç var. SSGSS tartışmalarını, bu kapsamda nasıl genişletebiliriz? Önemli bir soru olarak önümüzde duruyor.
    Ata Soyer
    www.evrensel.net