LİMAN ARKASI

  • 14 Mart’ta, yurdun dört bir yanında iki saatlik iş bırakma eylemi ile SSGSS’ye karşı mücadelenin doruğa çıktığı...


    14 Mart’ta, yurdun dört bir yanında iki saatlik iş bırakma eylemi ile SSGSS’ye karşı mücadelenin doruğa çıktığı, Ankara’da emekçilerin Başbakanlık önünden yürüyerek Başkent Elektrik A. Ş. önünde protesto konuşmalarını yapıp dağıldıkları saatlerde, biz de sırtımızda kameralar, Eskişehir Yolu üstünde CHP Genel Merkez binasında, asansörle partinin doruğuna yakın bir katına çıktık. CHP Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi’nin sekreteri Utku Hanım, bizi bekletmeden Selvi ile buluşturdu. Ankara’yı kuşbakışı görebileceğimiz geniş ofiste, televizyonda haberleri izleyip yorgunluk çaylarımızı yudumladık.
    1990-91 Büyük Madenci Grevi’ne ilişkin söyleşimize başlamadan önce Selvi; sararmış gazete küpurları üzerinden, gençlik yıllarında verdiği mücadeleyi anlattı. Hazırladığımız belgesel için bizi kutladı, başarılar diledi.
    Çağları kapatıp yeni çağları açanın, yerin yüzlerce metre derinliklerinde çalışan maden işçileri olduğunu vurgulayan Selvi, “1980 darbesi ile bir çok hakkı elinden alınan, globalleşme, küreselleşme rüzgarı ile yaşam şartları giderek kötüleşen işçilerin, ‘kemer sıkma, acı reçete’ ile uyutulmaya çalışıldığı bir süreçte, madencilerin; ‘bizim bir suçumuz yok bu yıkımdan’ diye silkinerek, yarattığı ciddi birikimle Zonguldak’tan bir ışık olarak yola koyuldukları”nı söyledi. Eski bir sendikacı ve dönemin SHP’li bir politikacısı olarak grevde madencilerle beraber olduğunu, hükümetin grevi önce küçümsediğini, sonra suçladığını, en sonunda da tehdit ettiğini belirten Selvi, sigara ve çay molaları ile sık sık ara verdiğimiz söyleşide şunlara değindi;
    “Emekçilerin kalesi, emekçilerin başkenti Zonguldak’ ta başlayan bu büyük eylemi, hükümet mutlak engellemek istiyordu. Hükümet, eylemin olumlu bir örnek olmasından korkuyordu. Çarık ayağı sıkmıştı... İşçiler, aileler, eşler, hiç bir işte çalışmamış adsız kahramanlar, bu işe inanmış kadınlar... Aynı, bir nehrin ırmaklarla oluşup, önlenemez bir yere gidişi gibi bir güç oluşturuyordu. E-5’e çıkılıp, her yerden Ankara’ya yürünecekti. Fakat eylem, hazırlığı olmayan bir eylem kanaati yaratıyordu. Hiç bir uçak havada kalamayacağı gibi, hiç bir eylem de, sonuçsuz kalamazdı. Aracılar ‘gelin görüşelim’ dediklerinde, ben ‘Mengen’de oturup anlaşın’ dedim.’ Eğer anlaşamazsanız, yola devam edeceğiz mesajı verirsiniz, arkadan gelen gücü değerlendirirsiniz’ dedim. Fakat Denizer, madencilere Mengen’den geri dönmelerini, kendisinin de Ankara’ya gideceğini söyledi. Denizer, sınırlı sendikacıydı. Eylemler kendi kurallarını kendisi koyar. Bunu unutmamak gerekir. Eylem, paket şeklinde bir program değildir.”
    Söyleşiden sonra bizi, CHP Genel Merkez binasının zemin katındaki büyük kongre salonuna götüren Selvi, binada altı tane daha salon olduğunu, bu salonları eğitim programları yaparak işlevsel hale dönüştürmeyi amaçladıklarını, hazırladığımız belgeseli de bu salonlarda gösterime sunabileceğimizi söyledi.
    Fahri Bozbaş
    www.evrensel.net