Üç çete operasyonu ve bugün olanlar

İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek gibi ünlülerin de Ergenekon Çetesi Operasyonu çerçevesinde gözaltına alınmasına tepki gösteren CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın iddiası; “AKP’nin kendi derin devletini kurma aşamasına geldiği” biçimindeydi.


İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Doğu Perinçek gibi ünlülerin de Ergenekon Çetesi Operasyonu çerçevesinde gözaltına alınmasına tepki gösteren CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın iddiası; “AKP’nin kendi derin devletini kurma aşamasına geldiği” biçimindeydi.
Baykal’a göre; “derin devlet” kurma (*) demek aynı zamanda “derin hukuk”, “derin yargı” oluşturmak anlamına da geliyordu.
Kuşkusuz ki; “derin devlet”, onun kendine has hukuk, kendine has yargısı olacağına dair saptamalar konusunda; bu ülkede Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı, cumhuriyetin kuruluşundan beri “derin devlet”le içli-dışlı olan CHP’nin her kademesinde bulunmuş Deniz Baykal’la aşık atılamaz. Hatta; derin devletin kendine has “askeri yöntemleri”, kendine has “kadroları”, kendine has “diplomasisi” vb. olacağını söylemek bile bir ölçüde doğrudur.
DENİZ BAYKAL DA GERÇEĞİ SÖYLER BAZEN!
Deniz Baykal iddialarıyla, gerçeğin bir yanını açıklamaktadır ama öteki yanını da “itiraf” etmektedir. Çünkü, “AKP kendi derin devletini kuruyor” demenin denmeyen, “itirafa” giren kısmı; “Zaten bir derin devletimiz vardı; ama AKP bunun karşısına kendi derin devletini kuruyor” fikridir. Baykal, sözcükleri ifade etmiyor ama bunu da söylüyor.
Ve Baykal’ın söylediği böyle anlaşılırsa; gerçeğin bir kısmı anlaşılır; ama gerçeği yeterince açıklamış olmayız. Çünkü gerçeğin biraz daha karmaşık olduğu anlaşılıyor.
Gerçeğin ne olduğunu daha iyi anlamak için, Susurluk’tan beri gelişen çete operasyonlarına kısaca da olsa bir göz atmak gerekir.

1-) Susurluk Çetesi Operasyonu: Bir milletvekili, eski ülkücü cinayetten aranan bir kişi, bir polis şefi aynı arabada çıkınca skandal patlak verdi. Devletin en tepesindekiler bile; “Ucu nereye giderse gidilecek” açıklaması yaptılar. Milyonlarca insan sokaklara çıktı, aylarca “çetesiz devlet” talebini dile getirdiler. Ama, birkaç suça bulaşmış polis, birkaç emekli subay ve emniyet görevlisi ile birkaç mafya elemanını aşmayan bir çizgide sürdürülen operasyon; daha yukarıları işaret eden kanıtlar ortaya çıkmaya başlayınca saptırılıp örtbas edildi. Yargılanan kişiler ödül sayılacak cezalar aldılar; cezaevine törenle uğurlanıp, “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganlarıyla karşılandılar.

2-) Şemdinli Çetesi Operasyonu: İki jandarma astsubayı ve bir itirafçıya Şemdinli halkı suçüstü yaptı. Olayın yarattığı infial yaygındı. İlk gelişmeler, Susurluk’ta yarım kalan ilişkilerin açığa çıkarılacağı umudunu uyandırdı. Özellikle bölge halkı; “Çetesiz devlet” talebini yineledi. Savcılık bu kişilerin bağımsız davranmadığı; bölgedeki komuta zincirinin de bu kişilerin suçlarından sorumlu olduğunu; hatta sorumluluk zincirinin Özel Kuvvetler Komutanlığı üstünden, zamanın Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’a kadar uzandığına işaret eden bir tabloyu ortaya koydu. Mahkeme savcının hazırladığı iddianameyi kabul etti. Ama, iddianameyi hazırlayan Savcı Sarıkaya, AKP’li Adalet Bakanı’nın girişimiyle önce görevinden alındı sonra meslekten ihraç edildi; iddianameyi kabul edip yargılamayı bu iddianame doğrultusunda yürüten ve sanıklara 39’ar yıl ağır hapis cezası veren mahkeme heyetinin yargıçları başka görevlere atandı. Sonuçta “Şemdinli Çetesi” denilen çete elemanları askeri mahkemeye çıkarılıp salıverildiler. Bu soruşturmayla bağlantılı olan, halen Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görevli askeri kişiler ve onlarla bağlantılı olduğu iddia edilen “sivil” kişiler hakkında soruşturmalar kapatıldı. Soruşturma Şemdinli’de tutuklanan üç kişiyle sınırlandı. Ergenekon adı da bu soruşturmalar içinde ortaya çıktı. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın çalışmaları içinde Ergenekon’un büyük bir organizasyon olduğu, ona bağlı ve çeşitli adlar altında çok sayıda timler olduğu da resmi ağızlardan yine o günlerde gündeme getirildi.

3-) Ergenekon Çetesi Operasyonu: Cumhuriyet gazetesine bomba atan, sonra da Danıştay’a saldırıp bir yüksek yargıcı öldüren “meczuplar”ın sorgulanmasıyla başlayan Ergenekon Operasyonu, giderek, devlet içinde örgütlü çete kategorisinden bir örgütlenme olduğu açığa çıktı. Buradaki özellik; çetenin içinde kuvvacılar ve şeriatçılar, ırkçı milliyetçilerle “solcu” bilenen ulusalcıların birlikte örgütlendiği idi. Bu çete organizasyonları içinde ilk biçimdi. Ve süreç ilerledikçe; Rahip Santoro cinayetinden Hrant Dink cinayetine, Malatya katliamına, bayrak mitinglerinden linç girişimlerine kadar son yıllardaki pek çok eylemin bu çete organizasyonuyla bağlantılı çevrelerce organize edildiği, en azından onların da kışkırtıp yönlendirdiği eylemler olduğu görüldü. En son İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu, bu çetenin “sol kanadı”nın başı oldukları iddiasıyla gözaltına alındı. Ve bu gözaltı ve suçlamaların daha da genişleyeceği anlaşılmaktadır.
AKP KENDİ DERİN DEVLETİNİ Mİ KURUYOR?
Kuşkusuz burada; AKP’nin kapatılma istemiyle açılan davanın Ergenekon Operasyonu’nun durdurulması için bir hamle olduğu, AKP’nin de operasyonu derinleştirerek kendisini kapatmak isteyenlere yanıt vermek istediği değerlendirmeleri yabana atılacak değerlendirmeler değildir. Ama, bu iç çatışma açısından anlamlıdır. Bizim burada sözünü ettiğimiz derin devletin yeniden yapılandırılması ve “AKP’nin kendi derin devletini kurması” iddiası açısından ele alınırsa; bu üç operasyona bakarak şunları söyleyebiliriz: 1952’de NATO’ya girilmesiyle birlikte Amerika tarafından örgütlenip biçimlendirilen “derin devlet” (buna askeri literatürde kontrgerilla da deniyor), soğuk savaş konseptinin sona ermesiyle görevini bitirmiş; yeni konsepte göre yeniden biçimlendirilmesi zorunlu hale gelmişti. İtalya, Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi ülkelerde biraz gürültüyle de olsa bu değişiklik yapılmıştır.
AKP, MASUM BİR ÇETE OPERASYONU YAPMIYOR
Türkiye’de ise Kürtlere yönelik savaş nedeniyle bu dönüşüm yapılamadığı gibi, faili meçhuller, işkenceler, gözaltında kayıplar, köy yakmalar, kentlerde Kürt-Türk, Alevi-Sünni çatışmalarını kışkırtma ve benzeri olaylar içinde kontra örgütlenmeler açığa çıkmıştı.
Susurluk; bu deşifre olan ilişkiler içinde en çürümüş olanların tasfiye edilmesi olmuş; ama ucu askeri ve sivil yetkililere kadar gidince soruşturma durdurulmuştur. Şemdinli’de; yine derin devletin ne olduğu ve nasıl bir mekanizma içinde olduğu sisler içinde de olsa belgelenmiş ve çok açık yöntemlerle üstü örtülmüştür. Ergenekon’da ise; çizmeyi aşmış olan dinci, kuvvacı, ulusalcı tanımlamalar yapanların tasfiyesine girilmiş; bu operasyona adları karışan önemli kişiler de deşifre edilmektedir. Öyle anlaşılmaktadır ki; bu zincirin diğer halkaları da sadece artık tasfiye edilmek istenenlerle sınırlı olarak ortaya çıkarılacaktır.
Teferruattan arındırılarak söylenecek olursa; “küreselleşme politikaları”nın yön verdiği ve ABD tarafından yönetilen; “terörizme kar-şı mücadele” konsepti çerçevesinde derin devlet yenilenmekte; bunun için de “soğuk savaş” kalıntısı, yeni döneme ayak uyduramayan bölümleri tasfiye edilmektedir. Çünkü yeni dönemin “derin devleti”nden beklenen; küreselleşmeci, geleneksel dar milliyetçiliğe, radikal dinciliğe karşı; ama sivil toplumcu, uluslararası terörizme karşı savaşacak kapasitede, piyasacı; ABD’nin bölge planlarına ayak bağı değil onu geliştirici olacak bir “derin devlet” olmasıdır.
Susurluk’tan beri derin devlete verilmek istenen şekil; onun geleneksel yanının tasfiyesidir. Dolayısıyla, bugün için asıl olan derin devletin çekirdeğinin korunması ve elbette ki ilişkileriyle ve araçlarıyla vb. yeniden biçimlendirilmesidir. Yani AKP masum bir çete operasyonu yapmıyor, bir misyon yerine getiriyor.
ABD STRATEJİSİNE BAĞLANMA SORUNLARINI ÇÖZMÜŞ BİR DERİN DEVLET
Bu açıdan bakıldığında; AKP’nin Şemdinli davasında Savcı Sarıkaya’yı ve yargıçları gözden çıkarması ve askeri cenahla uzlaşmaya yönelmesi; türban konusunda sessizliğini bozmayan Genekurmay’ın Ergenekon Çetesi Operasyonu’nda hükümetle paralel bir tutum içinde bulunması; AKP’nin “derin devletin yenilenmesi operasyonu”nda tek başına olmadığını göstermektedir.
Dahası yeni dönemin derin devletinin “Ilımlı İslamcı”, “Amerikan stratejisiyle çelişmeyen, tersine ABD’yi stratejik müttefik olarak benimseyen bir yenilenme”yi kapsayacağı tartışılmazdır.
Yani küreselleşme politikalarının etkin olduğu Türkiye’nin, ABD hegemonyasına hizmet eden bir derin devlet organizasyonuna ihtiyacı vardır. Bununla uyum sağlayamayanlar tasfiye edilmektedir. Olanlar bunu göstermektedir.
Deniz Baykal’ın iddiaları da bu çerçevede geçerlidir. Ama AKP’nin değil sistemin derin devleti yeniden kurulmaktadır. Derin devletin özelliği de devletin politikasını esas almasıdır. Dolayısıyla partiler gelir gider, geldiklerinde devletin legal kurumlarıyla oynarlar onları kadrolaşma yoluyla ele bile geçirirler ama devletin derin bölümü genel politikaların rotasında olması için etkinliğini sürdürür. Devletin derin bir yanının olması ihtiyacı da buradan gelir zaten.
AKP’NİN MİSYONU!
CHP’nin lideri de bunu bilir elbette ama; CHP ve onun felsefesi devletin dışına itilmeye gidildiği için o üstüne titredikleri “derin devlet”i, “AKP’nin derin devlet kurması” olarak ifade etmeyi tercih etmektedir. Burada AKP’nin misyonu, “derin devleti yenileme misyonu”dur. Ve elbette devletin yeniden biçimlendirilmesinin gerekçeleri, AKP’nin dünya görüşü ve politik yaklaşımlarıyla uyumlu olduğu için AKP kadrolaşmasıyla da çelişmemektedir. Bu anlamıyla da “derin devlet”in yeni biçimlenişi bugün AKP’nin temsil ettiği değerlere yaklaşan bir derin devlet olacağını söyleyebiliriz.
Bu “devletin” milliyetçiliği, CHP gibi değil, bölgede Türkiye’nin çıkarlarını “sınır ötesi”nde silahla da korunması üstüne oturan ve bunu ABD’nin bölge stratejisine bağlamak isteyen bir çizgide olacaktır. Aynı zamanda bu derin devlet, dinle siyasetin daha çok iç içe geçtiği bir hukuk ve devlet yapısını da birlikte getirecektir.
ÇATIŞMANIN HALKIN SIRTINDAN OLMASINI ÖNLEME GÖREVİ
Daha başka pek çok şey söylenebilir elbette ve bunlar önümüzdeki günlerde tartışılacaktır. Ama burada şunu belirtmeliyiz ki; bu süreç öyle küçük sarsıntılarla ilerlemeyecek, tersine bugünkünden daha sert çatışmalara yol açacaktır. Örneğin bugün gördüğümüz çete suçlamalarına varan çatışmalar yargıda da gündeme gelebilir. Yargı alanında da Ergenekon’a bağlanan ilişkiler keşfedileceğini şimdiden söyleyebiliriz. Ordu içinde de çete bağlantılarının sadece emekli generallerle sınırlı kalması da beklenemez elbette. Ama, öyle görünmektedir ki oradaki tasfiye yine ordunun gelenekleri içinde olacaktır. Tabii başka tepkiler bu geleneğin bozulmasına yol açmazsa!
Türkiye’nin ilerici, demokrat güçleri, sınıf partisi, emekçilerin ileri kesimleri gelişmeleri bu genişlik içinde görmezler ve popülist kimi geleneksel devletçi, milliyetçi, laikçi tepkilerle sınılırlı bir tutum benimserlerse, yukarıdaki çatışmaların tarafları halkı maniple edip, kendi amaçları doğrultusunda kolayca bölerler. Çünkü; bunlar, “birbirini yer” görünürken halkı da kendi arkalarına yedeklemeyi hesaplamışlardır. Bu yüzden çatışma seyredilecek değil; bizim cephemizin müdahalesini gerektiren ve ancak bu müdahale yapılırsa halk, işçi sınıfı ve Türkiye’nin geleceğine olumlu katkılar sağlayabilecek gelişmelerdir.

(*) Derin devletle, görünen devlet ve kurumlar birbiriyle tamamen ayrı iki organizasyon değildir. Tersine bildiğimiz devlet “derini”yle “sığı”yla tektir. “Derin devlet” ve onun kurumları içinde devlet aygıtının kilit noktalarının görünen hiyerarşi dışında; kendisini her tür yasa, kural ve ahlaki sınırlamadan bağımsız davranma hakkı tanıyan bir merkezden emir alır duruma gelmesidir. Yani mevcut yasalar ve teammüller dışında bir mekanizmaya bağlanan devlet organizasyonlarının genel adına “derin devlet” diyerek, anlaşılırlık sağlamak istiyoruz. Buna kontrgerilla da diyoruz zaman zaman ve yerine göre. Asker, polis, sivil memur, sıradan yurttaşlar böyle bir mekanizma içinde görev alabilmektedir. İşte kontrgerilla talimatnamesi olarak da deşifre olan bu mekanizmanın yasadışı mafya örgütlenmeleri, illegal kimi paramiliter örgütlerle de ilişki içinde çalıştıkları en azından Susurluk’tan beri biliniyor.
İhsan Çaralan
www.evrensel.net