ZEUS SUNAĞI

  • Troyalı bütün askerler surlardan içeri girip kapıları arkadan demirlediler. Ne var ki komutanları Hektor surların dışında kaldı.


    Troyalı bütün askerler surlardan içeri girip kapıları arkadan demirlediler. Ne var ki komutanları Hektor surların dışında kaldı. Surların üstünde duran babası kral Priyamos ve anası kraliçe Hekabe içeri girmesi için hâlâ bağıra bağıra yalvarıyorlardı ona. Ama Hektor, ne olursa olsun işgalci orduların komutanı Ahilleus’a barış önerecekti. “Gel artık savaşa son verelim” diyecekti. “Savaşın nedeni buraya kaçıp gelen güzel Helena’ysa, onu da çeyizini de geri vereceğiz. Ve…” diye ekleyecekti; “Ve Troya’da neyimiz var neyimiz yoksa hepsini kardeşçe bölüşelim; bundan böyle de silahlara veda edelim!” diye son sözünü söyleyecekti… Olmazsa haliyle teke tek vuruşmak zorunda kalacaktı!..
    Ne var ki Ahilleus, Troyalı komutan Hektor’un önerilerini dinleyecek durumda bile değildi. Bir an önce vuruşup onu öldürmek için can atıyordu… Ve Hektor onun önünden koşaraktan kaçsa da sonunda girişecekleri teke tek vuruşmada onu öldürecekti! Öldürmekle de hızını alamayacak; kılıcıyla deldiği ayak topuklarından kayışlar geçirip at arabasına bağlayacak; surların çevresinde, başı yerlerde sürüklene sürüklene dolandıracaktı!.. Savaşı izleyen tanrıça Afrodit, apar topar Kazdağı’ndan inip Hektor’un kan revan içindeki bedeni büsbütün güneşte kurumasın diye zeytinyağlı kremler sürecekti!.. Ne var ki bu arada Hektor’un güzel karısı soylu Andromahe’ye de kimseler gidip bu acı haberi iletme gücünü bulamayacaktı kendinde!
    İşte o gün de bütün savaş günlerinde olduğu gibi Andromahe, bebeği Astyanaks’ı uyuttu. Çok önceleri dokuduğu bir kumaşın üstüne savaş ve barış desenleri nakışlamak üzere iğnesini mekiğini aldı eline. Kumaşın sol üst köşesine içinden o gün coşup coşup gelen bir duygusunu desenlemek istiyordu. Bu desende kocası Hektor; güleç yüzündeki bütün aydınlık ve sevecenlikle, bir elini havada sallaya sallaya evin avlusuna girecek ve bebeği Astyanaks’la kendisine çok güzel bir şeyin, bütün insanların içinde sessiz bir kor gibi uyuklayan bir şeyin muştusunu verecekti!.. Bu muştuyu düşününce her tarafı ürperdi Andromahe’nin... Evet, Hektor artık bir daha savaşa dönmemek üzere evine, çocuğunun, karısının yanına geliyordu o gün!.. Bundan böyle de Troya halkı artık savaş yüzü görmeyecekti!.. Akhalar denen Yunanistanlılarla Troyalılar iki kardeş halk olarak hep barış içinde yaşayacaklar, birbirlerine üretimleriyle bile yardımcı olacaklardı!..
    İşte renkli kumaş üstüne içinden gürleyip gürleyip gelen bu coşkulu duygularını dillendiren sahneleri nakışlamaya başladı sevinçle, aceleyle... Aceleyle, çünkü bu sahneyi hemen nakışlamazsa, belki de barış gücenir, gelmeyebilir diye düşünüyordu! Ne var ki o gün gerçekten Hektor’un eve geleceğini anımsadı birden!.. Hemen ayağa fırladı. Bebeğini uyandırmamak için de sessiz adımlarla bir kazan su ısıtmaya gitti. Bu suyla savaşın bütün kirlerinden arınıp temizlenecekti kocası Hektor!.. Ve ondan sonra da bütün anaların artık bebeklerinden ve de yarınlarından kaygılanmadığı günlük güneşlik günler ve bütün Akdenizli halkların o güzelim Altınçağı başlayacaktı...
    İşte tam o anda surların olduğu yerden bir bağrışma, uzun bir çığlık püskürüp geldi Andromahe’nin kulaklarına! Eli ayağı titremeye başladı birden. Çok sevdiği kaynanası Hekabe’den geliyordu bu çığlık!.. Elindeki maşa düştü yere bir şangırtıyla. Hemen iki yardımcısı kızları çağırdı. “Kızlar, bahtsız kaynanamın çığlığı bu! Tanrım, yoksa bir bela mı geldi gene?.. Zaten Priyamos’un elliye yakın oğullarının hemen hemen tümünü kırdı bu baş belası savaş!.. Hektor tek başına surların dışında kaldı da Ahilleus’la teke tek vuruştu mu yoksa?!!!! Üstün bir iç ateşi vardır kocam Hektor’un; hep inandığı şeylerin önünde koşar... Bebeğe iyi bakın! Ben suralara doğru gidiyorum...” deyip rüzgâr gibi fırladı saraydan. Hizmetçiler de koşuştu arkasından! Surlara vardığında her taraf ana-baba günüydü... Önündeki ilk kuleye tırmandı Andromahe. Duvardan aşağılara bakınca da, Ahilleus’un arabasının arkasına ayaklarından bağlanmış Hektor’un güzel başını, toz toprak içinde, yerlerde sürüklenirken gördü dehşetle!.. Her yanı kan revan içindeydi... Andromahe’nin gözlerini kapkara bir gece sardı aniden ve can verir gibi olduğu yere yığılıverdi!.. Bir süre sonra kendine gelir gibi olduğunda, başındaki şeritleri çözüp çözüp attı yere. Tacını attı. Sonra da safran yeşilinden portakal sarısına, rengârenk boyalı yaşmağını fırlatıp attı ötelere! Oysa tanrıça Afrodit’in armağanıydı bu yaşmak! Hektor’la evlenirken tanrıçanın onlara getirdiği bir sürü armağanın arasından çıkmıştı... Hemen görümceleri, eltileri tutup ayağa kaldırdılar sapsarı kesilmiş Andromahe’yi.... Biraz soluklanıp kendini toparlayınca da hıçkıra hıçkıra, sayıklar gibi; “Hektor, bak neler geldi başıma!” diye dövünmeye başladı. “İkimizin de yazgısını ne çok birbirine benzetti bu lanet savaş! Yalnız ikimizin değil; çocuklarımızın, yakınlarımızın ve de bu savaşa giren bütün masum halkların yazgısını birleştirdi!.. İşte sen toprağın kuytu derinliklerindeki Hades ülkesine gidiyorsun. Ben daha önce anamı babamı bu savaşta yitirmiştim; zaten yetimdim. Şimdi sen de dul bırakıyorsun beni... Çocuğumuz Astyanaks’ı da yetim. Bu onulmaz acılar kaynağı savaş bitse bile, gelecekte yalnızca acıyla kaygı görecek o; artık boynu bükük, başı önde dolaşacak öteki akranlarının yanında... Onun bunun eteğine yapışmaya çalışacak yetim kalan bütün çocuklar gibi...”
    Daha böyle böyle ağıtlar dökerken, yakınları onu alıp götürmek istedi. Ama gitmek istemedi Andromahe... Ta ötelere, can yoldaşı Hektor’un tek başına, cansız yattığı yere doğru çevirdi gözlerini. “Hektor’um” diye söylenmeye başladı. “Anadan babadan ve bizlerden uzak, kurtlar köpekler kemirecek seni! Üstelik çırılçıplaksın orada, kan revan içindesin... Oysa ne çok tüy gibi hafif giysilerin var evde!.. Şimdi gidip hepsini, Troyalı erkeklerin ve kadınların önünde ateşe vereceğim!..”
    Hektor’un karısı Andromahe böyle konuştukça, surların yöresini tıka basa dolduran Troyalı kadınlar, yalnızca hıçkırıklarıyla karşılık verebiliyorlardı ona...
    Yaşar Atan
    www.evrensel.net