Kürt sorununun çözümü için ne yapılmalı? 11

Kürt sorununun çözümü için ne yapılmalı? 11

Kürt sorunu üzerine sınıfsal bir bakış


Adnan Serdaroğlu (DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı)

15-16-17 Aralık 2007 tarihlerinde gerçekleştirdiğimiz 17. Genel Kurulumuz sendikamızın önümüzdeki dönemdeki sorunlara yaklaşımını ortaya koyan bir dizi kararlar almıştır.
Genel Kurul kararımız özetle şöyle diyor:
1. Özgür ve demokratik bir ülke için;
İşçi sınıfı ve emekçilerin yaşadığı sorunların temelinde sermayenin giderek artan ve yaygınlaşan egemenliği vardır. Bu egemenlik, sosyal devlet, kamu işletmeciliği, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakkı, ulus devlet ve ulusal çıkarlar gibi kendisini sınırlayan bütün bağlarından kurtulma arzusundadır. Küreselleşme dediğimiz ve sermaye lehine işleyen bu gelişme; emekçilerin yaşama ve çalışma koşullarını ağırlaştırmakta, işçi sınıfının sermayeye olan bağımlılığının artmasına neden olmaktadır.
Bu nedenle; “özgür ve demokratik bir ülke” hedefi için mücadele sendikal mücadelemizin ayrılmaz parçasıdır.
Antidemokratik 1982 Anayasası yerine yeni bir Türkiye Cumhuriyeti Anayasa taslağı çalışmalarında başta işçi sınıfımız ve sendikalar olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin katılımının esas alınması; çağdaş, özgürlükçü, çoğulcu ve demokratik bir anayasa için mücadele yürütülmesi gerekmektedir.”
Kürt sorunu da özgürlük ve demokrasi talepleri arasında genel kurul kararlarımızda ifade edilmiş bulunmaktadır. Buna göre;
-Tüm yurttaşların özgür, eşit ve kardeş olarak kabul gördüğü ve demokratik kültürün hakim olduğu bir ülke için kararlı bir mücadele yürütülmelidir.
-Tüm vatandaşların özgürlük ve eşitlik temelinde evrensel insan haklarından yararlanabildikleri, gönüllü birlikteliğe dayalı demokratik bir ülke…
Farklı uluslardan insanların gönüllü birlikteliğinin sağlanmasının, demokratik bir ülkenin ön şartı olduğu ve bu birlikteliğin ancak herkese, ayrımsız evrensel insan haklarından yararlanma imkanı tanındığında sağlanabileceğini vurgulamaktadır.
Etnik köken farklılığıyla, ırkla, dille oynamanın, bunları kaşımanın, trajik sonuçları tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ortadadır. Diğer taraftan, askeri harcamalara ayrılan payın artırılması, yeni silah ve askeri uydu ihaleleri bu sürecin içerisinde küçük puntolu haberler olmuşlardır. Bu ihaleler ve harcamalar kimin cebinden çıkıyor ve kimlere para kazandıracak? 85 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca Kürt sorunu değişik boyutlarda varlığını sürdürmüş bir sorundur. Artık bunun bir sorun olduğunu inkar eden kalmamıştır. Ama sorunu kabul etmek, ne yazık ki, çözümü konusunda anlaştığımız anlamına gelmemektedir.
Öncelikle, ne kadar zor olursa olsun, her türlü duygusallıktan uzak kalmaya ihtiyacımız var. Büyük ve cafcaflı kelimeler, insanların milli duygularına yönelik ajitatif yaklaşımların çözümü değil, sorunu derinleştirdiği ortadadır. Şunu rahatlıkla tespit edebiliriz. Türk ve Kürt halkı, çok uzun yıllardır birlikte yaşamaktadır. Her ikisi de Anadolu topraklarının yerlisidirler. Birbirleriyle siyasal, ekonomik ve sosyal pek çok ilişki kurmuşlardır. Bu geçmişte olduğu gibi özellikle, Türkiye’de kapitalizmin gelişimi ve yaygınlaşmasıyla birlikte son 50 yıl içinde giderek hızlanan bir süreç halinde yaşanmaya devam etmektedir. Dolayısıyla, etnik farklılıklar, sınıflaşma süreci içinde önemli ölçüde erimeye başlamıştır. Bu nedenle inkar dönemi kapanmak zorundadır ve bunun koşullarının bugün olduğuna inanıyoruz.
Diğer taraftan, emperyalizmin son 150 yıldır süregiden , özellikle Ortadoğu bölgesindeki paylaşım savaşı ve bu paylaşım savaşında ipini emperyalistlerin eline vermiş yerel siyasal aktörler, halklar arasındaki boğazlaşmayı kışkırtmaktadır.
Bu nedenle gerçekten halkının mutluğunu istediğini iddia eden taraflar, demokratik bir çözümün ana hatlarını ortaya koyarak, derhal silahlı çatışma ortamına son vermelidirler.
YARIN: Gazeteci Hüseyin Deniz
www.evrensel.net