JİN û JîN

  • Partiler mezarlığı olmuş bir ülkede, bir siyasi partinin kapatılmasını istemek kolay değil. Bunun demokrasi adına talep edilmesi de hiç kolay değil.


    Partiler mezarlığı olmuş bir ülkede, bir siyasi partinin kapatılmasını istemek kolay değil. Bunun demokrasi adına talep edilmesi de hiç kolay değil.
    Ancak; gelişmiş demokratik ülkelerde, demokrasiyi ortadan kaldırmak isteyen siyasi partilerin kapatılması mümkün. Dünyayı kana bulayan İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, bütün o insanlık dışı zulmün müsebbibi olan Nazi partileri, faşist partiler Anayasa tarafından yasaklanmıştır. Bu yasaklamanın, burjuva devletin bir tercihi olmadığı, emekçilerin, ezilenlerin, demokratların, barışseverlerin bir talebi olduğu hatırlanmalıdır.
    Nihayet, Alman burjuvazisi, savaş sonrası, Amerikan burjuvazisiyle işbirliği içinde, Nazileri korumuş, eski Nazi kadrolarından yeni kuruluşta büyük ölçüde yararlanmıştır. Bu nedenle Nazilerle demokratik hesaplaşma tam başarılamamıştır. Ancak, hiçbir demokratın, ırkçı-faşist-Nazi partilerinin kurulmaması, kurulmuşsa kapatılması gerektiğinden kuşkusu yoktur. O Partinin bugün şiddete başvurup başvurmamasının önemi yoktur, çünkü vakti geldiğinde hangi şiddet yöntemlerini uygulayacağı tarihsel tecrübeyle sabittir.
    Çağdaş demokrasiler açısından, demokrasiyi tehdit eden iki siyasal hareketten biri faşizm, diğeri ise teokratik devlet özlemidir.
    Din uğruna yapılan savaşlar, Haçlı Seferlerinden bu yana, insanlığın en büyük kıyım savaşlarıdır. Avrupa’daki 30 yıl savaşları, Engizisyon hukuku, cadı avları… Beri yanda, İslam aleminde yüzyıllar süren ve halen devam eden Şii-Sünni savaşları, 600 yıllık Osmanlı despotizmi, Taliban kıyıcılığı…
    Yalnız din adına yapılan kıyıcılıklar nedeniyle değil; düşünce özgürlüğünü yok etmesi, sosyal yaşam, bilim ve sanatın, siyasetin din adına günlük baskılanmasıyla her gün yapılan sessiz kıyımlar nedeniyle de din devletleri demokrasiye aykırıdır, kabul edilemez.
    Laiklik, hem hakim dini inanç için, hem azınlıkta kalan inançlar için, din ve vicdan özgürlüğünün de gerçek garantisidir.
    Tarihsel tecrübeler ışığında, Türkiye bakımından teokratik devlet özleminin partileşmesinin demokrasi için bir tehdit olduğunun ciddi olarak düşünülmesi gerekir. Türkiye, son Halifelik kurumunun mirasçısıdır, yakın tarihimizde bu mirasa yakın duran siyasi hareketler her zaman olmuştur. Uzak olmayan geçmişte Çorum, Maraş, Sivas kıyımlarını yaşamış olan Anadolu, Ortadoğu’da yükselen radikal İslamcı akımlardan da etkilenmektedir.
    Ortadoğu’da, ne yazık ki, tutarlı ve güçlü bir antiemperyalist demokratik hareket yaratılamamış olduğundan, Amerikan emperyalizminin ve İsrail siyonizminin insanlık dışı uygulamaları karşısında İslamcı hareketler, esas muhalefet odağı olarak yükselişini sürdürmektedir.
    Hem tarihsel ve hem de güncel nesnel nedenlerle, son siyasal gelişmeler Türkiye bakımından da din esaslı devlet modelini hedefleyen siyasal akımların belirli bir yükseliş çizgisine kaynaklık etmektedir.
    Ortadoğu’da radikal İslamcı partiler Amerika ile karşı karşıya gelirken, Türkiye’de ılımlı İslamcı partiler, Amerika’yla kader ve çıkar birliği içindedir. Ama dün, 1990’lı yıllar öncesinde, ABD, radikal İslamcı partilerle çıkar birliği yapıyordu. Türkiye’deki bugünün ılımlı İslamcı partisinin tarihsel kaynakları da ABD’yle işbirliği içinde kanlı pazarı tezgahlayan aynı radikal İslamcı harekettir.
    Demokrasi için, din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi için, kadın özgürlüğü için din esaslı devlet kurma politik hedefine sahip partilere özgürlük istemek demokratik bir talep değildir.
    Din ve ırk egemenliğine dayalı devleti isteyen AKP de ırkçılık esasına dayanan MHP de kapatılmalıdır. Ancak, bu partilerin tarihe gömülmesinin güvencesi; ne Anayasa Mahkemesi, ne dar milliyetçi CHP-DSP çizgisidir. Din-dil ayrımı gözetmeden kardeşlik esasına dayanan demokratik ve birleşik bir siyasal hareketin kuracağı yeni Türkiye’dir.
    2008 Newroz’u, barış ve demokratik gelişme için esin kaynağı olsun, kutlu olsun.
    Yıldız İmrek Koluaçık
    www.evrensel.net