EMEK GÜNLÜĞÜ

EMEK GÜNLÜĞÜ

  • Kamu emekçileri mücadelesinin en diri kesimini oluşturan KESK ve bağlı sendikaların genel kurulları devam ediyor.


    Kamu emekçileri mücadelesinin en diri kesimini oluşturan KESK ve bağlı sendikaların genel kurulları devam ediyor. KESK içinde en fazla üyeye sahip Eğitim Sen şube genel kurulları önümüzdeki hafta sonu tamamlanacak. KESK’e bağlı kimi sendikaların genel merkezleri kongrelerini tamamlamış durumda. Geriye dönüp bakıldığında kamu emekçilerinin mücadelesinin en kitlesel konfederasyonu KESK ve ona bağlı sendikalardan oluşmaktaydı. Şimdi ise yine KESK en dinamik sendika konfederasyonu olmak beraber, en kitlesel sendika değil, bunu herkes biliyor. Devletin kendi eliyle yaratmış olduğu kimi güdümlü sendikalar bugün açısından KESK’ten daha fazla üyeye sahip ve yetkiyi ellerinde bulunduruyorlar.
    Burada devletin olanaklarını kullanarak, şoven ve milliyetçi dalgadan yararlanarak üye sayısını artıran sendika sayısı küçümsenmeyecek orandadır. Ama bunların bir gün tıkanacakları ortadadır. Bir sınıfsal tutum almayacakları, kendi temsil ettikleri kesimlerin çıkarlarını uzun vadede korumayacaklarını biliyoruz. Fakat KESK ve ona bağlı sendikaların bu halleriyle büyümeyecekleri, kamu emekçileri için çekim merkezi olamayacakları bilinmez değildir. Son dönemlerdeki bazı şube kongrelerinde ortaya çıkan tartışmalar ve yapılan çalışmalar bunu çok açıkça gösteriyor.
    Her şeyden önce geçmişte yapılan işyeri çalışması bugün yapılmamakla beraber, giderek belirsizleşen, unutulan bir noktaya doğru gidiyor. Örneğin bir meseleyi işyerine, örneğin okula giderek anlatmak yerine elektronik posta ve mesaj gönderiliyor. Teknolojiyi kullanmak gerekli, ancak örgütlenmenin önünü tıkayan, tembelleştiren, kolaycılığa kaçan bir yanı varsa, kimseye bir hayrı olmaz. Örneğin Eğitim Sen işyeri delege seçimleri sürecinde birçok okulda delege olma isteklerinin olmadığı, bu nedenle okuldaki üyelerin masa başında delege yazıldığı ortaya çıkıyor.
    Tartışmalardan birisi de az ama nitelikli üye tartışmasıdır. Hiçbir sendika yöneticisi ve sendika, az ve nitelikli üye olmalıdır diye savunamaz. Ben üye sayımı değil, niteliğimi artırmak için varım dememeli. O zaman sendikalar ve sendikacılar kendisini inkar etmiş olur. Sendikaların üyeleri ne kadar artarsa, ne kadar çok üyeye sahip olurlarsa, o kadar güçlü ve yaptırımlara sahip olabilirler. Niteliklerini artırabilir ve kitlesel güçleriyle, saldırılara karşı koyabilirler. Bugün kamu emekçilerinin halen yüzde 60’ı hiçbir sendikaya üye olmamışlardır ve olmayı düşünmüyorlar. Yani kamu emekçilerin ana gövdesi henüz hiçbir sendikaya üye değildir. Bu durum düşündürücüdür ve çözülmesi gereken bir sorun olarak ortada durmaktadır. Esas üzerinde tartışılması ve düşünülmesi gereken mesele budur.
    Kamu emekçilerinin örgütlü olduğu alanlarda özelleştirme ve taşeronlaştırma, farklı statülerde işler yaptırma giderek yaygınlaştırılıyor. Eğitim, sağlık ve hizmet alanları bunların başında geliyor. Eğitim alanlarında kimi okullarda kadrolu eğitimcilerin sayısını ikiye katlayan, sözleşmeli ve ücretli öğretmenlerle dolu. Keza hastanelerde binlerle ifade edilen, sağlık alanının her yerinde çalıştırılan işçiler, sağlık elemanları ve hizmetliler var.
    Şimdi sorun nitelikli ve az sayı meselesinden bakılarsa, burada çalışanları örgütlenmesi asla gündeme gelmeyecek ve sayıdan çok nitelik tartışması ön plana çıkacaktır. Buraları esas olarak örgütlemekle beraber, taleplerin ortaklaştırılmasıyla mücadelenin önü açılabilir. Bir tartışma var ki anlamak mümkün değil. Çıkan kanun ve yönetmelikleri bilen yöneticiler, bunları bilmekle övünen yöneticiler veya adaylar. Kendisini yönetmelik ve kanunlar çerçevesine sıkıştırarak, var olan sendikal yasalara bağlı kalarak örgütlenme büyütülemez. Onun için her zaman yönetmelikler ve yasaların sınırlarını zorlayan, genişletmeye çalışan, daha fazla demokratik halklar talep eden bir konuma geçmek gerekiyor. Kongrelerde sadece sendikal yasaların sınırlarının çerçevesinde kalarak ilerlenmeyeceğini görmek gerekiyor. Çünkü devletin ve ilgili birimlerin isteği zaten böyle, her şeyin yazılı bir düzeni vardır, her şeyin bir yönetmeliği ve yasası vardır denerek sınırların içine hapsedilen bir noktaya geliniyor. Bu tutum savunulması gereken değil, eleştirilmesi ve terk edilmesi gereken bir durumdur. Kamu emekçileri sendikalarının yeniden büyümesinin ve güçlenmesini tek olanağı vardır, bu da işyeri çalışmasıdır. Hiçbir sanal aracı araya koymadan doğrudan örgütlenmektir. İşyerine giden her sendika yöneticisi, buradaki sorunları gördükçe, yeni mücadele araçları geliştirecek ve işyeri çalışmasının bir işe yaradığını görecek, yeniden daha ileri düzeyde işyerine dönecektir. Sermayenin saldırılarına karşı koymanın öncelikle, işyerinden geçtiğini, kitlesel bir güç olmadan bunun başarılmayacağını bilmeyen bir anlayışın sendikal hareketi ne kadar ilerleteceği tartışmalıdır.
    Seyit Aslan
    www.evrensel.net