GERÇEK

  • Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısı’na karşı yapılan eylemler sonrasında, hükümetin geri adım atarak tasarıyı “yeniden inceleme” kararı alması emek cephesinde de yeni bir tartışmayı gündeme getirmiştir.


    Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) Yasa Tasarısı’na karşı yapılan eylemler sonrasında, hükümetin geri adım atarak tasarıyı “yeniden inceleme” kararı alması emek cephesinde de yeni bir tartışmayı gündeme getirmiştir.
    Uzun yıllardan sonra Merkezi Emek Platformu’nun yeniden bir araya gelip kararlar alması; daha da önemlisi yapılan çağrıya emekçi yığınlardan beklenenin çok ötesinde yanıt gelmesi karşısında hükümetin giriştiği “yasayı yeniden inceleme manevrası”na, bazı sendika ve emek örgütü yöneticileri tarafından, gereğinden fazla önem atfedildiği anlaşılmaktadır. Hükümetin manevra yapmasının nedeni, sanki; karşılaştığı tepki ve bu tepkinin giderek büyüme işaretleri değil de hükümetin iyi niyetiymiş gibi, bu sendika yöneticileri, bir “uzlaşmanın olabileceği”ni iddia ederek, hükümetin “görüşelim” çağrılarına hemen yanıt vermeye koyulmuşlardır. Dahası ortada henüz hükümetten gelen hiçbir ciddi yeni teklif yokken; “uzlaşılabilir havası” yaymaya girişmişlerdir.
    Emek cephesinde diğer eğilim ise; “bir pazarlık yapılmaması, tasarının geri çekilmesi ve eğer yeni bir tasarı üstüne konuşulacaksa, ancak mevcudun çekilmesinden sonra konuşulabileceği” biçimindedir.
    Daha eylemler sürerken; emekçileri “halka zulüm etmek”le, “yasaları çiğnemek”le suçlayıp savcıları, patronları göreve çağıran Başbakan, Çalışma Bakanı ve Sanayi Bakanı gibi en yetkili kişiler; bu açıklamalarından sadece birkaç saat sonra yasayı geri çekip; “hadi gelin üstünde konuşup anlaşalım” demeleri elbette ki çok şüphe çekici bir durumdur. Dahası hükümet açıkça IMF ve en büyük patronlarla anlaştığı “yasa”nın sağlığı ve sosyal güvenliği piyasaya açan ruhuna (onlar ana parametreler diyorlar) dokundurmayacağını açıkça ilan etmiştir.
    Bu ilan edildikten sonra; görüşmelerin yersiz; emek cephesi saflarında yeni ve gereksiz tartışmalar, bölünmeler yaratacağı için en azından bu aşamada sakıncalı olduğu da ortadadır.
    Elbette sendikal mücadele alanında sendika yöneticileri patronlarla, hükümetlerle görüşürler, pazarlık da yaparlar ama; bu görüşmeler gereği gibi yapılmazsa, eğer emekçi sınıfların temsilcileri arkalarına yığınların gücünü alarak masaya oturmazlarsa karşı taraf masadan galip kalkar. Çünkü onların masadaki güçleri daha büyüktür. Nitekim geçmişte, 4857 sayıl İş Yasası’nın çıkarılması sırasında “bilim kurulu” oyunuyla sendikaları nasıl tuzağa düşürdüklerini herkes biliyor.
    Bugün emek örgütleri masaya oturup görüşecek kadar karşı tarafı yıpratmış değillerdir. Bu yüzden de bugün yapılacak görüşmelerde, “şu madde şöyle olsun bu madde böyle olsun” pazarlığı değil; “bu tasarının çekilmesine karşı tarafı ikna etmek” için gerekli uyarıları yapmak biçiminde olmalıdır. Çünkü emek güçleri masayı etkiyecek kadar ileri mevzilere yürüyecek mücadele istekliliğini göstermişlerdir. Bu gücü bugün olduğu çizgide tutmak, emek cephesini masada zayıf düşürür. Ancak bu gücü somut olarak arkasına alan emek örgütü yöneticileri masada kendi taleplerini dayatacak konuma geleceklerdir. Şimdi henüz bu durum yoktur ve hükümet de bu tehlikeyi önlemek üzere geri adım atıyor görünmektedir. Ama aslında kendi amacına kazasız belasız varmayı hesaplamaktadır.
    Emekçilerin kazanacak bir çizgiye varmaları için geçtiğimiz hafta girilen mücadele yolunda ilerlenmesi gerekmektedir. Hükümetin sendikalar içinde bölücülük girişimlerinin etkileri olacağını da hesap ederek; sendikalar ve yerel platformlardan da öte birer birer işyerlerinde mücadele fikrinin yayılması için çabalar canlı tutulmak durumundadır. Bunun için yasanın içeriği, dolayısıyla yasanın tümünün emekçilere, halka saldırı olduğu; bunun için de mücadelenin sürmesinin gerektiği öne çıkarılıp, bugün “görüşmeciliği” savunanların baskılanması son derece önemlidir. Bunun için lokal eylemler, “Bahar Eylemleri”ndeki kimi yönetmelerin devreye sokulması önem kazanmaktadır. Çünkü beklenticilik emekçiler arasında yeni yeni uyanan mücadele isteğini ve birleşme girişimlerini de tavsatacaktır.
    Öte yandan hükümet, AKP’nin kapatılma davası baskısıyla sıkışmıştır ve emek güçlerinin baskıları karşısındaki direnci de düne göre daha zayıflamıştır. Çünkü o da eğer emek cephesini bölüp kendi içinde kargaşaya sürükleyemezse birleşen emek güçleri karşısında direnmenin kendine zarar vereceğini görecektir.
    Kısaca koşullar; işçilerin, emekçilerin aralarında birleşmeleri, onların örgütlü mücadelesinin ilerlemesinin olduğu kadar sonuç almaları için de son derece elverişli hale gelmiştir. Bunu içindir ki burada durmak ve “pazarlık”la çıkış yolu aramak; bırakalım sınıf mücadelesinin temel derslerine aykırı olmayı, basit mücadele fikri bakımından bile kabul edilemezdir. Hükümetin oyununa gelmektir. Onun için bugün; “Pazarlığa Hayır Tasarı Tümden Geri Çekilmelidir” fikrini savunanlar ve bunun gereği bir mücadeleyi savunanlar haklıdırlar. Haklılığın kazanmaya dönüşmesi için de elbette, görüşmelerin sonunu beklemeye son vererek harekete geçmek gerekmektedir.
    İ. Sabri Durmaz
    www.evrensel.net