KİRVEME MEKTUPLAR

KİRVEME MEKTUPLAR

  • Kirvem,Önceleri üniversitelerimizdeki kimi hatun kızlarımızın başlarına doladıkları ...


    Kirvem,
    Önceleri üniversitelerimizdeki kimi hatun kızlarımızın başlarına doladıkları “türban”, ya da her hafta bu köşede yumurtladığım dizi dizi “inci”lerime arada bir lütfedip göz atanlar varsa, gari onların da bir müddetten beri belledikleri gibi nam-ı diğeriyle “sığırcık yavrusu” yüzünden birdenbire alevlenip, daha sonraları da dalga dalga tüm Misakımilli sınırlarını dolanıp nihayet ülkenin tepesinde bir nevi Demokles’in kılıcına dönüşen, kimilerinin sıradan bir “bez” parçası yaklaşımıyla küçümseyip burun kıvırdıkları, yine kimilerinin de fevkaladenin fevkinde bir “hassasiyet”le “şeriat”ın “ayak sesleri” tarzında değerlendirip efkârlandığı bu “mesele”nin aslında sanıldığı kadarıyla “basit” veya laf ola beri gele kabilinden “kofti”den bir konu olmadığı, hatta sırf bu nedenle anayasanın kısmen değişikliğine rağmen dönüp dolaşıp eninde sonunda ülkenin en şatafatlı “mahkeme”sinin kapısında “park” etmesinin yanı sıra, keza üniversitelerin en tepesindeki en baş yetkili “zat”ın da bu “yassağ”ın gari rafa kaldırılması babında verdiği direktifin ardından üniversiteler “cenah”ında esen havalara bakılırsa herkes kendi keyfinin kâhyası!
    Nitekim rektör veya dekanların bazıları “tepe”lerinden gelen bu emirlere “emir demiri keser” deyiminin hakkını verircesine anında “şapka” çıkarırken, kimileri de amiyane tabiriyle emir-memir iplemeyip şimdilik “kazan” kaldırıp bu gidişata “hayır demekte hayır vardır” anlayışıyla hesapça “laik”liği, daha doğrusu da henüz bugüne kadar neyin nesi, kimin fesi veya hangi kümesin bekçisi olduğuna bir türlü karar verilemediği için her kafadan, her işkembeden yükselen sesin kendine göre tarif ettiği, hani yine burada Molla Nasrettin’in kulağını çınlatıp “dolmalık patlıcan” mı yoksa gözü henüz açılmamış “sığırcık yavrusu” mu fıkrasını çağrıştıran ne idiğü belli olmayan bu “laik” düzeni güya “koruyup kollama”nın heyecanını yaşoorlar…
    Kısacası, türbanların fora edilmesini canı gönülden bekleyen bir kesim yukardan gelen bu emre anında “yeşil” ışık yakıp, bunu “bayram haftası”na dönüştürürken, kimileri de bunu,eyvah, eyvah ki eyvah yandı gülüm “keten helvası” babında algılayıp “kırmızı” ışıkta inatla direnoorlar!
    Olsun! Memlekette demokrasi dediğin zaten sebilullah!
    Öyle ya! Mademki ülkemizin kuş uçmaz, kervan geçmez, bacası tütmez her yanında bile ayva reçeli kıvamında mayhoş, hafif ağdalı “demokrasi kültür”ümüz, tıpkı toprağın bağrını delip geçen en babayani kereviz, havuç, şalgam ya da bayır turplarının köklerini dahi kıskandıracak sağlamlıkta kök salıp yerleşmiş, ya da tıpkı trafik lambalarının kırmızı veya yeşil yandığında bu uyarıcı “sinyal”lere isteyenin istediği koşullarda kendi “renk körlüğü”nce uymasının en demokratik “hak” olduğu hepimizce elhamdülillah benimsenmiş, yine tıpkısının aynısıyla “dini bütün” vatandaşlarımızın kimisi çatlak asfaltlı “duble” yolların kenarlarında kurban kesmeyi demokrasi gereğince çok şükür özümsemiş, hatta fi tarihinde Orta Asya çöllerinden bismillah deyip yola çıktıktan sonra her düzlükte çadır kurup çadır toplayan ahvatımıza dahi parmak ısırtacak boyutlarda son yıllarda gerçekleşen “mecburi göçler”le nüfusları yirmi yılda neredeyse yirmiye katlanan gâvurca deyimiyle “metropol”, “megapol” namıyla ünlenen, her biri başlı başına birer gecekondu “karambol”una dönüşen illerimizin meydanlarında, sokak aralarında, çayır-çimenlerinde gari herkesin kendi kesesine göre koç, boğa, deve kesmek için kasaplığa soyunup, sonra da kurban yerine son anda kendi keskin bıçaklarının, kör satırlarının, yamuk baltalarının kurbanı olmaktan Allah’ın yardımıyla kurtulup nitekim soluğu “acil” kuyruklarında bekleyip veya sedyelerle o hastane senin bu hastane benim turist Ömer gibi gezdirilirken, can havliyle “Nerede bu devleeet!?” feryatlarıyla adlı adınca “kalayı basma”yı yine bu demokratik kültürümüz gereğince çok şükür hatmetmişken, ehh o zaman işte böylesine “möhüm” olan rengârenk “bez”lerin hangi kapılar ardında “baş”lara hangi “moda” uyarınca nasıl bağlanacağını, şu sıralar tam da içinde yaşadığımız “Yontma Taş Devri”nin “hukuk” anlayışına göre herkes kendince “yontup” biçerken, bunun öncülüğünü de anlı şanlı bilumum “akademisyen”lerimiz çekecektir bittabii ki!
    Evet Kirvem, sonuç itibariyle memleketimizin en “akil” insanlarının yanı sıra, keza benim gibi “keli” görünen en kabak kafalısına kadar hemen herkesin zihninde yuva kuran soru şu:
    Peki nereye varacak bu işin sonu zo?..”
    Bu işin sonunu yine haftaya bu sinemada izlemek üzere…
    Mıgırdiç Margosyan
    www.evrensel.net