ÖZGÜRCE

  • 1970’lerdeki krizden çıkmak için benimsenen yeni liberalizmin emeğin tüm haklarını ortadan kaldırmaya yönelik politikaları karşısında sendikalar önemli bir engel olarak görülmüştür.


    1970’lerdeki krizden çıkmak için benimsenen yeni liberalizmin emeğin tüm haklarını ortadan kaldırmaya yönelik politikaları karşısında sendikalar önemli bir engel olarak görülmüştür. Bu engelin aşılması için bir taraftan sendikalara yönelik baskılar artarken diğer taraftan da sendikaların “sosyal diyalog” kavramı etrafında uzlaşmacı bir yola yönelmeleri sağlanmıştır. Böylece sendikalar, grev silahını da elinde bulundurdukları “toplu pazarlık” mekanizmasını bir tarafa bırakarak “sosyal diyalog” uygulamaları içerisinde sermayenin masasına oturmuşlardır. Yani, “sosyal diyalog” ile işçi sınıfının en temel mücadele araçları bizzat sendikalar tarafından sermayeye teslim edilmiş ve emekçinin haklarını ortadan kaldırılan düzenlemeler sendikalarca meşrulaştırılmıştır. “Sosyal diyalog” yaklaşımının sonucunda yeni liberal politikaların gereği olan ve emeğin haklarını ortadan kaldıran pek çok düzenleme sendikaların da desteğini alarak uygulamaya konulmuştur.
    Türkiye’de gerek işyeri düzeyinde gerekse ulusal düzeyde birçok “sosyal diyalog” uygulaması gerçekleşmiştir. Bunlar kimi zaman işçi çıkartmaları, ücretlerin düşürülmesi, çalışma saatlerinin uzatılması gibi konularda olurken kimi zaman da asgari ücretin belirlenmesi, özelleştirmeler ya da 4857 sayılı İş Kanunu’ndaki gibi yasaların çıkartılma süreçlerinde ortaya çıkmıştır. Gerek işyeri düzeyinde gerekse daha üst düzeyli “sosyal diyalog” uygulamalarının değişmeyen sonucu ise emekçilerin hep geri adım atması ve ellerindeki hakları kaybetmesi olmuştur.
    SSGSS’ye karşı 14 Mart günü emekçilerden gelen tepkinin beklenenin çok üzerinde olması karşısında hükümet derhal “sosyal diyalog” masasını kurmuş ve “sosyal taraf” olarak nitelendirdiği konfederasyonları bu masanın başına oturtmuştur. Çarşamba günü işçi konfederasyonları ile gerçekleşen “sosyal diyalog” toplantısı ardından yapılan açıklamalar, bunun da bugüne kadar gerçekleşen “sosyal diyalog”lardan pek farklı olmayacağı izlenimini yaratmıştır.
    Zira, bu toplantıda SSGSS’nin kimi maddelerindeki hükümler üzerinden konuşulmuş ve kimilerinde de mutabakat sağlanmıştır. Oysa, getirilmekte olan yasa tasarısı Türkiye’de sosyal güvenlik ve sağlık sisteminin piyasa ekonomisinin koşullarına göre kökten değişmesini öngörmektedir. Bu değişim, sosyal güvenliğin ve sağlığın sosyal bir hak olmaktan çıkması sonucunu ortaya çıkartacak kadar köklüdür. Böylesine kökten bir değişim ortadayken bunun içinde prim ödeme gün sayısı ya da maaş bağlanmasında uygulanacak katsayı üzerinden pazarlık yapmak emekçilerin hakları açısından hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Aksine “sosyal diyalog”un ruhuna uygun böylesine bir pazarlık, sadece emekçilerin tepkisini ortadan kaldırmak ve getirilen düzenlemelerin sendikalar üzerinden meşrulaşması sonucunu ortaya çıkartacaktır.
    Başta emekçiler olmak üzere sermaye dışı tüm toplum kesimleri için sosyal güvenlik ve sağlık, yaşamsal bir haktır. Bunun ortadan kaldırılması ya da işlevsizleştirilmesi Türkiye’de son derece derin toplumsal sorunlar yaratacaktır. Böylesine önemli bir konuda bundan önceki icraatları ile toplumun güvenini zaten büyük ölçüde kaybetmiş olan sendikaların bir kez daha aynı hatayı tekrarlamaları, Türkiye’de sendikal hareket için son derece ağır bir darbe olacaktır. Sendikaların itibarını ortadan kaldıracak bir süreç içinde bulunmaya hiçbir sendika yöneticisinin hakkı yoktur. Ama bunun kararı sadece sendika yöneticisi konumunda olan üç beş kişinin inisiyatifine bırakılamamalıdır.
    Çarşamba günü “sosyal diyalog” toplantısında alınan kararların pazartesi gününe kadar açıklanmayacağı yönünde konfederasyon başkanlarıyla mutabakata varılmış olması son derece düşündürücüdür. Acaba toplantıda konfederasyon yöneticilerinin üyelerine ve topluma açıklamaktan çekineceği hangi konular konuşulmuş ve hangi kararlar alınmıştır? Bunun cevabının derhal verilmesi gerekir!
    Sözün özü:
    4 Sosyal güvenlik ve sağlık hakkını tümden ortadan kaldıran bir düzenleme üzerinde (kapalı kapılar ardında) pazarlık yapmaya kimsenin hakkı yoktur.
    4 Bu noktada emekçilerin talebi sadece SSGSS’nin tümden geri çekilmesi olmalıdır.
    4 Sendika üyesi olan ya da olmayan tüm emekçiler bu süreçte konfederasyonların tavrını dikkatle izlemeli ve gerekirse konfederasyon yönetimlerine karşı uyarı eylemleriyle müdahale etmelidir.
    Özgür Müftüoğlu
    www.evrensel.net