ÖZGÜRLÜK

  • 26 hukuk fakültesi dekanı ortak açıklama yaptı. Dekanlar, AKP’nin kapatılmasına ilişkin Yargıtay Başsavcısı’nın açtığı dava nedeniyle yapılan eleştirileri...


    26 hukuk fakültesi dekanı ortak açıklama yaptı. Dekanlar, AKP’nin kapatılmasına ilişkin Yargıtay Başsavcısı’nın açtığı dava nedeniyle yapılan eleştirileri, ‘hukuk devletinin yıpranacağı’ uyarısıyla yanıtladılar.
    Ben de yazılı basında, TV kanallarında, bazı radyolarda ‘kapatma davasını’ eleştirenlerdenim; dekanlar beni de ‘uyarmış’ oldular. Ben de dekanları uyarıyorum:
    1. ’Yargı organları, yasama organı gibi millet adına egemenlik yetkisi kullanır’ diyorsunuz. Unutmuşsunuz; yürütme de millet adına egemenlik yetkisi kullanır. Ayrıca, egemenlik yetkisi millet adına kullanılıyorsa, öncelikle egemenliğin esas kaynağı ‘milletin’ egemenliği kullanış biçimi üzerine denetim yetkisi vardır. ‘Millet egemenliği’ dediğiniz toplumsal kurgu açısından da egemenliğin meşruiyet kaynağı bireylerin toplumsallaşan egemenlikleridir. Özetle, ben ve benim gibi egemenliğin kötü kullanıldığına inananların eleştiri ve müdahale hakkı ortadan kaldırılamaz. Tıpkı sizin ortak açıklamanızı da diğer öğretim üyelerinin ve öğrencilerinizin eleştirme, kınama haklarının yok sayılamayacağı gibi.
    2. ‘Cumhuriyet savcıları, kanuni görevleri nedeniyle dava açar. Bu nedenle cumhuriyet savcıları açtıkları davalarda kişisel olarak taraf değillerdir’ diyorsunuz. Tam da bu nedenle savcılar istedikleri gibi, istedikleri an, istedikleri davayı açamazlar. ‘Yargılanmama hakkı’ adil yargılanma hakkının temelidir. Bu nedenle, savcılar, şüpheli hakkında suç teşkil eden bir eylemi işlendiğine ilişkin makul kuşku uyandıracak nitelikte delil yoksa dava açmamakla yükümlüdürler. Açarlarsa görevlerini kötüye kullanmış, şüphelinin yargılanmama hakkını ihlal etmiş olurlar.
    3. ‘Açılmış bir dava nedeniyle hakim ve savcılara yönelik tacizlerde bulunulması, yargı organlarının Anayasa ve kanunlarla belirlenmiş görevlerinin sorgulanması hukuk devletini yıpratır’ diyorsunuz. Yayınlanan yorum, görüş ve eleştirilerde ‘yargı organlarının görevleri’ sorgulanmadı. Eleştiriler siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin yasal düzenlemelere, Türkiye’de siyasi partilerin kapatılmasına ve somut olayda bir siyasi partinin kapatılmasını isteyen iddianamenin dayandığı nedenlere ve delil olarak gösterdiği vakıaların delil gücüne ilişkindi. Bu konuda bildirilen görüşleri, yöneltilen eleştirileri, yapılan yorumları ‘görev sorgulaması’ olarak değerlendirmeniz, sizler hukuk fakültesi dekanları olduğunuz için düşündürücüdür.
    Hukuk fakültesi dekanlarısınız, bilirsiniz; hukuk savcının iddianamesi, ilk derece mahkemesinin kararı, istinaf mahkemesinin kararı, Yargıtay kararı üzerine yazılan onlarca, yüzlerce bilimsel eleştirilerle gelişir. Bu eleştirileri yasaklarsanız bilim dışına çıkarsınız, hukuku güdükleştirirsiniz.
    4. ‘Herkesin kamuoyuna yaptığı açıklamalarda hakim ve savcıları baskı altına alacak yaklaşımlardan özenle kaçınması gerekir’ diyorsunuz. Yargıç ya da savcı, görevlerinin niteliği gereği kamuoyuna yapılan açıklama, yorum ve eleştiriler nedeniyle etki altında kalmamakla yükümlüdürler. Aksine, yargıçlar, yargılama süreci sonunda hüküm kurarken sadece hukuki unsurları değil, somut olayda etkili olabilen tüm parametreleri de göz önünde tutarlar. Maddi gerçeğe başka türlü ulaşılamaz.
    Bu nedenle yorum ve eleştiriler yargıcı baskı altına almazlar, yargıca hüküm kurarken değerlendireceği parametrelere ilişkin zengin görüşleri oluştururlar. Türk Ceza Kanunu’nun 277’nci ve 288’inci maddelerini hukuk fakültesi dekanlarının hukuk öğreticileri olarak, tekerleme cümleler dışında değerlendirmeleri gerekir .
    5. ‘Yargıyı korumak hukuku korumaktır. Bu görev hepimizindir’ diyorsunuz. Hukuku korumadan yargıyı koruyamazsınız. Eleştiri ve düşünce engellenerek ne hukuk ne yargı korunabilir. ‘Yargıç özgürlüklerin güvencesidir’ sözü üzerinde, umarım düşünürsünüz.
    Geçtiğimiz yıllarda ortak açıklama yaparak, Şemdinli savcısının hazırladığı iddianame yetkili ceza mahkemesi tarafından kabul edilmiş olmasına rağmen, dönemin Genelkurmay Başkanı ve diğer askeri erkanın Cumhurbaşkanlığı’na, Başbakanlığa gidişini ve hemen ertesinde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun, yetkisi olmadığı halde savcıyı görevden almasını dile getirip ‘uyarıda bulunsaydınız’, öğrencilerinizde umut ve heyecan yaratırdınız.
    Şimdiki ortak açıklamanızı esefle karşılıyorum
    VE
    öğrencilerinizin, her şeye rağmen, siyasi rüzgarlarla sürüklenmeden ‘hukukun üstünlüğü’ne yelken açan ‘gerçek hukukçular’ olması umudunu taşıyorum.
    Yücel Sayman
    www.evrensel.net