Pelin için iki kitap


İnsancıl Yayınları’ndan 2007 yılında çıkan iki kitaptan birinin şairi, diğerinin de yayına hazırlayıcısı Berrin Taş. Ama iki kitap da; yıllar öncesinin mahzun duruşuyla gözümde yeniden beliriveren Pelin İstanbulluoğlu için.
Pelin, Berrin Taş’ın kızı. 26 Mart 1980’de İstanbul’da doğmuş. İlkokulu Ataköy’de, ortaokulu Saint Benoit’da, liseyi Pera Güzel Sanatlar’da bitirdikten sonra, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi’nin Sanat Tarihi Bölümüne gitmiş.
Beş yaşındayken Yurdaer Doğulu Sanat Merkezi’nde baleye başlayan Pelin, bu arada piyano ve keman dersleri almasına karşın, başta müzik olmak üzere, sanatın çoğu dalları ve felsefeyle de ilgileniyordu. 21 Ekim 2002 günü, kendi isteğiyle yaşamına son verdi.
Bir Çift Martı Görmüştü Çocuk
Pelin’in bu dizesinden çok etkilenen Bülent Habora’nın önerisiyle adını alan kitabın hazırlanış nedenlerini Berrin Taş: “Pelin’in yazılarını, günlüklerini ve şiirlerini bir arada yayımlamak istememin iki nedeni var. İlki kızını yitiren bir annenin, gidene karşı son görevini yapma isteğidir. Bu isteği Pelin’in on dört yaşındayken yazdığı Şili Stadyumundan Arta Kalan şiiri verdi bana. ... İkinci neden birincisinden bağımsız değil. Toplumsal bir sorun intihar. Çoğunlukla intihar eden yaşamına son verdikten sonra yüceltilir. İntiharın ardından geride kalanlar çoğunlukla kendilerini suçlarlar. Kıvranırlar. Ben de öyle yaptım. Kıvrandım durdum. Yalnız Kızımın intiharını yüceltmedim. Bir de kendimi aklamaya çalışmadım. Kaçmadım, unutmak istemedim. Tek dileğim olanı görebilmekti. Bu kitap yargı vermeden Pelin’in dünyasını göstermeyi amaçlıyor. Yargı vermeyi okura bıraktım,” diyerek açıklıyor. Kitapta takvimsel bir iz süren Berrin Taş’ın, Peline ait ürünleri özenle düzenlemesi ve açıklayıcı notlar koyması, Pelin’in küçüklük, çocukluk ve ergenlik süreçlerinin net olarak görünmesini sağlıyor. Saint Benoit’de okurken anı defterine: “Tek başıma, içimde o sonsuzluk duygusu… beyaz badanalı evlerin olduğu küçük, şirin bir kasabanın sahilinde bir ateş yakıp bütün gün düşünsem… kayaların ardında bir oyukta saklansam… uzansam yıldızları saysam… hayaller kursam… korkuyorum 16 rakamından. Henüz 14’ündeyim. Geceleri seviyorum… kendimi kolayca gizleyebildiğim için notunu düşen Pelin, iç çatışmalarıyla birlikte günden güne sanatsal alanda gelişiyor. “Nefret Ediyorum” şiirinde “Onlar kafalarındaki kalıpları/ bizim kafamıza sokmaya çalışırlar/ bize o at gözlüklerinden gördükleri dünyada/ birer makine olmamızı öğretirler” dizeleriyle reddettiği davranışları açıklarken “Şimdi orda/ uzağında tüm çirkefliklerin/ bir kayıp güneş doğuyor/ ben de onunla beraber doğuyorum” dizeleriyle de umudunu yitirmediğini kanıtlıyor.
20 Mart 1995 günü sigara ve mariuhanaya bağlantılı olarak irade, yargı ve özgünlük konularına değinen Pelin: “Ben gücümü biliyorum. Güçlüyüm, her zaman güçlü olmalıyım. İşte özgürlük bu, istediğin şeyi istediğin düzeyin altında hiçbir dış etkenin baskısında olmaksızın tutabilmek” olarak belirlerken 16 Mayıs’taki günlüğüne “Bugün de ağır bir melankolinin içinden yine hayallere sığınarak çıkabildim. Bu doğru mu bilmiyorum. Ama bütün bu pisliği karşılayabilmek biraz gerçekçilikten uzak bir iş galiba. Sanırım insanların karamsarlık dediği şey benim için gerçekliği tam ve net olarak görmek. Yani dünyada bu kadar pislik var ve sen hayata umutlu ve ışıltılı gözlerle bakabiliyorsun. Bu biraz hayallerindeki güneşin gözünü alması ve olayları doğru düzgün görememen oluyor ama olsun. Ben hayata bir köpek gibi sarılmaya devam ediyorum” notunu düşüyor.
1995 yılı ve sonrası; ölüm, yaşam savaşımı ve bunlar üzerinde yoğunlaştığı düşüncelerle geçiyor. Kendisi durumunu: “Her insanın bir hikâyesi var. Hepsinin içinde üzeri tozlanmış kilitli bir sandık var… Yaşamak da acı veriyor yaşamamak da…Neden insan cevaplarını veremeyeceği soruları sorar ki kendine: Hangi güç 15 yaşındaki küçük Pelin’in kafasında bu iki yanı uçurum olan ince çizginin üzerinde yürümesine neden olan düşünceleri var ediyor?... içimde nefret birikiyor. Hep o ince çizgide yürüyorum.” diyerek açıklıyor sorusunun yanıtını da. “Bunca yıl yaşam hakkında düşünen ve sorgulayan diğerlerinin de büyük çoğunluk yaptıkları gibi, çocukluk, gençlik evresinin insana, umutlara açık geçmemiş olması” diyerek yine kendisi veriyor.
Pelin’in bunalımlı yaşamı 1 Temmuz 2001 tarihli son günlüğüne kadar uzanır. Ancak Pelin’i bütünüyle bunalımlı bir insan olarak görmek yanlıştır. “Gözleri yeryüzünü taradı/ bir şeyler bulmak istiyordu adını bilmediği/ buz dağlarıyla kaplı topraklara baktı/ ve insanları gördü-buzullar üstünde/ okyanusu aşarak gelen./ Ellerini bulutlardan aşağı uzattı/ savaşçı insanların gözpınarlarına/ dokunacak kadar/ akan kan damlalarıyla/ parmaklarını islatacak kadar// Çocuk, yaşamdan korkuyordu/ Çocuk, yaşamaktan korkuyordu/ ve ölümden/ Ellerini göğsünün üzerinde birleştirdi/ gözlerinin kanamasından korkarak/ bakışlarını ayaklarına dikti// Şimdi yine aynı rüzgardı saçlarını geriye alan/ Bakışlarını ayaklarından kurtararak/ ileri çevirdi/ Savaşçılar ellerinde çekiçlerle/ kırıyorlardı buz dağlarını” dizelerinde görüldüğü gibi Pelin gerek şiirleriyle gerekse yazılarıyla eşitlikçi bir anlayışı ve ele aldığı konuyu derinleştirebilen bir gençti. Aynı zamanda gerek yazınsal, gerek görsel, gerekse müzik konusunda dile getirdiği eleştirileriyle, hatta siyasal görüşleriyle düşünsel bir eksende yetkinliğe hızlı adımlarla yürüdüğü görülür.
Onun 11 Ekim’de günlüğüne yazdığı “Tüm insanların çocukluklarına tanık olmak istiyorum” sözleri beni kendi çocukluğuma götürdü. Çünkü ben de o yaşlarda babamın ölmesini istiyor, tanışlara rastlamamak için gideceğim yerlere ara sokaklardan gidiyordum. O nedenle toplumun aynı sınıfından olan çoğu çocuğun anı benzeşmeleri içinde olduğunu düşünerek, çocukluk bir benzeşmeler ülkesidir diyorum. Ne ki rastlantılarla yaşadığımız bu dünyada, koşullar çocukları da ayrı yerlere savuruyor. Gerçekte; kitap ve Pelin’in ürünleri konusunda söylenecek çok söz ve yapılması gereken çok alıntıyı yazıma katamadım. Ama onun için yazılan şiir ve görüşlerle daha iyi tanıyacağınız Pelin, yaşamı ve yazdıklarıyla da okuyana yeni ufuklar açmaktadır. Kendinden başlayarak, hayatı didik didik ederek anlamak isteyen Pelin, toplumsal ilişkiler içinde kendini çözümleme uğraşı verirken, bir yandan da örnek alınması gereken dramatik bir tarih yazıyor.
Peluşko
Tüm annelerin beden ortağı olan yitik çocuklarına beslediği duygular, Berrin Taş’ın söylemiyle dile geliyor Peluşko’da.
Peluşko; Pelin’in, Berrin’ce başka bir deyişle, anne sevecenliğiyle söylenişi oluyor. Pelin ise, tarihi çok eski olan, yaprak ve diğer bölümlerinde acı, ıtırlı bir madde bulunan, ve hekimlikte kullanılan otsu bir bitkinin adı. Adlar, kimi zaman sahipleriyle çelişirken, ne yazık ki Pelin’de olduğu gibi kimi zaman da uyuşuyor. Ama ağıt yakmıyor Berrin Taş, yüreğinin ağzında duran acıyla Pelin’i yeniden yaratmaya, yaşatmaya çalışıyor. “Pelin’im/ erken indi/ hayat treninden// ilkel koyaklarda/ yurdunu arayan/ annesinin/ fırtınalarına doğdu/ savruldu/ kuzeyden güneye/ doğudan batıya/ çatladı tohum/ kırıldı dal/ incindi/ parmak uçlarındaki/ nar tanesi// kimsesizliğimin ortağı/ can yoldaşım/ Pelin’im/ erken indi/ hayat treninden” diyerek yitiğinin “Ağu”sunu içine atarak “seni yanımda taşıyorum” derken, tüm ağırlığıyla acıyı da yükleniyor. Onun için “hava adına/ su adına/ süt adına/ ekmeğe katık/ soğan adına/ gökyüzünü kucaklayan/ eller adına// hırpalanmış/ toza toprağa/ bulanmış/ insanlık adına// yazgım/ titretiyor beni” demekten kendini alamıyor.
“anla beni/ gökyüzü/ ektim/ tohumlarımı/ hoyrat toprağa/ ellerim yanıyor/ …/ küçük/ bir kız/ sarsak/ adımlarıyla/ düşüyor/ hırpalanmış/ yaşamımın üstüne” dizelerinin yer aldığı Peluşko, Pelin’e özel bir kitap olarak görünse de, özellikle günümüzde çoğu genci ilgilendiren bir özellik de taşıyor. Ayrıca Şair, çocukları yitmiş analara bir direnç örneği oluşturuyor.

Güngör Gençay
www.evrensel.net