DURUM

DURUM

  • Yalçın Doğan, Türkiye’nin, bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı tanımasını şiddetle eleştirenlerden.


    Yalçın Doğan, Türkiye’nin, bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı tanımasını şiddetle eleştirenlerden. Öyle ki, eleştirisi etkili olsun, hedefini tam vursun diye yazısının başlığını “Kürdistan’ı da tanıyacak mısınız?” olarak koymuş. Doğan’a göre “Kosova’yı tanımayan ülkelerin hepsinde etnik sorun var. Hepsinde terör ve savaş var. Hepsinde, yarın ne olacak kaygısı var”. Bu ülkeler bu bağımsızlığı tanımazken, Türkiye’nin “balıklama atlayarak tanıması” yanlıştır.
    Ama Doğan, bazı durumlarda bağımsızlığa “saygılıdır”. “Bir ülkenin bağımsızlığını kazanması, kendini yönetme gücüne sahip olması saygı duyulacak bir olay. O ülkeyi tanımak, yine aynı çerçevede. Ama eğer benzer bir sorununuz yoksa, sizi güç durumda bırakmayacaksa...” Bu çifte standart ve ikiyüzlülüktür. Türkiye’yi yönetenler Kosova’nın bağımsızlığı konusunda nasıl çifte standartlı ve iki yüzlüyse, sorunu Yalçın Doğan gibi ele alanlar da çifte standartlı ve ikiyüzlüdür.
    Eğer bir halk bağımsızlığı hak etmişse, bu bağımsızlık her türlü pazarlıktan ve koşuldan uzak olarak ele alınmak ve değerlendirilmek zorundadır. Kosova’nın bağımsızlığı hangi noktadan eleştirilebilir? Eski Yugoslavya’nın emperyalist müdahale ile dağıtılması ve büyük Batılı devletlerin işgali ve gölgesinde bağımsızlık ilan edilmesi temel eleştiri noktasıdır. Ancak bu örnek emperyalist büyük devletlerin sınırları değiştirme ve yeni devletler kurma politikasının ne ilk örneğidir, ne de son örneği olacaktır.
    Emperyalist büyük devletlerle iç içe yaşamış, onların “komünizme karşı savaşında” Truva atı rolü oynamış Sırp şovenistleri, uluslararası durumun değişmesi karşısında kendileri de üzerinde oyun oynanacak acınası bir duruma düştüler. Eski müttefikleri onları salam doğrar gibi doğradılar, her bir parçayı kendi kontrolleri altına aldılar. Bugün Rusya ve “etnik sorunu olan” diğer bazı ülkeler tanımasalar da artık Kosova’nın bağımsızlığı fiili ve yasal bir durumdur. Çünkü gerekçesi ne olursa olsun, hiçbir halk zorla başka bir devletin yönetimi altında tutulamaz. Eski Yugoslavya’dan koparılan Hırvatların, Slovenlerin bağımsızlığı uluslararası hukuk açısından ne kadar meşru ve haklı ise Kosovalıların bağımsızlığı da o kadar haklı ve meşrudur. Aslında bu konuda bir belirsizlik olmaması gerekir.
    Peki bundan sonra ne olacaktır? Emperyalizme bağımlı halkların sorunları ne ise Kosova halkının sorunu da o olacaktır. Kosova halkı bağımsızlığın kolay olmadığını, bağımsızlığın her şeyden önce halkın gerçekten kendi kaderini kendi eline alması demek olduğunu acı tecrübeleri ile görüp yaşayacaktır. Bunu kendi zengin yeraltı kaynaklarına sahip çıkmak istediğinde yaşayacaktır, özgür iradesi ile herhangi bir başka karar vermek istediğinde yaşayacaktır. Belki işte o zaman gerçek bir bağımsızlığın yolunu tutacaktır.
    Şimdi gelelim Yalçın Doğan’ın korku dolu sözlerle dile getirdiği soruna; yani Irak Kürdistanı’nın bağımsızlığı sorununa. Evet Irak Kürtleri bağımsız bir devlet olmak isterlerse, bu onların hakkıdır ve Türkiye bu bağımsızlığı kayıtsız şartsız tanımalıdır. Ama Türkiye’yi yöneten işbirlikçi egemen sınıfların Bulgaristan Türkleri, Kıbrıs Türkleri, Irak’ta yaşayan Türkmenler, Kosova’da yaşayan Müslüman Arnavutlar vb. için istediklerini ne Türkiye’de yaşayan Kürtler için ne de Irak’ta yaşayan Kürtler için istemediğini biliyoruz. Sadece işbirlikçi egemen sınıflar değil, benzer sorunları yaşayan başka devletler de bu tür gelişmeler istememektedirler.
    Bu, milliyetçi çifte standardın ve ikiyüzlülüğün açığa çıktığı yerdir. Ama işbirlikçi egemen sınıfların bu durumda yapabilecekleri hiçbir şey de bulunmamaktadır. Ortaya Iraklı Kürtlerin bağımsızlığı gibi bir durum çıktığında bu bağımsızlığa katlanmak zorundadırlar. Bu zorunluluğun, bugün ellerine istihbarat bilgilerini tutuşturup kendilerini karlı Irak Kürdistanı dağlarına sürenlerden kaynaklandığını da herhalde ayrıca belirtmeye gerek yoktur. Ama biz isteriz ki isteyerek ve haklara saygılı bir ilişki kurarak tanısın.
    Halklar neredeyse son 15-20 yıldır emperyalist devletlere yaslanarak bağımsızlık elde edebileceklerini sandıkları yanılsamalı bir süreçten geçiyorlar. Bu durum emperyalist büyük devletlere parçala yönet, halkları birbirine kırdır, zenginliklerine el koy gibi gerici politikalar uygulama konusunda geniş manevra imkanları tanıyor. Ama bu içinden geçilmesi, yaşanması gereken bir süreçtir. Yaşayarak öğrenmenin yerine başka hiçbir tecrübe konulamaz. Halklar yaşayıp görecekler, gerçek bir bağımsızlığın değerini öğrenirken, birlikte ve kardeşçe yaşamanın yeni yollarını da bulacaklardır. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır!
    Ahmet Yaşaroğlu
    www.evrensel.net