MEDYADA GEÇEN HAFTA

MEDYADA GEÇEN HAFTA

  • Youtube, her internet sitesi gibi bir site. İnternet kullanan herkesin, eğlenmek için ya da bir şeyler öğrenmek için mutlaka bir şekilde bu siteye yolu düşmüştür.


    Youtube, her internet sitesi gibi bir site. İnternet kullanan herkesin, eğlenmek için ya da bir şeyler öğrenmek için mutlaka bir şekilde bu siteye yolu düşmüştür. Bugünlerde ise, "www.youtube.com" adresi ilginç tartışmaların merkezinde.
    Sitenin mantığı basit. Dünyanın dört bir yanınaki milyonlarca kullanıcı, belli bir uzunluk ve görüntü kalitesindeki videolarını bu siteye yükleyebiliyor. Basit bir elemeden geçen videolar, siteye eklendikten sonra herkesin kullanımına açılıyor. Böylece isteyen, istediği görüntüleri dünyadaki bütün internet kullanıcılarının erişimine açmış oluyor.
    Geçen hafta, üst üste "Küfürbaz savcı Youtube'da", "Youtube'a düşen general istifa etti" gibi haberler duyuldu. Hemen arkasından da "Fethullahçılar Youtube'e kullanıyor" yorumları…
    Mesele kısaca şöyle: Birtakım bürokratların özel ortamlarda yaptıklarını sandıkları konuşmalar, kameraya kaydedilerek ifşa edildi. Rastlantı ya da değil, ancak üst üste yaşanan örneklerin tamamı, AKP karşıtı cenahtan, ordudan, bürokrasiden kişilere denk geldi. Videolarda yalnız hakaret değil, siyaseten de birilerinin başına iş açabilecek şeyler yer aldığı için tartışma çabuk büyüdü. Haber kanalları görüntüleri kullandı. Derken görüntüyü koyanın kim olduğu tartışması başladı…
    Henüz bu tartışma ve youtube'un buradaki yeri meselesi açıklığa kavuşmamışken, bir kapatma haberiyle karşılaştık. Site, bu kez Atatürk'e hakaret içeren bir video nedeniyle, kim bilir kaçıncı kez kapatılmıştı. Daha doğrusu, mahkemeler yabancı siteleri kapatamadıklarından, Telekom'dan erişimi engellemesini istemişti. Böylece Türkiye bir kez daha dünya internet ortamlarında "Youtube'u engelleyen ülkeler" listelerine alındı. Yeni bir sansür türü, bir kez daha tartışılmaya başlandı.
    Kısacası artık, iletişimin bugününü, Youtube'u ve yeteneklerini, sınırlarını bilmeden tartışamaz hale geldik.
    Flaş haber: Youtube'a düştü!
    Youtube'da ifşa edilenlerin haline dönersek, bu site gerçekten bir şeyleri saklamanın eskiye göre daha zor olduğunun simgesi sayılabilir. "Suçüstü" yakalanan kişiler, belli ki böyle bir sürprizi hiç beklemiyorlar. Kendi aralarında yaptıkları, ya da en azından öyle sandıkları konuşmalar, kısa sürede herkes tarafından bilinir hale geliyor. Bunlar elbette kameraların yaygınlaşması, küçülmesi, video paylaşımının kolaylaşması olmadan olamazdı. Hatta daha ileri gidip kamusal alanın sınırlarının internet tarafından belirlendiği tartışmaları yapılıyor.
    Diğer yandan, yalnızca youtube var diye artık hiçbir şey gizli kalmayacak, diye bir kural yok. "Eski" yöntemler olmadan, bu girişimlerin başarıya ulaşması yine mümkün değil. Örneğin, birilerinin yine bir kamera kullanıp o görüntüleri çekmesi gerek. Bu organizasyon için de yine birtakım tarikatların ya da siyasal örgütlerin sorumlu tutulması boşuna değil. Arkasında böyle bir fikir olmalı ki, insanlar bu işe girişebilsin.
    Ayrıca bunlar youtube'a konduktan sonra da duyulmaları o kadar kolay olmuyor. Zaten bu önümüzdeki örnekler, ancak onları youtube'dan alarak yayınlayan televizyon kanallarında gösterildikten sonra gürültü koparabildiler. Ne kadar çarpıcı olursa olsun, bir görüntünün, bir haberin, internet sitesinin birinde kıyıda köşede kalması ile, televizyonlarda, gazetelerde "Şok haber", "Flaş flaş" diye duyurulması arasında dağlar kadar fark var. Hatta haberin aslı olmasa bile duyurulma tarzı bir skandala yol açmasına neden olabiliyor.
    ‘Erişimin engellenmesine…’
    Sansürle ilgili mesele biraz farklı. İnternet, doğası gereği sansürlenmesi biraz daha zor bir alan. Bir gazete, televizyon kanalı da kapandığında başka bir isimle yeniden faaliyete devam edebiliyorsunuz, ancak onun teknik olarak hayata geçmesi daha büyük çaba istiyor. Kapatma-yeniden açmaların sayısı arttıkça da giderek zorlaşıyor. İnternette ise, aynı içeriği hemen başka bir siteye taşımak daha kolay.
    Öte yandan, internet, erişimin ve yayının kolay olmasından dolayı, öz denetimin de çok daha zayıf olduğu bir alan. Bir site kuruyorsunuz, isteyenlere üyelik veriyorsunuz, içeriği onların siteye ekledikleri belirliyor. Böyle olunca, yüzlerce, binlerce, milyonlarca kullanıcının her koyduğunu, her koşula göre denetlemekle uğraşmıyorsunuz. Örneğin youtube, şiddet ve pornografik içerikle ilgili bir filtre uyguluyor ama örneğin dünyanın 180 küsur ülkesinin yasalarına göre hangi içerik sakınca taşır, tabii ki bununla ilgilenmiyor. Sorun da burada başlıyor. Kullanıcılardan biri, bir ülkenin yasalarına göre sorunlu bir içerik eklediğinde, hedef, bütün site oluyor.
    Bu kaçıncı "Atatürk'e hakaret videosu" ve bu kaçıncı "Youtube'a erişimin engellenmesine…" kararı… Böyle bir içerik nedeniyle siteye erişimi engellemek, o videoyu koyan kişiyi cezalandırmıyor, çünkü video orada duruyor. Hatta reklamı oluyor. Siteyi cezalandırmıyor, çünkü, kısa bir süre birkaç izleyici kaybı sayılmazsa, siteye dokunan bir şey olmuyor. "Bir dahaki sefere" olursa diye başka bir önlem almaya da itmiyor. Ama en çok internet kullanıcısı cezalandırılıyor. Alexa verilerine göre youtube, Türkiyeli kullanıcılar arasında google ve facebook'tan sonra en çok izlenen üçüncü internet sitesi. Ve koca site, milyonlarca videonun içinden biri yüzünden kapatılıyor. Sansasyon ve sansür, youtube'dan önce de vardı, youtube'la da böyle sürüyor…
    Çağdaş Günerbüyük
    www.evrensel.net