Melih Cevdet Anday’ın bir defteri

Melih Cevdet Anday’ın bir defteri

Bir yazar, günlüğüne neler yazar? Düşlerini, planlarını, öfkelerini, belki kimselere anlatamadıklarını...


Bir yazar, günlüğüne neler yazar? Düşlerini, planlarını, öfkelerini, belki kimselere anlatamadıklarını... Ama eninde sonunda bir plandır bu tür karalamalar, yazarak düşünmedir. Bu sonuca kendi deneylerimden çok, Melih Cevdet Anday’ın (1915-2002) Bir Defterden adlı notlarından ulaştım.
Bir Defterden adıyla Everest Yayınları’nca basılan bu notlar, Eylül 1976-Şubat 1979 arasında eski yazıyla (Arap harfleriyle) yazılmış. Melih Cevdet’in eşi Suna Anday bu not defterini Sevengül Sönmez’e emanet ederken, “Melih bu defterin ‘Bir Defterden’ adıyla yayımlanmasını istemişti” demiş. Defterdeki notları bugünkü harflere Emre Taylan aktarmış, Sevengül Sönmez de defterdeki bölümlerin gelişerek yer aldığı denemeleri, bu denemelerin yer aldığı kitapları titizlikle saptayıp dip notlarında belirtmiş. Böylece Anday’ın notları, hangi yazıların ön çalışmaları olduğu belirtilen notlarla (yazı tasarıları olarak) ayrı bir önem kazanmış. Sönmez’in çalışmasının araştırmaya dayanan bu yanı her bakımdan övgüye değer.
Kitabın sonunda defterin kimi bölümlerinin klişeleriyle titiz bir dizin de yer alıyor.
Melih Cevdet’in yazarak düşündüğü belli olan bu notlarında başka şairlerin yazdığı şiirler, kimi şiirlerin yorumları da yer alıyor. Eleştiriler/yorumlar açık yüreklilikle yapılmış. Hatta bir dostla konuşur gibi küçük dedikodular, eleştiriler bile var. Bir an bu tür notlarda yer alan adların açıklanmasının doğru olup olmadığını düşündüm. Ama artık yaşamayan iki şair arasındaki çocukça bir çekişmenin bugün kırgınlık değil olsa olsa küçücük bir gülümseme yaratacağını da anımsadım. Melih Cevdet Anday’ın saygı uyandıran (biraz da korkutan) tavrının altında böyle küçük rahatsızlıklar, sevinçler olduğu kimin aklına gelirdi? Şairlerin elbet çocuksu/naif bir yanları vardır. Ama Anday’ın böyle bir yanı olduğu aklıma gelmezdi. İmgelerde bile akla dayandığı için eleştirilen, o kunt şiirleri yazan, şiirinin bir başka şair tarafından beğenilmesinden nasıl saf bir keyif alıyor, yurtdışında yayımlanmasından da...
Melih Cevdet Anday, Aylaklar romanını yeni baskıya hazırlarken Türkiye’de düşünce akımlarındaki hızlı değişimi daha iyi kavrıyor. Romanındaki bunalımcı gençlerin bir dönemin gerçeği olduğunu açıklarken, sanat eserlerinin gerçek toplumsal hafızamızı oluşturduğunu sezdirmeye çalışıyor. Ama düşünce akımlarının “zararlı fikirler” olarak nitelenmesinden rahatsız. Bu fikirlerin “dışarıdan aşılandığı” biçimindeki yorumlardan da rahatsız. Alaysı bir tavırla soruyor: “Peki on yıl önce de o fikir de, on yıl sonra neden bu fikir? Hem aşılayan kim? Yanıtsız sorular.” Yazar olarak kuşkusu değişik bir açıdan: “Romanım açısından düşünüyorum, ortaya çok daha başka bir sorun çıkıyor: Aylaklar’ın üçüncü baskısını önümüzdeki aylarda okuyacak olanlar, oradaki bunalımlı, varoluşçu gençleri görünce ‘Türk gençliği böyle değildir, romancı uydurmuş’ diyecekler. On yıllık geçmişimiz bile yok. Her şey, her şey unutuluyor.”
Melih Cevdet Anday’ın notları, denemeleri gibi okuru düşündüren, yeni bakış açılarına götüren özellikte:
“(...)söylenecek olan şudur ki ‘doğaya benzer resim’ bu sanatın başlangıcı değildir, orta yerlerde filan durur. Mısır sanatında resim, yonut, kabartma, doğaya, figüre bakarak yapılmazdı, ustadan öğrenildiği gibi sürdürülürdü. Onu kendisine örnek tutan, daha doğrusu yonut balçığı Mısır’dan öğrenen eski Yunan, gerçi anatomi araştırmıştır, kendi gözüyle figüre bakmıştır, ama onun yaptığı da doğayı taklitten çok başka bir şeydir.” Melih Cevdet Anday, bir notunda “Yazmak konuşmaktan daha iyidir bence” diyor. Bu cümle beni onun kimselere göstermediği defterleri olduğu kuşkusuna götürdü. O defterlerin bulunmayışına hüzünlendim. Sonra onca deneme kitabını düşündüm. Taslakları yitse de sonuçlar, yani Anday’ın denemeleri bizimle ya, şiirleri... Düşünen, yüksek sesle düşünmekten kaçınmayan toplumların, felsefeleri olmadığı için yıkılıp gittiğini yazan bir şairdi o... Anday’ın bu özelliğini bir kez daha onun denemelerini okuyarak özümleyelim bence.
Sennur Sezer
www.evrensel.net