bir uzun yürüyüş:
diyarbakır newroz’u

Diyarbakır'da yüz binlerce insan, toprağın, suyun ve göğün sesiyle, tozu dumana katarak, erdem çiçekleri gibi alanlara aktı.


Diyarbakır, geçtiğimiz cuma günü tarihi bir Newroz’u daha göğüsledi. Yüz binlerce insan, toprağın, suyun ve göğün sesiyle, tozu dumana katarak kara bulutların altında, erdem çiçekleri gibi alanlara aktı. Kah “barış” dediler, kah “kardeşlik “dediler, kah “Kürdüz”, kah “inkara son” dediler…
Bitmez bir enerji yükseliyordu çakıllarla örtülü Newroz alanından; kokusu Alipaşa’dan, Fiskaya’ya, Seyrantepe’den Karacadağ’a, Bağlar’dan Hançepek’e, Silvan’a, Dicle’ye kadar uzanıyordu. Yorgun da olsalar, bitkin de olsalar, fukara da olsalar fark etmiyordu; kimisi sırtında çocuğuyla gelmişti; peşi sıra diğer çocukları, ellerinde torbaları, torbaların içinde tencereler, çaydanlıklar, köfteler, börekler...
Kimisi de geleneksel kıyafetleriyle ihtiyar analarının elinden tutarak sahnenin önüne ilerlemeye çalışıyor. Öğlen namazı için Kürtçe hazırlanan pankartların üzerinde namaza duranları da unutmamak lazım. Ama belli ki hepsi de sevinçleriyle birlikte yoksulluklarını, yorgunluklarını, ağrılarını, acılarını da getirmişti; bugün coşmanın zamanıydı ama! Simitçilerin, dönercilerin, ciğercilerin bağırışları arasında davul zurnalı halaylar, türküler, tillili çekmeler ve sloganlar…

Newroz pîroz be!
Tıpkı türkülerdeki gibi, yürüdükçe demleniyordu sözler; büyüyor ve büyüdükçe sanki bin yılın tarihi, yeniden renk olup bin coşkuya dönüşüyordu. Yoksa sabahın erken saatinde yola düşenler delirmişler miydi? Ne demeli elinde bastonuyla, bembeyaz sakallı o ihtiyar yüzlere?! Ya rengarenk kıyafetlerinin içinde birer nergis gibi açan minnacık çocuklara?! Kol kola girmiş ergen kızlar, genç delikanlılar tüm heyecanlarıyla renklerinin, seslerinin hakkını vere vere dümdüz ovadan kalabalığa karışırken toprağı vura vura yürüyen adımlar, belki de kendilerine bile anlatamadıkları bir şeyleri fısıldıyordu; çünkü hepsi aynı şeyi söylüyordu. “Ağlamak istiyorum” diyenler de oldu, “Dilimi konuşmak istiyorum” diyenler, iğneleye iğneleye “Bak görsün Erdoğan biz buradayız” diyenler de oldu. Yollar, Newroz alanında birleşince herkes birbirine daha da benzedi. Kalabalık cesaretin, erdemin, mertliğin, paylaşımın, kardeşliğin gövde gösterisi desek hiç abartmış olmayız. Bunun adını kendileri koymuştu; kırmızılar, morlar, yeşiller içinde; öfkeli, durgun, coşkulu görüntülerle kaynaşırken “Newroz piroz be” sesleri ağırdan ağıra bir ortak duygunun da adını koyuyordu.

‘Ben Karacadağlıyam’
“Kimse gocunmamalı sözlerimden” diyordu bizim 70’ini aşan ihtiyar ana. “Adım Ayşan” derken bile yüzündeki dövmelerinin sesi ta Siverek’ten duyuluyordu; geldiği yer belliydi, yemyeşil gözleri, mor-sarı-kırmızı fistanını yellendire yellendire “Karacadağ’dan geldim” diyor, devamında dövmelerini göstere göstere Kürtçe Newroz’u anlatıyor bize: “Ben Karacadağlıyam, bak yanımda ekmeğimi getirdim, yiyecek ekmeğim yoktur. Çocuklarım da burada. Ama bizim bir canımız, bir dilimiz, bir de kültürümüz var. Kimse bundan alınmamalı. Biz de varız. Biz de insanız. Herkesin Newroz’unu kutluyorum. Keşke Türkler de buraya gelse, birlikte kutlasak, o zaman esas kardeş oluruz. Biz bekleriz onları.”

‘Bugün adım Newroz’
Alipaşa’dan gelen Gulê Kakız da, “Newroz bizim için barıştır… Bu yetmez mi? Barış, barış, barış…” diyor. “Bugün benim adım Newroz” diyen 30’lu yaşlarındaki bir kadın da en tılsımlı sözleri dile getiriyordu: “Herkes baksın buradaki coşkuya, bu insanlar niye buraya geliyor? Dünyanın neresinde böyle bir kalabalık kendiliğinden toplanıyor? Bilmiyorlarsa ben söyleyeyim. Biz diyoruz ki barış istiyoruz. Biz kimsenin ölmesini istemiyoruz… Gençlerimizi gömeceklerine silahları gömsünler.” ‘Newroz’, bu sözlerini özellikle Başbakan Erdoğan’ın duymasını istediğini belirterek, “Bizi inkar ede ede, nereye kadar, bize paket açacakmış, bize Erdoğan’ın paketi lazım değil. Madem ki paket hazırlayacak gelsin bize sorsun bir kez de, siz ne istiyorsunuz” şeklinde konuşuyor. Başına bağladığı puşi ile gelen ve 1934 doğumlu olduğunu ifade eden Halil Aşan isimli vatandaş da Newroz’un kendisi için kardeşlik olduğunu, insanlık olduğunu ifade ediyor. “Bizi inkar edenler görsünler. Biz buradayız. Biz niye geliyoruz buraya sanıyorlar!..” diyen Aşan, Başbakan Erdoğan için de “Artık sınır ötesi operasyonla bir kere kendisini ‘rezil û hüsref’ etti. Artık ondan bize hayır gelmez. Kimse de ona inanmaz bundan sonra” diyor. Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda 4. sınıf öğrencisi olduğunu belirten Zilan Boz da Newroz ile ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor: “Bizim bayramımızdır. Herkese kutlu olsun. Ben ilk kez geliyorum. Çok keyifliyim. Herkes barış istesin keşke. Barış güzeldir.”
Ali Rıza Kılınç
www.evrensel.net